Cyprus Today sol
  • 12 Mart 2018, Pazartesi 8:37
Prof. Dr. MehmetHASGÜLER

Prof. Dr. Mehmet HASGÜLER

Siyasi Kültür ve BİZ!...

Bundan tam 55 sene önce, 1963 yılında Amerikalı iki akademisyen; Gabriel A. Almond ve Sidney Verba, siyasal bilimler alanında bir dönüm noktası Kabul edilen “The Civic Culture (Yurttaşlık Kültürü)” adlı çalışmalarını yayınladılar. O sırada burada biz Kıbrıslılar, üç yıllık bir maziye sahip ortak cumhuriyetin yürümeyeceğini dünyaya ispatlamakla meşguldük. O yıl Kıbrıslı Rumlar tarihe “Kanlı Noel” olarak geçen vahşete imzaatılar.  Batı akademileri o esnada 2. Dünya Savaşı’nın ardından faşizmi, nazizmi yaratan koşulları ve kitlelerin bir daha böylesi cereyanların ardından sürüklenmemesi içineler yapılması gerektiğini tartışıyordu. Almond ve Verba “siyasi kültür” tanımını ortaya atarak siyaset bilimini bambaşka bir yörüngeye oturttular.

Bu iki akademisyen üç tür siyasi kültür kalıbından söz ediyorlardı. Bu üç tür kalıbın ilki cemaatçi ve yerel siyasi kültür, ikincisi aidiyet ve tabiyet, üçüncüsü de katılımcı siyasi kültürdü. Cemaatçi ve yerel siyasi kültür kalıbından anlaşılması gereken insanların içine doğduğu çevre ve yakınındaki aileden edindiği değerlerden ibaret bir kültürdü. Buna başka bir deyişle çevresiyle özdeşleşme de demek mümkün.

Kendi küçük evrenimize, üzerinde yaşadığımız Kıbrıs’a dönüp bakarsak; bu adada yaşayan ahalinin kültürel dinamiklerinin tam da böylesi bir özdeşleşme üzerinden oluştuğunu veya biçimlendiğini kolaylıkla görürüz. Bu durum her iki ahali (yani Kıbrıslı Türkler veya Kıbrıslı Rumlar) açısından benzer bir atomizasyon süreciyle işlemiş veya oluşmuştur. Özellikle sömürge döneminde Kıbrıs Müslüman ve Ortodoks Hıristiyan halklarının siyasi kültürleri böylesi bir kalıp üzerinden işliyor ve çalışıyordu. Sömürgelikten çıkışla birlikte yani ortaklık Cumhuriyetiyle bir ulus-devlet dönemi başladı ve iki ahali de ortaklık devleti içerisinde yönetimi yani gücü paylaşırken aynı zamanda tam olarak farkında olmadıkları benzemezlik halleriyle birbirlerinden uzaklaşmaya, aralarında mesafe almaya başladıkları gibi, bu süreçte farklılıklarını altını kalın çizgilerle çizme yoluna gittiler.

Gelelim ikinci kalıba, tabiyet meselesine. Tabiyet de yurttaşların içinde bulundukları toplumda siyaseti kendilerinden uzakta ve etki kurma, dahil olma şanslarının çok zayıf olduğu bir yerlerde görme durumunda ortaya çıkıyor. Var olan yapının içinde edilgen mi yoksa etken mi olduğuna karar verememenin ötesinde, kendisini bu iradeyi göstermeye yetkin görmeme haline tekabül ediyor.

Bilindiği gibi bu tür yurttaşlar bulundukları ortamda çoğunluğa veya güçlü olan duyguya ayak uydurmaya çalışıyorlar. Aslında Kıbrıs’ta bu yerel siyasi kültür 2000-2010 yıllarında genel anlamda katılımcı siyasi kültür kalıbına dönmüş ve doğum yeri/geldiği yer bakımından biçimlenmiş siyasi eğilimlerden uzaklaşıldığı görülmüştü. Ancak özellikle son seçimlerde yurttaşların aldıkları tutumlara bakıldığında siyasi atmosferin sanki önceki on yıllık trende göre yavaş yavaş bir başka eğilime veya ilk orijinal duruma yönelmeye başlandığını söylemek mümkün. Onu da şöyle ifade edelim: 2000-2010 döneminde AB, federal çözüm ve bunun üzerinden “Avrupalı olma” duygusu bir biçimde KKTC yurttaşlarının istikbalde önemli bir asgari müştereği olmuştu. Ama bu algı ve tutum sonraki yıllarda terk edilmeye başlandı.

Bunun oluşmasında elbette Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin donması, Güney Kıbrıs’ın çözüm konusunda umut vermeyen “verimsiz” ve “kısır” tutumlarının da büyük etkisi vardır. Bu etkenler sebebiyle yurttaşlar genel anlamda cemaatçilik olarak gördüğümüz ve hemşehrilik, doğum yeri algısı gibi etnik faktörlerle biçimlenen ilk siyasal kalıba doğru yol alarak, asıllarına tekrardan ediyorlar. Ve tekrardan su yüzüne çıkan bu siyasi kimlik arayışı aslında geçen asrın sonlarında siyasi iletişim açısından kullanılmış “Türkiyeliler Partisi” gibi son derece tehlikeli ve absürd bir kalıbın yeniden sahaya sürülmesine yol açıyor. Geçen hafta bu konuyu konuşmaya başlamıştık. Mevzu hem derin hem de basitçe geçiştirilemeyecek kadar mühim. Belki yeterince farkında değiliz ama gidişat kaygı verici. Yine geçen yazımızda da ifade ettiğimiz gibi aynı zamanda Türk devletinin 60 yıllık Kıbrıs siyasetine de tamamen aykırı bir yönelim. O yüzden bu konuyu konuşmayı, tartışmayı sürdürmeliyiz. Çünkü, Almond ve Verba’dan öğrendiğimiz hakikati unutmamak gerek. Demokrasilerin yaşaması da çöküp yok olması da ilk başta yurttaşların sahip olduğunu ortak siyasal kültüre bağlıdır.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 YENİCAMİ AK 30 18 7 5 30 61
2 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 30 17 6 7 19 57
3 GAÜ ÇETİNKAYA TSK 30 16 7 7 15 55
4 BİNATLI YSK 30 14 8 8 15 50
5 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 30 12 12 6 11 48
6 BAF ÜLKÜ YURDU 30 12 9 9 20 45
7 LEFKE TSK 30 13 5 12 16 44
8 CİHANGİR GSK 30 12 7 11 4 43
9 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 30 13 3 14 -1 42
10 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 30 11 8 11 7 41
11 TÜRK OCAĞI LİMASOL 30 13 2 15 2 41
12 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 30 10 7 13 -8 37
13 GENÇLİK GÜCÜ TSK 30 10 4 16 -25 34
14 YALOVA SK 30 6 7 17 -23 25
15 YENİ BOĞAZİÇİ DSK 30 5 9 16 -35 24
16 OZANKÖY SK 30 4 7 19 -47 19
yukarı çık
ubp popup