KTV
  • 10 Ekim 2016, Pazartesi 9:08
Prof. Dr. MehmetHASGÜLER

Prof. Dr. Mehmet HASGÜLER

Yurttaşlar soruyor: Çözüme umutlanalım mı?

Ne umutlanın ne de umutsuzluk taşıyın… Ülkemiz bir biçimde 23 Nisan 2003 tarihiyle beraber normalleşme sürecine geçiyor… Çözüme en yakın zaman 24 Nisan 2004’teki referandumla oluyor… Bu tarihte çözümün Güney tarafından siyasi elitler öncülüğünde ıskalanması önemli bir kaymaya yol açıyor… Galiba bu durumun Kıbrıs’ın AB’ye katılım koşullarıyla yakından alakası var… Öyle ki Kıbrıs’ın AB üyeliğine “uyuşmazlık bagajıyla” alınması önemli bir mühendislik harikasıydı… Uyuşmazlığıyla AB üyesi yapılan bir ülkenin sorununu başka bir uluslararası örgüt (BM) üzerinden çözülmeye çalışılması aslında tarihin bir ironisi gibi… Aslında mevcut devlet hem BM üyesi hem de AB… Daha birçok uluslararası örgüte de üye… Bu durumda siyasi elitler çözüme gitmenin maliyetini mutlaka yapıyordur! Öyle ki Güney elitleri yerel seçimlerdeki performansını bile müzakerelerdeki “şahinlik” duruşuyla bile ilişkilendiriyor.

Kabul gören çözüm mü müzakere mi?

Şimdi bu devletin karar vericilerinin yerine kendimizi koyalım… Bu kadar uluslararası örgüte üye bir devlet, aralarına kan ve mal-mülk davası girmiş öteki toplumu eşit ortağı neden yapsın? Bunun akıllı bir nedenini bulmak son derece güç! Kısacası çözüm mü yoksa onun müzakeresi mi? Kanaatimce ikincisi uluslararası toplum tarafından kabul görmüş… Şimdiden Kıbrıs müzakerelerinin kesintiye uğrayıp bir süre sonra tekrar yoğunlaşması için bazı nedenler bulunuyor… Bunun ayırdına varmak için olgulara bakmak ve onlar arasında kıyas yapmak son derece yararlı duruyor… Kıbrıs’ın yakın ve iç içe olduğu aktörlere yakından bakalım o zaman…

Birleşik Krallık nasıl bir Kıbrıs ister?

Bir kere ABD başkanlık seçimleri Kıbrıs meselesiyle doğrudan alakalı… Yani ABD’nin Kıbrıs meselesine basınç uygulaması ancak yeni yılla mümkün… BM Genel Sekreteri de değişiyor… Bu arada Birleşik Krallığın Kıbrıs’a yaklaşımında Brexit ile beraber bir kayma olduğunu söyleyebiliriz… AB üyesi iken Kıbrıs’a bakışıyla dışındaki yaklaşımı birebir aynı olmayacaktır… Üyesi olmadığı bir birliğe bütünleşmiş bir Kıbrıs’ın girmesine eski sıcaklığında bakması pek mantıklı durmuyor… Öyle ki Kıbrıs çözümlendiğinde mi Birleşik Krallığın pozisyonu güçlü olur? Kanaatimce bölünmüş bir Kıbrıs ile Birleşik Krallığın hem AB’yi etkilemesi hem Güney üzerinde otoritesini sürdürmesi hem de icabında Kuzey’in üzerine tazyik yapması çok daha kolaydır… Bugün çözüme gidildiğinde Birleşik Krallığın üyesi olmadığı AB’nin Ada üzerindeki etkisi çok artabilir… Hatta bir süre sonra AB üyesi ve bütünleşmiş bir ülkede birliğin üyesi olmayan Birleşik Krallığın üsleri referandumla ada dışına taşınabilir… Birleşik Krallığın Kıbrıs politikasının önümüzdeki 50 yıl daha çok Doğu Akdeniz’e hegemonyasına yardım edecek bir kıvamda olması gerekiyor… Bunun için ideal formül bölünmüş bir Kıbrıs ve AB üyeliği de yarım yamalak kalmış bir statüdür… Hatta belki yarım Kıbrıs’ın da AB dışına alınması bile mümkün olabilir… Bu da ciddi bir seçenek olarak duruyor…

