KıbrısFm
Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Prof. Dr. Mehmet HASGÜLER

Prof. Dr. Mehmet HASGÜLER

30.09.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Toplumsal seferberlik ve ortak akıl: Gurur duyulacak ülke

Yazının başlığı, değerli Mustafa Abitoğlu’nun e-posta ile gönderdiği yazının başlığı aynı zamanda… Bir Kıbrıslının, yıllardır hayaliyle yaşadığı “gurur duyulacak bir ülke”ye olan özlemini en net haliyle ifade etmiş. Ben araya girmeden, Abitoğlu’nun yazısıyla baş başa bırakıyorum sizi… Aynı hayali, aynı duyguları paylaşarak…

Sevgili Hocam,

Aynı yılı 75 kere yaşayıp adına hayat diyemezsiniz der dünyaca ünlü liderlik ve kişisel gelişim uzmanlarından Robin Sharma… Dün gerçekleşen New York zirvesi sonrası sosyal medyadaki tartışmalara göz atarken Sharma’nın bu sözünü hatırlayıp 12 yıl öncesine geri gittim…

Gerçekten de biz Kıbrıslı Türkler Kıbrıs müzakerelerinin başladığı tarihten bu yana aynı şeyleri sürekli yaşadık ve bunun adına da hayat dedik; belki de dedirtildik… Sosyal medyaya, gazetelere bakarken yine ‘son şans’, yine ‘kritik günlerden geçiyoruz’ cümleleri beni artık rahatsız etmeye başladı… Hep kritik günlerden geçtik… Hep son şanslarla avutulduk… Ve her sürecin sonunda dünyayla bütünleşemememize neden olan çözümü gerçekleştirememenin hayal kırıklığıyla kendi kabuğumuza çekildik… Dünyadan dışlandıkça birbirimizle uğraşmaya başladık… Birbirimizi sevip saymak, takdir etmek yerine haset eder olduk… Kıskançlık, çekememezlik adeta yaşam biçimimiz haline dönüştü…

Ortada henüz kapsamlı bir çözüm planı olmamasına rağmen bizler yine tıpkı 12 yıl önce olduğu gibi birbirimizi dinleme, anlama gayreti gösterme zahmetinde bulunmadan evetçi, hayırcı, mammacı, ganimetçi diye kamplara bölünmeye başladık.

Godot’yu bekler gibi çözüm beklemek!

12 yıl öncesinin tek kurtuluş yolu olarak gördüğü çözümün hararetli savunucularından bendenizin tecrübelerinden mütevellit çözüme olan mesafeli bakış açısını algılayamadığım, bundan dolayı çatıştığım babamla olan tartışmalarım hafızamda canlandı… Dinlemek istemiyordum ben de… Geleceği tehdit altında olan biz gençlerdik çünkü… Babalarımızın tuzu kuruydu nasıl olsa.. Bizler kanı kaynayan çözüm ve barış idealinden taviz vermeyen idealist gençler ille de çözüm, “Kıbrıs’ta Barış Engellenemez” sloganlarıyla meydanları hınca hınç dolduruyorduk…

“Doğal takvim işliyor” dedi Cumhurbaşkanımız… 2016’nın sonunda bu işi bitirmemiz gerektiğine dair kararlılığını yineledi New York zirvesini ben öyle yorumlamasam da…

Peki ya çözüm olmazsa yine? Ne yapacak Kıbrıslı Türk halkı? Godot’u bekler gibi çözümü mü bekleyecek?

Gurur duyulacak bir ülke arzusu…

Kıbrıslı Türklerin ezici çoğunluğu ne Türkiye’nin vilayeti ne de Rumların azınlığı olmak istiyor..

Kendi kendine yetebilen, kendi kurumlarını kendisinin yönettiği, dünyayla bütünleşmiş bir devlet içerisinde, Kıbrıs’ın Kuzeyi İçin Öneriler Raporu’nu kaleme alan sosyolog Mine Yücel’in ifadeleriyle ‘GURUR DUYULACAK’ bir ülkede yaşamak istiyor. Peki nasıl hayat bulacak gurur duyulacak ülke?

Elbette basmakalıp ezberlere sarılmayarak ve birbirimizi dinleme, anlama gayreti göstererek…

Farklılıklarımızı çatışma vesilesi değil zenginlik vesilesi görerek toplumun tüm kesimlerinin müdahil olacağı tam bir toplumsal seferberlik ruhu başlatarak ortak akıl yoluyla meselelerimize eğilerek yaratabiliriz ancak bu yeni, gurur duyulacak ülkeyi… Zira dinlemiyoruz kendimizden farklı düşünenleri… Dinlemek yerine, fikirlerimizle ters düştüğü zaman kolaycılığa başvurup bir takım bilindik sıfatlarla yaftalıyor, kendi pozisyonumuzu haklı çıkarmak maksadıyla karşıt fikirdeki insanları ötekileştiriyoruz… Elbette geldiğimiz konakta artık bu kısır döngü halini almış çatışma kültürünün yeri yok, olmayacaktır da… Çatışma kültürü üzerinden şekillenen siyaset kaybetmeye mahkumdur; kaybettiğini de zaten gözlemliyoruz…

Düşünmeye, farklı düşünmeye, farklı düşüncelerin filizlenmesini sağlayacak zeminlerin inşasına ihtiyaç duyuyor Kıbrıslı Türk halkı…

Özetle, Kıbrıslı Türk halkına özellikle de -sağdan ya da soldan- olsun birbiriyle çatışma, didişme heveslilerine seslenmek isterim:

Deniz bitti! Gün küçük çıkarları maksimize etme günü değil, büyük resme odaklanma yani Kıbrıslı Türklerin bekasına odaklanma günüdür. Tarihimizin en önemli dönemecini geçiyoruz. Sevgiyi, saygıyı, hoşgörüyü hatırlamak, toplumsal özeleştiri yapmak ve toplumsal seferberlik ruhuyla, ortak akılla ülkemizi yeniden adil bir şekilde kurmak zorundayız… Aksi halde, tarih birbirleriyle dayanışmaları gerekirken birbirlerine göz haset ederek yok olan bir toplum diye yazacak Kıbrıslı Türkleri…

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

  • Osman Nazli
    02.10.2016

    Sevgili Mustafa Abitoglu yazisinda durumumuzu gayet anlasilir ve tarafsiz sekilde analiz ederek herkesin anlayabilecegi dilden anlatmis. Tebrik eder yazilarinin devam etmesini temenni ederim. OsmanNazli

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.