Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Prof. Dr. Mehmet HASGÜLER

Prof. Dr. Mehmet HASGÜLER

13.09.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Makam farkı

Bu yazıyı dilediğiniz makamdan okuyabilirsiniz. Hazır Kıbrıs meselesi üzerine konuşmaya başlamışken, bugün de 1974 sonrasının toplumsal kimlik kavgasına ilişkin bir şeyler yazmak gerekiyor.

Bildiğiniz gibi Türk-Rum aynı köyde, şehirde uzun süre ortak yaşam kurmuş, yakın komşu olmuş, bazıları bir süre ve bazıları uzun süreli aynı kamu kurumunda dirsek dirseğe çalışmışlar… Bazen Kavanin Meclisi’nde İngiliz’in önüne vergi meselesi üzerinde set çekmişler bazen sendikanın hak ekmek kavgasında ortak sloganlar atmışlar… Bazen ENOSİS üzerinden yumruk yumruğa kavga etmişler… Sonradan pusu kurarak veya mukabele olsun diye canlar dizmişler kurşuna…

Bazen CIA bazen MI5 onlara Türkçe/Rumca misyonlar verdi… Kimisinin cebine kimisinin gönlüne ve kariyerine konuştu… Kıbrıs bu yönüyle hiçbir romana bile konu olmuş değildir... Büyük aşk hikayeleri bile doğru dürüst anlatılmış değildir... Bunun nedenlerinin başında aslında toplumların büyük çoğunluğunun yazılı kültüre ilgi göstermemesi hatta burun kıvırması geliyor.

Anavatanların Türkçe konuşanları Kıbrıs’tan çok sıkılmışlar… Sanki her şeyi öğrenmişler de bir Kıbrıs’tan geri kalmışlar… Yine de kumara gelenlerin sayıları on bin kişi ya var ya yok… Onların her biri kültür elçimiz olarak zaten parlak ışıklar altında sabahlara kadar görmedikleri, fikir sahibi olmadıkları Kıbrıs’a ve insanlarına karşı bayağı bilgili olduklarını rastladıkça görüyorum! Yani kumarhaneden Kıbrıs öğrenmesi yeter de artar bile adam olana…

Helence konuşanlar da zaten çok sıkılmışlar Kıbrıs’tan anlaşılan… Eski milli kabarmaları, Susurluk ayranı misali haller gitmiş; sıradan, tadı kaçmak üzere olan ayran halindeler… Onların da hasılı Kıbrıs dinlemeye ne takatları ne de dermanları kalmış… Cunta zamanında zaten yapacaklarını istihbarat servisleriyle birlikte icra etmişler ve Kıbrıs’ı bugünlere getirmişler…

Aman! Bazı liberallerin hemen görev sayıp "Kıbrıslıların hiç mi kusuru yok?!" demeye hazırlandıklarını biliyorum… Merak etmeyin, anlattıklarım zaten Kıbrıslıların kabahatleridir.. Kıbrıs’ın son halinde emperyalizmin rolü yok diyen bazı aydınlara söyleyecek bişey yok zaten… Diledikleri gibi harcayabilirler Kıbrıs siyasasına ilişkin ceplerindeki malzemeyi…

Kıbrıs’ta gide gide gelinen yer artık kimseyi memnun edecek durumda değil… Kıbrıs’ta taksim diyenler de son durumdan illallah diyor... Zaten onlar da öyle diyorsa, gerisini saymaya bile gerek yok…

Şimdilerde tek tek basaraktan inci dizerekten oynuyoruz…

Makam ve şiir aslında çok uyumlu…

Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar bile olabilir hatta bu eylül ayı akşamlarının güzelliğinde…

Alpay’dan ‘Eylül’de gel’ şarkısı hiç gitmese de olsun…

Makber içmek isteyen dilediğince bulduğu ilk dağınık meyhanede onu da yapabilir…

Aslında köyün yolunu tarif için başlamıştık... Meğer biz levhasız ve yönsüz kalmış milliyetçiliğin halini anlatmışız… Bir de ELAM denen arkadaşların da aslında istikballerinde fena halde tıkanma belirlenmiş… Bunun nedenlerini de daha anlatmadılar… Bir gün onların da bu faşist hallerinin Kıbrıs güneşinden dondurma gibi eriyeceğinden adım gibi eminim…

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.