Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Prof. Dr. Mehmet HASGÜLER

Prof. Dr. Mehmet HASGÜLER

04.01.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Cenevre: “Çözüm” mü Transformasyon mu?

Kıbrıs yaklaşık 13 yıl önce AB üzerinden çözüme kavuşturulmak isteniyor… Araya girmeyen kalmıyor… Müzakereler tamamlanıyor tamamlanmıyor… Boşlukları BM Genel Sekreteri Annan dolduruyor ve adıyla anılacak belge iki tarafta eş zamanlı olarak referanduma götürülüyor… Bu planın fikri arka planında Ledsky ve onun da gerisinde esas aktör ise dış dünyada meşhur Kıbrıslı Türk bir iş adamı var… Bu plana Kuzey evet diyor Güney hayır diyor… Bu referanduma Kuzeydekiler hem BM çözümüne hem de AB üyeliğine evet derlerken, Güneydekiler her ikisine de hayır diyorlar… Bunun ardından bir hafta sonra hayır diyenler AB üyesi oluyor evet diyenler ayazda kalıyor… O günlerde Avrupalı olmak gibi bir huşu içinde bir cazibe oluşturup sivil toplumu da arkasına takanlar şimdi ağızlarına AB’yi almıyorlar bile… Neden? AB kısa sürede güven ve itibar kaybına uğradığından… Dahası Güney Kıbrıs’a uyguladığı ekonomik kemer sıkma politikalarından ahali illallah ettiğinden…

Uyuşmazlığın “Avrupalılaşması”

AB’nin Kıbrıs’ın iki yanı için de balon olduğunu sağır sultan bile öğreniyor… Lakin “Kıbrıs Cumhuriyeti” eğreti haliyle yeni bir unsuru da arkasına alıyor… Bu da AB üyesi “yarım devlet” “Kıbrıs Cumhuriyeti” unvanı… Yani sorun transforme ediliyor… Kısacası Kıbrıs uyuşmazlığı “Avrupalılaşıyor”… Dahası çözümle Avrupalı olmayı bekleyen Kıbrıslı Türkler sorunu transforme etmek için kullanılıyor… Hatta bunun üzerinden çözüm müzakerelerine garantörlük müessesini (elbette Türkiye’nin) ortadan kaldırma fırsatı olarak görenler bile ortaya çıkıyor…

Çözüm süreci aniden 2016 sonunda yeniden alevleniyor… Bu sefer doğal gaz üzerinden bir çözüm havası yakalanmak isteniyor… Bu durum AB üzerinden kurgulanamayan çözüm mottosunu, şimdilerde doğal gaz üzerinden yakalama mahreci gibi okunabilir… Aslında bu da “çözüm olsun”dan çok sanırım yine ikinci bir transformasyon (dönüştürme) süreci olarak okunabilir…

Kıbrıs’ın üzerinde durduğu zemin ve Türkiye

Öyle ki klasik Kıbrıs uyuşmazlığında girdiler yani tarihsel parametreler açık ve nettir… Bu uyuşmazlığın iki ana kökü bulunuyor… İlki dışardan kaynaklanan jeopolitik nedenler ikincisi içerden kaynaklanan yönetimi paylaşma ve eşit taraf olma… Buradan bakıldığında jeopolitik nedenlerin kaynağında Soğuk Savaş’ta komünizm korkusu yatıyor. Adanın bölünüp sair hedefler için sağlam biçimde üs olarak rahatça kullanılması durumu ki bu son derece başarılı oluyor… Sonrasında jeopolitik nedenlere önce AB eklemlendi; şimdilerde ise doğal gaz yükselen bir önem kazanıyor… Bu koşullarda Kıbrıs geleneksel anlamda üzerinde savunma hattı kurgulanmaya müsait yapısından farklı bir noktaya taşınmış oluyor… Bunun içerideki karşılığı referanduma kadar genelde AB üyeliği sebebiyle güçlü pozisyonda bulunan Türkiye ve Kıbrıs Türkleri yavaş yavaş güç kaybeden noktaya taşınması oluyor… Bu durumun ilk göstergesi de bugüne kadar müzakerelerde garantörlük müessesine dönük zımni bir uzlaşma varken artık Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın buna açıkça karşı çıkıyor olmasıdır… Burada üzerinde durulması gereken nokta AB üyesi Kıbrıs’ın varlık sebebi ve üzerine oturduğu zeminin hâlâ yerinde duruyor olmasıdır; bu zeminde 1959-1960 antlaşmaları olduğudur… Antlaşmaların altında Türkiye’nin de imzası olduğu gerçeği henüz kazınamıyor… Becerseler Menderes ve Zorlu’nun emaneti bu antlaşmaları havaya uçuracaklar!

Cenevre’de görmemiz gereken

Cenevre zirvesi aslında bu zemine dönük muhalefeti (dahası karşı çıkışı) de göreceğimiz bir müzakere olacak… Önce AB üzerinden Kıbrıs Uyuşmazlığı “Avrupalılaştırma” ardından doğal gaz üzerinden Orta Doğu’nun çatışma dinamiklerine geri dönme şeklinde bir paradoksu göstermek amacında değilim… Lakin bu iki basamaklı transformasyon sürecinin aslında Kıbrıs’ı çözümden çok istikrarsızlığa taşımayı hedeflediğini sanırım anlamayan yoktur… Klasik Kıbrıs uyuşmazlığına önce AB gömleği giydirip onu birliğin içine almak isterlerken aslında bir yol kazası falan olmuş değildir… Çözümsüzlüğü Avrupalı yapmak isteyenler bunu öyle kurguluyorlar… Şimdilerde ona bir de doğal gaz menşei verip uyuşmazlığı jeo-ekonomik zeminle ikinci bir kez dönüştürmek istiyorlar… Öyle ki garantörlük müessesine dönük açıktan saldırı ve muhalefet de aslında çözümden çok onu doğal gaz paydaşlarıyla Kıbrıslı Türkleri etkisizleştirip onlar üzerinden Türkiye’nin pozisyonunu aşağıya çekme arayışındalar… Yoksa dert çözüm olsaydı başka türlü bir halkla ilişkiler doktrinini sahaya sürerlerdi…

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.