Akacan Holding
Prof. Dr. Mehmet HASGÜLER

Prof. Dr. Mehmet HASGÜLER

09.01.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Cenevre: Ekonomik bir uzlaşmaya mı gebe?

Cenevre zirvesi siyasi bir çözümden çok ekonomik nitelikli bir uzlaşmaya veya mutabakata daha yakın… Özellikle Kıbrıs’ın Güney’inden ve Yunanistan üzerinden gelen düşündürücü Garantörlük “rezervi” ve “Kırmızı Çizgi” iddiası siyasi çözüm konusunda umutları aşağıya çekiyor… Kıbrıs ve Yunanistan karar vericilerinin bu konudaki tutumunu hemen değiştirmelerini beklemek hayal olur… Zaten bu yaklaşım siyasi bir çözüme hazır olunmadığını da ortaya koyuyor…

“Kıbrıs Cumhuriyeti” bilindiği gibi gökten zembille inmiş değildir…Bu devletin doğuşunda ve bağımsızlığında önce Türkiye ve Yunanistan uzlaşıyor ardından İngiltere alacaklarını aldıktan sonra devreye giriyor ve böylece suigeneris bir bağımsızlık ve anayasal yapısıyla ortaklık devleti doğuyor…Dolayısıyla ana kurucu parametrelerden biri olan Garantörlük Müessesini çözümün önüne koymak aslında çözüme çomak sokmakla birdir…Şimdi bu şartlar altında Cenevre Zirvesinden tarafların başarısız çıkmasını önlemek için olası yeni uzlaşmalara bakmakta fayda vardır…Bu yaklaşım üzerinden düşünüldüğünde aslında olası birleşmenin ve bütünleşmenin de ekonomik veçhesi güçlendirilmiş olabilir…

İzolasyondan kurtulmak

İlk olarak Kıbrıslı Türklere BM, AB ve ABD nezdinde 24 Nisan 2004’de doğan izolasyondan kurtulma vaadini bu zirvede kotarmak olası siyasi çözümü güçlü bir entegrasyon için de hazırlayabilir… Bu ne demek? Mağusa Limanı’nı ve Ercan Havalimanı’nı uluslararası gelişlere ve gidişlere açık hale getirmek…Aynı şekilde bilindiği gibi Güney Kıbrıs deniz ticaretinden önemli gelirler elde ediyor… Bu anlamda Rum gemilerine ve uçaklarına Türkiye’nin tüm deniz ve hava limanlarını açmak iyi bir başlangıç olabilir… Bunu önümüzdeki birkaç yılda da siyasi çözümle mühürlemek akılcı olan seçenektir… Siyasi çözüm öyle grifit ve çapraz çıkar bağlarıyla ilişkilendi ki onu bugünkü şartlar altında çözümlemek zor görünüyor… Koşullar ne 2004 gibidir ne de siyasi uzlaşma iklimi için uygundur… Kıbrıslı Türkler ve Türkiye 2004’de ekonomik ve siyasi nedenlerle çözüm konusunda bir adım önde konuşlanmış ve gerekeni yapmışlardı… Son 13 yılda köprülerin altından çok sular geçti…
AB cazibesini yitirdi

Bir kere Güney Kıbrıs AB üyesi olduktan sonra ciddi bir finansal kriz yaşadı… Sokaktaki yurttaşlar için hem Güney’de hem de Kuzey’de AB tüm cazibesini kaybetti… AB konusunda Türkiye de çok farklı bir noktaya geliyor… Son yıllarda AB’nin Türkiye’ye karşı çifte standart yaklaşımı artık gözler önüne seriliyor…Öbür taraftan İngiltere yani son sömürgeci güç AB’den ayrılıyor…Bu koşullarda 1960 sistematiği içinde üç garantörden ikisinin içinde olmadığı AB’de Kıbrıslı Türkler ne yapar? Doğrusu bu boyutlarıyla Kıbrıs Cumhuriyeti’ni oluşturan müktsebata yani onu doğuran(Kuruluş) antlaşmalara göre aslında de factoEnosis durumu hasıl olmuş durumda… Bu koşullar altında Kıbrıs’ın siyasi çözümü Türk-Yunan dengesi bakımından da sakıncalar içeriyor…

Bunlarla birlikte siyasi çözümün ön koşulu olarak Türkiye’nin garantörlüğünü kırmızıçizgi ilan etmek akıl ve mantıkla izah edilecek bir durum değildir... Bu anlamda bölgedeki konjonktürel ve jeopolitik konumlanmaları hiç hesaba bile katmıyorum… Şimdi Cenevre’nin ekonomik veçheli bir uzlaşma ile çıkması tarafların başarılı olması için çok kritik olduğunu söylemek sanırım gerçekçi bir tutum olur… Hiç kimse beklenti yükseltmesin. Cenevre siyasi değil ama ekonomik bir mutabakatla önemli bir eşiği tamamlayabilir… Bu çerçevede Maraş’ın açılması gibi bir açılım da sürpriz olmayabilir… Bekleyelim görelim…

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.