KTV
  • 27 Mart 2017, Pazartesi 9:37
Prof. Dr. MehmetHASGÜLER

Prof. Dr. Mehmet HASGÜLER

Küresel Halkla İlişkiler Kurgusu ve Kıbrıs

Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Yuvarlak Masa toplantısında 22 Mart Çarşamba günü “Kıbrıs Sorununu Yeni Konjonktürde Düşünmek: Ne Bekleyebiliriz?” adlı bir sunuş yapıyoruz… Güncel tartışmalara değerli meslektaşım Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurşin A. Güney’in daveti üzerine katılıyorum… Genç bir sosyal bilimciler grubuyla konuyu enine boyuna konuşuyoruz…

Sunuştan Kıbrıs’a üç düzeyli bakmanın faydaları üzerine kuramsal bir çerçeve çıkarıyoruz… Ardından da bu çerçeveye uygun biçimde Ada düzlemindeki olayları bir kurgu içinde ortaya seriyoruz… Elbette meselenin ada düzleminde incelenmesinin mevzuyu birincil düzeyde okumak olduğunu unutmadan… İkinci düzeyde ise Doğu Akdeniz bağlamında Kıbrıs’a yaklaşılmasının getirdiği mevzuları okuyoruz… Yani Türk-Yunan uyuşmazlığı veya rekabeti bağlamında Kıbrıs okuması… Nihayetinde Kıbrıs meselesinin Doğu-Batı uzlaşmazlığı veya uyuşmazlığı prizmasından ele alınması… Bu yaklaşım, bir tür adanın bölünmesindeki sistem yaklaşımı üzerinden okunması oluyor… Daha açık anlatımla Hıristiyan-Müslüman uyuşmazlığı üzerinden ele alınması…

Soğuk savaşla katmanlaşan doğu-batı gerilimi

Kıbrıs çözümü oluştuğu takdirde başka uyuşmazlıklara (çatışmalara) emsal teşkil etmesi hususunda olumlu bir referans noktası olacağı malum… Kıbrıs meselesine genelde ulusal ve uluslararası basın liderlerin müzakereleri üzerinden yaklaşılıyor ve çözüm de ada düzleminde iki liderin görüşmeleriyle elde edilmeye çalışılıyor… Aslında uyuşmazlık adalılar arasında olsa bile kaynağında Doğu-Batı gerilimi olduğunu ve Soğuk Savaş dinamikleriyle uyuşmazlığın katmanlaştığını hemen herkes kabul ediyor… Lakin sorunun çözümü konuşulurken sanki çözüm iki liderin elindeymiş gibi genel bir kabulle konuya yaklaşılıyor… Tam da burada hemen herkes yukarda söylemeye çalıştığımız birincil düzeyde Kıbrıs’ı okumak ve anlamak yanlışına düşüyor… Buradan itibaren de sorun Anastasiadis ile Akıncı arasındaki bir müzakerecilik oyununa dönüyor… Halbuki mevzunun bu iki lider arasında çözülmesine öncelikle bu uyuşmazlığın muktesebatı izin vermiyor… Yani Kıbrıs uyuşmazlığının ilk hali Makarios’un Kıbrıs Cumhuriyeti anayasasında 13 değişiklik önerisiyle başlamış olsa bile ardından gelen olaylar bu meseleye çok farklı düzeyler kazandırıyor… Bu değişiklik önerileri devletin eşit ortağı Türkler ve garantörlerden birisi olan Türkiye tarafından kabul görmüyor…

