Cyprus Today sol
  • 07 Mayıs 2018, Pazartesi 8:23
Prof. Dr. MehmetHASGÜLER

Prof. Dr. Mehmet HASGÜLER

Türkiye Seçimlerinde “Yeni” ne?

24 Haziran’da Türkiye’de seçimler var. Buradan gördüğümüz, takip ettiğimiz kadarıyla tüm ülke gündemi bu seçimlere kitlenmiş, eskilerin deyimiyle Türkiye tam manasıyla ‘seçim sathı maili’ ne girmiş durumda. Hem sandıktan çıkacak sonucu hem de bu çıkan sonucun ardından girilecek hattı şimdiden kestirmek zor. Ancak kesin olan bir şey var. Bu seçimler lafın gelişi değil, hakiki manada etkileri olacak tarihi bir anlam taşıyor. Bizim şimdilik buradan yapabileceğimiz tek şey; seçimlerin Türk milletine hayırlı olmasını ve sonuç ne olursa olsun demokrasinin kazanmasını temenni etmek. Ama yine de bu çok yakınımızda duran ve sonuçları itibarıyla bizi de etkileyecek seçimlerle ilgili kendi zaviyemizden analizler yapabilir ve bu seçimin tarihi önemi üzerinde durabiliriz. Bu seçimlerin sosyolojik dinamiklerine ve olası denklemlere ilişkin bazı ön değerlendirmeleri henüz erken olmasına rağmen paylaşabiliriz.

 

Bazen 24 saat bile siyaset için çok uzundur…

Bu kadar kısa bir zaman aralığına sıkışmış bir seçim için yorumda bulunmanın neresi erken diye sorulabilir. Ancak rahmetli Süleyman Demirel’in meşhur sözünde olduğu gibi; “Bazen 24 saat siyaset için çok uzun bir süredir” ve ayrıca bu seçimlerde yaşanacak herhangi bir 24 saat Demirel’in bile tahayyülünü aşacak kadar uzun bir süre olabilir. Bütün siyasi aktörler ve yapılar; bu önümüzdeki günlerde güç dengelerini değiştirebilmek adına kendi meşreplerinin, esnekliklerinin ve hitap ettikleri kitlelerin izin verdiği ölçüde alışılagelmişin çok dışında manevralar, çıkışlar yapabilirler. Önümüzdeki günler Türkiye iç siyaseti açısından ister malumun ilanı, ister dipteki akıntıların su yüzüne vurması ya da ister gelinen noktada zorunlu hamleler olarak görünsün sürpriz tartışmalara, saflaşmalara gebe gibi duruyor. Ama yine de tüm bunların olup olmayacağını ya da en azından olursa şiddetinin ne düzeyde olacağını kestirmek şimdilik zor.

 

“Dört partili” Kıbrıs koalisyonunun sinerjisi

Olup bitenlere bizim buradan bir bakış atarsak şayet, ilk elde şunu söylemek mümkün herhalde: Türkiye’deki seçimler şekli bakımdan ilk görüntü olarak KKTC’deki koalisyon hükümetindeki “sol-sosyaldemokrat-sağ-liberal” çizgideki dört farklı partinin oluşturduğu sinerjinin Ankara’ya doğrudan yansıması gibi duruyor. Kulağa abartılı ve kendi ülkemize, siyasetimize haddinden fazla önem vehmeden bir bakış gibi gelmiş olabilir. Ama biz biliyoruz ki; özellikle rahmetli Özal döneminden beri KKTC, Türkiye açısından bir laboratuar işlevi veya görevi görüyor. Kabaca şöyle tarif edelim: Önce Kuzey Kıbrıs’ta denenir sonra Ankara’ya uygulanır! Ve şimdi baktığımızda karşımızda sanki Türkiye’nin Haziran seçimlerine ülkemizde görevde olan dört partili koalisyon hükümeti ölçü olmuş gibi bir görüntü var.

Elbette Ak Parti ile MHP arasında kurulan “Cumhur İttifakı”yla CHP, İyi Parti, Saadet Partisi ve Demokrat Parti arasındaki (“Millet İttifakı”nın) işbirliğinin doğrudan Kuzey Kıbrıs’taki koalisyon modeliyle alakalı olduğunu söylemiyoruz. Lakin ülkemizdeki bu minik uzlaşma hükümetinin siyaseten örnek teşkil edecek değerli bir model olduğunu söylemek aşırı iddialı kaçmaz. Öyle ki bugün federal çözüm modeli tartışmalarını “sol-sağ” siyasal partilerimiz geçmişte olmayan bir üslupla sakince yapıyorlar. Bunun siyasetteki uzlaşma kültüründeki yeri çok önemlidir. Federal yönetimi Kıbrıs Rumlarıyla paylaşma iddiasındaki Kıbrıslı Türklerin bu son koalisyon denemesinin belki de ileride çok daha net anlaşılabilecek olan çok hatırı sayılı bir değeri vardır. Federal yönetimin en tipik yanı Başkanlık sisteminin denenmesidir ve bu sistemde siyasi alandaki tüm güçlerin (küçük -büyük) iktidarı etkileri oranında eşit düzeyde paylaşmasının önemi büyüktür.

