HUNKAR SAG GIYDIRME
Prof. Dr. Mehmet HASGÜLER

Prof. Dr. Mehmet HASGÜLER

11.01.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

21 Aralık 1963’e Bugünden Bakarken…

Cenevre’de çözüm aranan şey aslında 1960 sistematiğinde çatışma çıkaran yönetim ve güç paylaşımını yeniden formüle etmektir. Dolayısıyla Aralık 1963 bu açıdan dikkatle anlaşılmalı ve anlamlandırılmalıdır. Bu cihetten geçenlerde kutladığımız 21-25 Aralık Şehitler haftasının şuurlu biçimde çözüm arayışlarına da ışık tutması için iç ve dış siyasi dengeleri çözümlemekle olacağını bir kenarda tutmak lazım. Kıbrıs yakın tarihindeki 21 Aralık olayının, çevre ve dış aktörler bağlamında da okunması da gerekiyor... O soğuk kış günlerinde baş gösteren iç çatışmanın dışarıdan getirdiği ve içimize bıraktığı bombanın yarattığı yaranın okumasına en yakın aktör Türkiye’den bakabilmeyi deneyelim…

İlk olarak 27 Mayıs 1960 askeri darbesiyle Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluş antlaşmalarını imzalayan, bağımsız devletin kuruluşunu sağlayan ve Türkiye’ye garantör unvanı sağlayan Başbakan Menderes ve Dışişleri Bakanı Zorlu önce hapse sonra da darağacına götürülüyor… Bunun ardından yeni bir anayasa hazırlanıyor ve ardından seçimler oluyor… Darbenin ardından 1961’de ilk seçimler yapılıyor ve İnönü başbakanlığında CHP ve Adalet Partisi koalisyonu(26.Hükümet) kuruluyor… 8’inci İnönü hükümeti 20 Kasım 1961 ile 25 Haziran 1962 arasında görev yapıyor… Ardından CHP-Yeni Türkiye Partisi ve Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi ve bazı bağımsızların desteğiyle 9’uncu İnönü Hükümeti kuruluyor… Bu hükümet de 25 Aralık 1963’de düşüyor…

Bu hükümetler görevdeyken TSK içerisinde 27 Mayısçılarla diğerleri arasında çeşitli anlaşmazlıklar ortaya çıkıyor… Hatta 22 Şubat 1962’de Harp Okulu Komutanı Kurmay Albay Talat Aydemir ve arkadaşlarının 27 Mayısçıların tasfiyesi için 20 Şubat’ta başlatılan atama ve gözaltlarına karşı direniş yaşanıyor… Bunu 20 Mayıs 1963’te radyoevinde bir bildirinin okunmasıyla biten bir darbe girişimi izliyor; bu girişim tarihe başladığı anda biten tek ihtilal olarak tarihe geçiyor…
Kıbrıs Cumhuriyetini kuran iradeye darbe…

Görüldüğü gibi ülkenin siyaseti askeri darbenin artçı sarsıntılarından etkileniyor… O günlerde darbenin etkisi siyaseti ciddi biçimde sarsıyor… Bunlarla birlikte İnönü bu sefer 25 Aralık 1963’te azınlık hükümetini (28’inci hükümet) bağımsız vekillerle kuruyor… Görüldüğü gibi 21 Aralık 1963’te Kıbrıs yanarken Türkiye’de Kıbrıs Cumhuriyetini kuran siyasi irade darbeyle yıkılıyor ve ardından asılıyorlar…

Lakin Türkiye’de ordu içerisinde hesaplaşma hemen bitmiyor… Bunun Kıbrıs’a yansımalarını düşünmeye devam ettiğimizde ciddi bir boşluğun oluştuğu görülüyor. Bu boşlukta Kıbrıs Türklerinin siyasi elitleri yalnız başlarına kalıyorlar… Dahası, Kıbrıs Cumhuriyetindeki tüm antlaşmaları ve anayasayı oluşturan Türkiye ekibi artık görevde değil… Kıbrıs’ta başlayan toplumlararası çatışmaların sonucunda oluşan boşluk Kıbrıs Türklerinin hükümet kurumlarından çekilmelerine kadar gidiyor… Bu durum sonrasında 4 Mart 1964’te İngiltere’nin öncülüğünde BM Güvenlik Konseyi’nin 186 sayılı kararının çıkmasına kadar varıyor… Bu meşum karar Kıbrıs Hükümetinin içindeki Kıbrıslı Türklerin Bakanları olmazken ve Temsilciler Meclisindeki vekillerimizin de sandalyeleri boş kalırken alınıyor…

Türkiye’nin garantörlüğünü tartışmak bizi çözüme yaklaştırır mı?

İlk başta çekildiğimiz ve hata yaptığımız bu kararın ardından Mart 1964 ortalarında Başbakan İnönü geri dönün çağrısı yapmış olsa bile atı alan Üsküdar’ı geçiyor… Çünkü bu dönüşümüzü bu sefer Rum siyasi elitleri kabul etmiyor…

Elbette sadece Türkiye’nin üzerinden konuyu açıklamak haksızlık olabilir… Lakin bugünlere o siyasi atmosfer içinden nasıl geldiğimizi de en yakın dost ve kardeş ülke Türkiye’nin istikrarsızlık içinde olması ve basiret oluşturma hususundaki etkisizliği de görülmesi gerekiyor… Elbette Rum yasal görevlilerinin terör yaptığını ve ciddi boyutlarda zarar verdiğini biliyoruz… Lakin bugünlerde çok net biçimde Türkiye’nin garantörlüğünü ve TSK’nın ülkemizdeki güvenlik oluşturma görevini tartışılır kılan bazı aktörlerin durumuna bir de bu tarihi geri plandan bakmak lazım… Öyle ki Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyetini kuran antlaşmaların altında imzası olduğu ve bunun üzerinden uluslararası alanda kabul gören garantörlük statüsünü ve TSK’nın yerini tartışan bir çözüm girişiminin nafile bir uğraş olacağı kesindir…

Bu vesileyle 21 Aralık’ta mücadele eden ve şehit düşen kahraman Kıbrıslı Türklere Allah’tan rahmet dilerim… Onların mücadelesini tarihi gerçeklerle yeniden hatırlamak ve bellek tazelemek ileriye doğru adım atmak için şarttır…

Not: O günlerde yani 21-25 Aralık Şehitler Haftası dolayısıyla yazılmış ama yayınlanmamış bir yazıdır. Güncelliğini yitirmediğine okuyucular da katılacaklardır.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.