Barış gücü: Kıbrıs meselesinin mihenk taşı

Bunun ardından da toplumlararası çatışmalar başlıyor… Nihayetinde 4 Mart 1964’de 186 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararıyla Kıbrıs’a BM Barış Gücü konuşlanıyor ve bu kararla içinde Türklerin bulunmadığı hükümet legalize ediliyor… Meselenin aslında bugüne kadar varmasında mihenk taşını bu karar oluşturuyor… Kıbrıslı Rumları yasal hükümet haline getiren BM Güvenlik Konseyi doğal olarak Kıbrıs Cumhuriyetinin BM üyeliği ve diğer uluslararası örgütlerle meşru biçimde devam edecek ilişkisinin dayanağını böylece kurguluyor… 1974 yazında Makarios’a darbe yapan Albaylar Cuntası ardından da garantör ülke Türkiye’nin müdahalesiyle Kıbrıs içinde yaşadığımız bölünmüş konuma geliyor… Yani 1964’de ada BM Güvenlik Konseyi kararıyla siyasi anlamda bölünüyor on yıl sonra da coğrafi olarak toplumlar ayrı bölgelere yerleşiyor…

1964-1974 arası dönemde Kıbrıslı Türkler de çeşitli idareler kuruyorlar… Güney’de Rumlar Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tek sahibi olurken Kuzey’de de Kıbrıslı Türkler önce KTFD sonra KKTC ile yollarına devam ediyorlar… Bu durumun ortaya çıkmasıyla aslında BM yasal bir üyesi siyasi ve coğrafi olarak ikiye bölünmüş iken aslında sistemsel açıdan Kıbrıs uyuşmazlığına karşı bir çaresizlik veya yeni bir çare olarak konu ortaya çıkıyor…

Kısacası 1968’den günümüze kadar süren müzakerelerin bu açıdan çözüm üretmesi hayal gibi bir şeydir. Bu halin sürmesine yani statükonun devamına yardım etmenin dışında müzakerelerin bir de “Küresel halkla ilişkiler” kurgusuna malzeme sunan bir işlevi olduğunu da unutmamak lazım…

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 BİNATLI YSK 9 5 3 1 9 18
2 GAÜ ÇETİNKAYA TSK 10 6 0 4 5 18
3 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 9 6 0 3 5 18
4 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 9 5 2 2 4 17
5 BAF ÜLKÜ YURDU 10 5 1 4 12 16
6 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 9 4 4 1 5 16
7 YENİCAMİ AK 9 4 2 3 5 14
8 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 9 3 5 1 4 14
9 LEFKE TSK 9 3 2 4 -6 11
10 YENİ BOĞAZİÇİ DSK 9 2 4 3 -2 10
11 TÜRK OCAĞI LİMASOL 9 3 1 5 -3 10
12 OZANKÖY SK 9 2 3 4 -8 9
13 YALOVA SK 9 2 2 5 -2 8
14 GENÇLİK GÜCÜ TSK 9 2 2 5 -9 8
15 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 9 1 4 4 -8 7
16 CİHANGİR GSK 9 2 1 6 -11 7

BURÇLAR

(21 Mart - 20 Nisan)

Koç Burcunun 25.11.2017 Günlük Yorumu

(21 Nisan - 21 Mayıs)

Boğa Burcunun 25.11.2017 Günlük Yorumu

(22 Mayıs - 22 Haziran)

İkizler Burcunun 25.11.2017 Günlük Yorumu

(23 Haziran - 22 Temmuz)

Yengeç Burcunun 25.11.2017 Günlük Yorumu

(23 Temmuz - 22 Ağustos)

Aslan Burcunun 25.11.2017 Günlük Yorumu

(23 Ağustos - 22 Eylül)

Başak Burcunun 25.11.2017 Günlük Yorumu

(23 Eylül - 22 Ekim)

Terazi Burcunun 25.11.2017 Günlük Yorumu

(23 Ekim - 21 Kasım)

Akrep Burcunun 25.11.2017 Günlük Yorumu

(22 Kasım - 21 Aralık)

Yay Burcunun 25.11.2017 Günlük Yorumu

(22 Aralık - 21 Ocak)

Oğlak Burcunun 25.11.2017 Günlük Yorumu

(22 Ocak - 19 Şubat)

Kova Burcunun 25.11.2017 Günlük Yorumu

(20 Şubat - 20 Mart)

Balık Burcunun 25.11.2017 Günlük Yorumu

yukarı çık
Skull King Popup