Çözümün riskleri, çözümsüzlüğün maliyeti…

Gelelim Türkiye faktörüne… Türkiye çözüm yerine müzakere etmeyi daha akıllıca bulmuş olabilir… Hatta müzakere etme tüm aktörlerin üzerinde uzlaştığı bir yönteme tekabül edebilir… Çözüme gitmenin riskleri belirsiz, çözümsüzlüğün maliyeti de riski de belirli… Bu duruma sanki aktörler de alışmış gibi… Dolayısıyla müzakere etmenin sanki çözümden daha kıymetli olduğu söylenebilir… Buradan yola çıkarak, madem çözümün müzakeresinin daha kıymetli olduğu öne çıkıyor ve kimse riskleri belirsizleştirmek istemiyor; O zaman Derinya ve Aplıç kapıları behemehâl açılmalıdır… Tüm kayıplarımıza erişmeli ve insanlarımız bu kayıplarıyla yüzleşmeli ve arınmalıdır… Diğer değerli bir seçenek de Maraş’ın Kayıp Şahıslar Komitesinde olduğu gibi “supra nasyonal” bir komiteyle açılması düşünebilir… Böylece Maraş federal çözümün bir turnusol kağıdı olur… Yani riskleri sınırlayarak çözüme iki tarafın da ekonomik, insani, sosyal güvenliği sağlanarak varılması garanti edilmiş olur…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 12 7 2 3 5 23
2 BİNATLI YSK 12 6 4 2 9 22
3 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 12 7 1 4 5 22
4 YENİCAMİ AK 12 6 3 3 9 21
5 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 12 5 6 1 8 21
6 GAÜ ÇETİNKAYA TSK 12 7 0 5 5 21
7 BAF ÜLKÜ YURDU 12 5 2 5 11 17
8 TÜRK OCAĞI LİMASOL 12 5 1 6 2 16
9 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 12 3 7 2 0 16
10 LEFKE TSK 12 4 2 6 -4 14
11 GENÇLİK GÜCÜ TSK 12 4 2 6 -9 14
12 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 12 3 4 5 -6 13
13 CİHANGİR GSK 12 3 3 6 -9 12
14 YALOVA SK 12 3 2 7 -5 11
15 YENİ BOĞAZİÇİ DSK 12 2 5 5 -5 11
16 OZANKÖY SK 12 2 4 6 -16 10

BURÇLAR

(21 Mart - 20 Nisan)

Koç Burcunun 13.12.2017 Günlük Yorumu

(21 Nisan - 21 Mayıs)

Boğa Burcunun 13.12.2017 Günlük Yorumu

(22 Mayıs - 22 Haziran)

İkizler Burcunun 13.12.2017 Günlük Yorumu

(23 Haziran - 22 Temmuz)

Yengeç Burcunun 13.12.2017 Günlük Yorumu

(23 Temmuz - 22 Ağustos)

Aslan Burcunun 13.12.2017 Günlük Yorumu

(23 Ağustos - 22 Eylül)

Başak Burcunun 13.12.2017 Günlük Yorumu

(23 Eylül - 22 Ekim)

Terazi Burcunun 13.12.2017 Günlük Yorumu

(23 Ekim - 21 Kasım)

Akrep Burcunun 13.12.2017 Günlük Yorumu

(22 Kasım - 21 Aralık)

Yay Burcunun 13.12.2017 Günlük Yorumu

(22 Aralık - 21 Ocak)

Oğlak Burcunun 13.12.2017 Günlük Yorumu

(22 Ocak - 19 Şubat)

Kova Burcunun 13.12.2017 Günlük Yorumu

(20 Şubat - 20 Mart)

Balık Burcunun 13.12.2017 Günlük Yorumu

yukarı çık
Skull King Popup