Akacan Holding
Prof. Dr. Mehmet HASGÜLER

Prof. Dr. Mehmet HASGÜLER

21.10.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Haberlerin okumadığı…

Ülke basınında fikri takip hiç yok! Basın, üç gün öncesini hatırlamayan bir formatta çalışıyor… Bırakın aylardır konuşulan konuya ilişkin bir ölçü tutturmayı, üç gün önceki konulara bile fikri takip yapamıyor… Haber yapma tekniklerini ve yaklaşımlarını da okudukça üzülüyorum… Türk Ajansı Kıbrıs (TAK) menşeli ajans haberleri belli bir algı üzerinden diziliyor… Gazetelerden bir çizgisi ve ilkesi olanları bu sınıfa koymak elbette haksızlık olur. Fakat uzun yıllardır yayın hayatındaki gazeteler bile eski adetlerini sürdürüyorlar. Son yıllarda sosyal medya biraz etkilese bile bu çizgiyi ısrarla sürdürenler de az değil…

Okuyucu da görüyor…

Gazetenin mutlaka bir duruşu olmalı… Habere konu olan olaylar gazetenin editörünün sevmediği bir şahıs varsa o kişiye derhal “karakter katli” yapmaya bazen kapalı bazen açıktan hemen teşne oluyor… Bunları da basın hürriyeti adı altında anmak mümkün değil. Bu durumu yaşayanlardan dinliyorum… Yani mühim bir olay aylarca gündeme geliyor ve onunla ilgili bir duruş görülmüyor… Sonra hoşlanmadıkları bir kişinin olayın içinde olduğunu görür görmez onun ismini öne çıkararak intikam almaya çalışıyorlar. Maksat intikam almak, haberi doğru aktarmak değil… Bunun da okuyucular tarafından görülmediğini sanıyorlar… Bu pozisyondaki gazeteciliğe “sömürge” tipi ya da “haydut” basın-yayıncılık denebilir… Yani konuyu kişisel anlamak ve anlatmak… Birinci arıza budur… İkinci arıza, toptancı bir yaklaşım içinde konuyu sıradanlaştırma ve sulandırma yaklaşımıdır. Bu iki tarzı psikolojik harp taktikleri içinde çok okuduk, gördük ve yaşadık…

Mesela “Eski Düzen”de bu psikolojik “harp” taktiklerinden en çok başı ağrıyan gazete olmasına rağmen onlar bile “goygoyculuk”a zaman zaman düşüyorlar… Bu harp taktiklerine maruz kalıp da vicdani yayın yapmayı başaran galiba Afrika gazetesi doğru bir örnektir… Kıbrıs gazetesini zaten farklı bir yerde gördüğümüzü söylemeye bile gerek yok… Orası basın tarihinin tüm “geleneklerinin-tarzlarının” okuludur… Yazılı basının büyük emektarlarının çoğu bu okuldan geçti… Öyle ki bu okuldan etkili birçok gazeteci farklı gazetelerde ve çok da başarılı biçimde ülkeye katkı koymaya çalışıyorlar. Olumsuzluklardan gazetemizin de zaman zaman etkilendiği oluyor… Gazetelerde bazı isimler zaman zaman dünü unutarak dilediklerini ve ortadaki gerçekleri görmeden her şeyi yazabileceklerini sanıyorlar… Bununla birlikte ekseriyetle gazetecilik etiğini ve duruşunu haberlerde görmek mümkün… Pervasız habercilik veya kişisel haz etmezlik üzerinden habercilik yapmak gazetecilik etiğinde ve kitabında yoktur… Sahi bütün bu olayları da inceleyen bir medya etik kurulumuz var değil mi? Şener Levent memleketin vicdanlı ve uzun soluklu gazetecilerindendir… Elbette Şener Levent dostumuzla her konuda aynı görüşte değiliz… Bu da hayatın diyalojik özgünlüklerindendir…

“Hür” gazeteciliğin bedeli…

Şunu da söylemeliyim… Sadece Kuzey’in değil; Güney’de de Afrika müstesnadır… Solcular arasında Şükür namazı kılınacaksa Afrika için kılabilirler… Tekrar konuya döndüğümüzde müstemleke basını olanları övdüğü ve öykündüğü şeylerden anlamak mümkündür… Neymiş İngiltere, Amerika, İskandinav ülkeleri şöyle iyiymiş, AB şöyle medeniyet projesiymiş… Bu tarz yazılarda bile gizli hayranlık ve kompleks iç içe oluyor… Gündelik haberlerdeki simetrik yamukluğu bazen bu kesif cümlelerden anlamak bile mümkündür… Doğrusu Batı’ya öykünmek ülkemizde çokça yapılan muhabbetlerdendir… Hiç öykünecek bir şey yok… “Hür” gazeteciliği bedel ödeyerek kazanılıyor… Yani öykünmek değil uğruna mücadele edip bedel ödeyeceğimiz hedeflerimiz olmasıdır mühim olan… Esas espri budur…

Üzerinde durulması gereken en acil konulardan birisi de kamuoyundaki hızlı ve akışkan haber ağına yazılı basının ayak uydurma meselesidir… Bugün gazeteler bir gün önce öğleden sonra sosyal medyada okunan haberleri okurların karşısına çıkarmak durumundalar… Özel haber çok az gazetenin sürdürebildiği bir tutumdur… Bunun için öncelikle yeterli personel bulunmuyor… Bulunanlar da ise perspektif olmuyor… Bunu aşan gazeteler gündemi yakalayıp varlığını sürdürecek… Geriye kalanlar zaman içerisinde ayıklanacak… Halbuki her gazetenin yaşaması ve okuyuculara ulaşması son derece önemlidir… Sosyal etkileşim ve demokratik katılım bunu gerektiriyor…

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.