 

“Türk tipi” başkanlık rejiminin “yeniliği”!

Buradan tekrar Türkiye’ye dönersek, bugün aslında Türkiye’de her ne kadar “Türk tipi” diye tanımlanabilecek yanları olsa da fiili bir Başkanlık rejiminden söz etmek mümkün. Görebildiğimiz kadarıyla bu seçimlere katılanların büyük çoğunluğu henüz bu tecrübenin farkında bile değiller. Muhalefet ve genel olarak Türkiyeli seçmenler halen adapte olamamış olsalar da Türkiye’nin önündeki seçim bu kez aslında yepyeni şartlarda yapılıyor. Bu yeni durumu bir an önce kavrayarak seçmenleri bu yönde mesajlarla etkilemeyi başaran siyasal parti ve onların başkan adaylarının ellerini güçlendireceğini görmek zor değil. Bunun yanı sıra bu günlerde Türkiye’nin döviz piyasasındaki dalgalanmalar ve dövizin hararetinin yüksek olması, ekonomik alanda muhalefet edenlere önemli bir yumuşak güç veriyor. Bu konuda adayların ekonomik alandaki bu dalgalanmalara ilişkin “kaygılı” seçmene dönük yapacağı önermeler oy davranışları üzerinde önemli ve beklenmedik bir etkiye sahip olabilir.

İkinci olarak bu seçim günlerinde Türkiye’nin gündemindeki ikinci konunun güvenlik hassasiyetleri ile adalet alanındaki açıklar olduğuna sanırım kimse itiraz etmez. Bunların yanı sıra demokrasi, insan hakları gibi konularda seçimler üzerinde göreceli bir etkiye sahip olacaktır. Bir önceki seçimlerde ilk kez oy kullanan genç seçmenlerin özellikle iktidar partisi açısından göz ardı edilemeyecek bir rol oynadığı görülmüştü. Ayrıca son 15 yıldır kadın seçmenlerin de ciddi bir etki yarattığını hatırlatmak lazım. Şurası net ki; Türkiye’deki seçmenler belki de 1950’den bu yana ilk kez siyasi alanda geniş uzlaşmalar üzerinden seçimlere katılıyor olacaklar. Bu aslında kutuplaştırıcı siyasetin belki de panzehiri olmaya aday bir öğeyi, ittifakları önümüze sürüyor.

 

İki ittifakın da dışında bıraktığı HDP seçmeninin önemi…

Türkiyeli seçmenler geçmişten çok alışık olmadıkları bu uzlaşmaları, siyasi anlamda yeni bir sisteme geçme arifesinde yaşamaya başlıyor. Bu tecrübenin ileriye dönük etkileri ne olabilir dersek, ilk anda şu söylenebilir: Girilen yeni dönem siyasi partileri halka hizmet konusunda rekabet etmeye, seçmenlerin günlük hayatlarına ilişkin somut önerilerde bulunmaya yönlendirecek ve son yıllarda Türkiye siyasetine hakim olan, belki de geçmişte hiç olmadığı kadar öne çıkan kimlik siyasetini de zayıflatacaktır. Tabii burada; ittifakların artık neredeyse bir zorunluluk haline geldiği seçimlerin bu ilkinde, şu ana kadar kurulmuş iki ittifakın ikisinde de Kürt seçmenlere yer bulunamamış olması içine girilmeye hazırlanılan yeni sistemin görünen ilk açığıdır.

Aslında demokrasinin sağlıklı işlemesi ve Türkiye’nin bu zor dönemeçten kazasız belasız, aksak da olsa bunca yıllık demokrasi deneyimiyle kendine yakışır bir biçimde geçmesi bakımından Kürt seçmenlerin önemli bir partisi olan HDP’nin her iki ittifaktan da soyutlanarak dışarıda kalmasının seçim sonuçlarına çok ilginç etkileri olabileceğinin herkes farkında. Belli olmaz, belki siyasi aktörlerden herhangi biri (ya da birkaçı) çok yakın bir gelecekte “ilk taşı günahsız olan atsın” diyerek sürpriz ve cesur bir çıkış yapar ve Türkiye’de taşlar yerine oturmaya başlar. Bekleyip göreceğiz.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 YENİCAMİ AK 30 18 7 5 30 61
2 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 30 17 6 7 19 57
3 GAÜ ÇETİNKAYA TSK 30 16 7 7 15 55
4 BİNATLI YSK 30 14 8 8 15 50
5 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 30 12 12 6 11 48
6 BAF ÜLKÜ YURDU 30 12 9 9 20 45
7 LEFKE TSK 30 13 5 12 16 44
8 CİHANGİR GSK 30 12 7 11 4 43
9 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 30 13 3 14 -1 42
10 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 30 11 8 11 7 41
11 TÜRK OCAĞI LİMASOL 30 13 2 15 2 41
12 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 30 10 7 13 -8 37
13 GENÇLİK GÜCÜ TSK 30 10 4 16 -25 34
14 YALOVA SK 30 6 7 17 -23 25
15 YENİ BOĞAZİÇİ DSK 30 5 9 16 -35 24
16 OZANKÖY SK 30 4 7 19 -47 19
yukarı çık