Akacan Holding
Orhan İSMAİLOĞLU

Orhan İSMAİLOĞLU

25.08.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Çözüm istemenin yeni adı ‘saplantı’ mı oldu?

Herkes çözüme inanmak zorunda değildir.

Herkes çözüm istemek zorunda da değildir.

Kimileri inanır ki Kıbrıslı Türklerin geleceği çözümsüzlüktedir.

Kimileri inanır ki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bir gün tanınacak ve dünyadaki yerini alacak.

Kimileri inanır ki Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumlar asla bir araya gelemez, ortak devlet kuramaz.

Ben yukarıda saydıklarım gibi düşünmüyorum, onlarla aynı görüşte değilim ama hepsine de saygı duyuyorum.

Nasıl ki ben bu ülkenin geleceğinin çözümde olduğuna inanıyorum, bazı kimseler de tam tersini düşünebilir.

Bu son derece normal bir şeydir...

Esas, tek tip insan yaratmaya çalışmak yanlıştır.

Benim itirazım çözüm istemiyor oluşlarına değildir bu kesimlerin.

Görüşlerini ortaya koysunlar, hem beni, hem de çözüm isteyen herkesi ikna etmeye çalışsınlar.

Bunda hiçbir sorun görmüyorum ama benim canımı sıkan yalana başvurulmasıdır.

Adamlar bu ülkeye çözümün yarayacağını, anlaşmanın yürümeyeceğini kanıtlamak için görüşlerini değil de yalanlar ortaya atıyorlar.

Gerçekleri göz ardı ederek, tarihi bile çarpıtarak, olmayan şeyleri olmuş gibi ortaya atarak, insanları korkutarak, aldatarak, hakaret ederek bir yerlere varmaya çalışmak doğru değildir, hatta ayıptır.

Yıllardır aynı taktikle insanları çözümden uzaklaştırmaya çalıştılar...

Bir dönem hiç görüşülmeyen, konusu bile açılmayan uyduruk haritaları aldılar ele çıktılar yola.

Kendi uydurdukları haritaların üzerine edebiyat yaptılar.

Bir dönem sanki paylaşım başlamış gibi, “O köyü verdiler, bu kenti verdiler” deyip durdular.

Gün geldi “Garantiler kalktı, mahvolduk, Rumlar bizi kesecek” diye tutturdular.

Rum görsün istemezler ama Rum gazetelerini referans gösterirler.

Siz söylüyorsunuz ya; soruyorum size, hani Rumlara güven olmazdı, hani Rumlar yalancıydı?

Peki size göre güvenilmez olan bu adamların gazetelerine neden inanıyorsunuz?

Kendi cumhurbaşkanınızın söylediğine inanmıyorsunuz, Rum gazetelerine inanıyorsunuz.

Rumlar, “Güzelyurt verilmeden anlaşma olmaz” diyormuş.

Diyorlar, ilk defa mı duydunuz?

“Türk askeri adada kalamaz” diyorlarmış, evet diyorlar, hep diyorlardı zaten.

“Garantiler kabul edilemez” deyip duruyorlarmış, evet bunu da diyorlar.

Demekle, istemekle mi?

Her iki taraf da neler istemiyor ki?

Siz de “Çözüm olsa bile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yaşayacak” diyorsunuz, mesela.

Bu dediğiniz olacak şey midir?

Kıbrıs sorunu neden bunca yıl çözülmedi, çünkü çok zor bir sorundur, çünkü tarafların istekleri karşı tarafı hiç memnun etmedi.

Çünkü bir tarafın isteği, diğer tarafın kaybı olarak görüldü hep.

Sizin söyledikleriniz hep vardı zaten.

Güvenlik-garantiler, toprak kolay başlıklar mıdır?

Bu konularda uzlaşıya varmanın ne kadar zor bir olay olduğunu bilmeyen var mıdır?

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya saldırarak bir yere varılamaz.

Bir gün başbakan saldırır, başka bir gün başbakan yardımcısı, sonra onlar yumuşar bu kez dışişleri bakanı saldırmaya başlar.

Dışişleri bakanı, cumhurbaşkanını hayalperest olmakla, kendi kişisel saplantılarını tatmin etmeye çalışmakla suçluyor.

Çözüm istemek, inanarak, çözüm için çaba sarf etmek “saplantı” mı oldu şimdi.

Koca bir toplumun sorumluluğunu taşıyan cumhurbaşkanını, kendi kişisel saplantılarının peşinden koşmakla suçlayarak toplumun gözünde küçük düşürmeye çalışmak ne kazandıracak ki size?

Cumhurbaşkanına “saplantılı”, demek çok haksızca ve acımasızca bir yakıştırmadır.

Gerçi çözüm istemek bir “saplantıysa” keşke herkesin böyle saplantısı olsun diyeceğim ama saplantı, güzel bir söz değildir, “önüne geçilmez saçma düşünce veya duygu” demektir ve neresinden bakarsanız bakın hakarettir.

Önce başbakanın, kısa süre sonra da dışişleri bakanının cumhurbaşkanına hakaretleri hiç yakışık almıyor.

Siz çözüme inanmadığınızı söyleyin ama yalana, hakarete başvurmayın.

Hep söylüyorum, yine söyleyeyim; liderler hele bir geçsinler bu zor konulara, hele bir müzakere etsinler, hele bir metin çıksın ortaya merak etmeyin beğenmezsek hep birlikte “hayır” deriz ama sabredin.

Şimdi ben de sizin “çözüm karşıtlığınıza” saplantı desem diyorum ama o zaman sizden farkım olmaz, o nedenle demeyeceğim…

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.