Akacan Holding
Prof. Dr. Mehmet HASGÜLER

Prof. Dr. Mehmet HASGÜLER

13.01.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Cenevre’den yeni bir güneş doğabilir

Kıbrıs siyasi uyuşmazlığına çözüm bulunması her geçen gün zorlaşıyor… Özellikle federal devlet yani ortaklık oluşturup siyasi bir çözüme gitmek sanırım güçlükler içeriyor… Bugün siyasi çözümün hem iç hem de dış konjonktür yüzünden tamamlanması biraz daha zaman alacağa benziyor… Bunun bilinmesi çözüm fikriyatında uzaklaşmayı gerektirmez…

Kıbrıs siyasi coğrafya bakımından ayrılmazlık içeren özelliklerini bir kere ada olmasından alıyor zaten… Üzerinde yaşadığımız siyasi coğrafya tarihin son 50 yılından fazlasını uyuşmazlıkla geçirmiş… Bu uyuşmazlığın körelttiği bir siyasi kültür ortaya çıkmış… Bu da iki cemaatin arasını açmış, hatta büyük cemaatin siyasi elitleri yönetimi paylaşma konusunda fazlasıyla kıskanç bir tutuma bürünmüş… Bugün bakıldığında dinden ekonomik paylaşıma ve bunlar üzerinden oluşan kimlik statüsüne kadar ayrılıklar, kırılmalar siyaseti esir almış durumda…
Coğrafyayla yüklenen misyon

Bu kırılmaların sebeplerinin anasının büyük aktörlerin Ada’nın siyasi coğrafyasına yükledikleri misyon olduğunu reddetmiyoruz… Bunun değişime uğraması AB faktöründen sonra daha bir oturmuş ve ayrılığa Doğu-Batı çerçevesi de eklemlenmiş… Şimdilerde 49. yılına girilen müzakere maratonu BM müktesebatı üzerinden çözüm biçmeye dayalı… Bu teknik olarak öylesine güç bir şey ki…

Bakınız sömürgelikten kurtulurken yani 1959’da önce Türkiye ve Yunanistan Başbakanları uzlaşıyor… Bu iki ülkenin yani anavatanların ortak mutabakatıyla çözüm hız kazanıyor… Sonrasında sürece Kıbrıslı Türkler ve Rumlar eklemleniyor ve Kıbrıs Cumhuriyeti doğuyor… Daha sonra uluslararası konjonktürdeki gelişmelerin de etkisiyle kısa sürede devlet çöküyor… Çöken devlet BM Güvenlik Konseyi’nin 4 Mart 1964’te aldığı 186 sayılı kararla ayakta tutulmaya çalışılıyor… Bu kararın ardından Türkler ve Rumlar 1968-1974 arası Kıbrıs Cumhuriyeti’nde buluşturulmak üzere toplumlararası müzakerelerle bir çözüm üretmeye sevk ediliyor… Müzakereler hain Yunan cuntacılarının 15 Temmuz 1974 darbesiyle kesintiye uğruyor… Bu müdahalenin ardından 20 Temmuz 1974’te garantörlük müessessinin Türkiye’ye verdiği yetkiyle adanın sulha kavuşturulması sağlanıyor…

Ardından yeniden müzakereler başlıyor… Bundan sonraki müzakereler 1977 ve 1979 dDoruk Antlaşmaları üzerinden ve federasyon hedefiyle yapılıyor… Müzakerelerin oluşturduğu toplam BM müktesebatıyla 24 Nisan 2004’te iki tarafta eş zamanlı bir referandum yaşanıyor… Referandumda Rum tarafından “Hayır” çıkmasıyla Güney AB’ye üye oluyor, Kuzey izolasyonlarla yaşamaya devam ediyor… Bu süreç 2005’ten sonra yeniden müzakerelerin başlamasıyla bugünkü duruma evriliyor…
Garantörlük tartışmaya açılırsa…
Bütün bu müzakerelerde ve 24 Nisan 2004 Annan Planı’na kadar garantörlük ittifak müesseseleri hiç tartışma konusu yapılmıyor… Şimdilerde İsviçre’de çok önemli bir zirve yapılıyor… Bu zirve öncesi bu iki kurum Güney Kıbrıs ve Yunanistan üzerinden tartışma konusu yapılıyor… Bu tartışmalar toprak pazarlığı için yapılıyorsa çok kurnazca bir tutum… Yok bunu gerçekten iptal etmek niyetiyle yapıyorlarsa o zaman durum çok vahim demektir… Öyle ki bu durumda Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kuran tüm felsefeye karşı çıkılıyor ve oluşan dengeler yıkılmak isteniyor demektir…

Bu durumda garantör ülke olarak Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti seçeneğini masaya koyarsa diğer garantör ülkeler ne yapar? Dahası Kıbrıs adına karar veren Anastasiadis ne tutum sergiler? Bunun üzerinde düşünmeye değer taraflar olduğu açıktır… Öyle ki Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki Cumhurbaşkanlığı Muavini’ne verilmiş Dışişleri, Savunma ve Emniyet alanlarındaki anayasal veto yetkileri son derece kıymetlidir… Dahası Türklerin istemediği hiçbir şeyi Rumlar dayatma hakkına sahip olmazken tersi de doğrudur…

Bu anlamda Cumhurbaşkanı Erdoğan ya da Türkiye Dışişleri Bakanı, garantör ülke olarak ittifak antlaşmaları ışığında Kıbrıs Cumhuriyeti’ni masaya koyabilir… Bu durumda Rum siyasi karar vericileri bundan kaçmak isteyeceklerdir… O zaman işte bu hamle çözüm istemeyen tarafı yeniden ortaya çıkarabilir… Öyle ki Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki hak ve yetkiler bugüne kadar yapılan tüm antlaşmaları gözden geçirmeye ve haksızlık yapılanları iptal etmeye kadar varabilir… Bunun üzerinden uluslararası antlaşmalardan kaynaklanan hakları ve yetkileri kullanarak sorun Lahey’e kadar taşınabilir… Bunun ardından da Ada üzerinde yeni bir güneş doğabilir…

Not: Bu yazı 12 Ocak 2017 Cenevre Zirvesi’nden önce kaleme alınmıştır. Dolayısıyla dünkü gelişmelerden bağımsız olarak yazılmıştır.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.