Akacan Holding
Prof. Dr. Mehmet HASGÜLER

Prof. Dr. Mehmet HASGÜLER

02.12.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Siyasetin patinajı: Boğaziçi Köprüsü’nü sattırmam!

Siyaset, defans ve değişim güçleri arasındaki mücadeledir aslında… Cumhuriyeti her türlü açığına rağmen defans anlayışı… “Lozan’da masada daha iyi performans sergilenebilirdi” tezini bile top-yekun reddeden bir “defansçılık” üzerinden siyasi saflaşma oluyor… Kısacası siyaset, defans ve değişim güçleri arasında hegemonya savaşıdır… Bunun için değişimi isteyenler hükümet oluyor, defans yapanlar muhalefete seçiliyor… Defansın tek iyi tarafı asla iktidar olmuyorsunuz ve kafanız rahat… Eğer buna kendinizi hazırlamışsanız ve bunun dışında bir hedefiniz yoksa işler yolunda demektir…

Türkiye’de uzun yıllar Baykal rahatına düşkün ve muhalefet yapmak dışında bir şey talep etmedi denildi… Eyvallah… Tamam; Baykal bu rolü kendine yakıştırdı… Peki yerine gelenlerin ondan farkı ne? Hep aynı kulvarda koşup yarışı muhalefet içinde birinci bitirmek ise eğer hedef tamam… Peki, bu kafa yapısıyla muhalefet değil de hükümet yani iktidar nasıl olunur?

Halk ne duymak istiyor?

Evvela değişimi kendinizden başlatıp bu defans anlayışından kurtulmak lazım… Yani tepeden tırnağa değişim tarzına geçmek lazım… Futboldaki gibi sürekli defans oynamak mutlaka golü kalede görmek demektir… Halbuki hücuma dayalı kolektif oyun anlayışı, gol yeseniz bile mutlaka sizi galip getirir… İşte Türkiye’de futbol anlayışı nasıl değişmişse siyasette de defansa dayalı muhalefet anlayışı terk edilmeli… Bu anlayış artık köylerde bile takip edilmiyor… Zaten kendi etrafınızda sizin renklerinizden dolayı size oy verecek 15 milyon seçmen var… Bunun dışında kalan ve değişim arzusundaki siyaset anlayışları görmek isteyen geniş (nerdeyse 30 milyon) bir izleyici kitlesi bulunuyor… İktidar için hedefiniz bu kitle olmalı ve bu grup sizden hücuma dayalı değişim siyaseti duymak istiyor… Yoksa öyle her konuda defans yapan savunma anlayışındaki statik siyaset anlayışı hepimize sıkıcı geliyor…

Statik muhalefet yurttaşın beklentisini anlıyor mu?

Siyah beyaz televizyonlar kalkalı yıllar oldu… Renkli televizyonlar yerini HD ekranlara, tablet bilgisayarlara bırakıyor… Değişmeyen tek şey muhalefetin statikliği! Bugün Türkiye’de değişim rüzgarlarına da savunma anlayışlarına hükmeden hegemonyaya değer ölçeği veren bir anlayış hakim… Bunun çıkış yolu toplumun isteklerine, beklentilerine hakim olmaktan geçer…

Bugünlerde siyaset ekonomik sarsıntılar üzerinden yeni mecralar yakalamak üzere… Sivil yurttaşlar dövizdeki dalgalanmanın durma sınırını soruyor… Yurttaş bugünlerde siyasete ilişkin beklentiler içine giriyor… Muhalefet yurttaşın içindeki bu ekonomi odaklı sıkıntılarını anlamaya çalışıyor mu? Yurttaşın içinde bulunduğu psikolojiye dönük bir takım ölçümler yapıyor mu? Muhalefet kendisi de içinde olmak kaydıyla yurttaşa sorular sorarsa bugünlerde doğru yanıtlar alabilir… Öyle şu orandan şu orana geldik gibisinden değil ama… Yurttaşın içinde bulunduğu ruh haline tercüman olacak sorularla konuyu anlamaya çalışmak lazım… O zaman muhalefete de güzel ve yararlı dersler çıkacağı muhakkaktır…

Halkı muhalefet duasına mecbur bırakmayın!

Siyaset, muhalefete de iktidara da belli rolleri göreceli olarak kodluyor… Bu geleneksel, genetik ve siyasal kodların yeniden yorumlanması iniş-çıkışların hızlı olduğu bu tür dönemlerde yapılması hep faydalıdır… Muhalefet etmenin kimyası sadece defans şeklinde olmaktan kurtarılmadığı sürece milletin referansı sadece hükümet edenler olacaktır… Öbür türlü Anadolu’da bir gelenek vardır: Defansif olmayan, verimli bir muhalefet için Anadolu halkı duaya çıkacaktır… Bunu da yaptırmadan muhalefetin kendisini defansif anlayışından kurtarması şarttır…

Noktalarken, konuya bir de yakın tarihten bir örnek üzerinden bakalım: 6 Kasım 1983’te seçimler oluyor... O dönemde siyasetin ruhunu teslim alan temel makas değişim ve savunma… Halkçı Parti lideri emekli asker Necdet Calpile sivil ANAP lideri Turgut Özal arasında TRT’de yapılan tek canlı yayında bir diyalog geçiyor… Özal “Boğaziçi Köprüsü’nü satarım!” diyor… Calp ise “Sattırmam!” diyor… Bu diyalog seçimin mottosu oluyor… Seçimin galibini söylemeye bile gerek yok…

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.