• 25 Aralık 2017, Pazartesi 9:11
Prof. Dr. OğuzKARAKARTAL

Prof. Dr. Oğuz KARAKARTAL

Gecikmiş bir vefa borcu

Gazeteci-yazar Vehbi Belgil (1916-1995) anısına…

Gecikmiş bir vefa borcu

Cumhuriyet gazetesinde, 1990’lı yıllarda zaman zaman bilim, teknik ve kültür tarihi kapsamındaki yazılarını okuduğum, merhum emekli diplomat Vehbil Belgil’in bana yazdığı 1994 tarihli bir mektubunu yıllar sonra, tesadüfen kitaplarımın arasında bulunca, vaktiyle iyi bir sohbet arkadaşlığı, dostluk kurduğum bu insana, gecikmiş bir vefa borcunu ödemek istedim.

Benim Vehbi Belgil’i tanımam 1987-1988’li yıllara, Marmara Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ndeki öğrencilik dönemime rastlar. O zamanlar üniversitemiz İstanbul Fındıkzade’den Molla Gürani caddesine inen yokuşta idi ve ben Türk edebiyatına meraklı bir genç, bir Türkoloji öğrencisi olarak ders çıkışlarında soluğu Beyazıt Sahaflar Çarşısı’nda alıyordum. Hocalarımızın ve büyüklerimizin anlattıklarına göre Sahaflar Çarşısı bozulmuş, eski özelliğini kaybetmiş, okul kitapları, ticari kitaplar ve kırtasiye ürünleri satan bir çarşıya dönüşmüştü. Ancak o eski gelenekten 1980’lere gelen, çay-simit eşliğinde edebi sohbetleri sürdüren, bir çeşit meclis kuran sahaf İsmail Bey’in Nihal Kitabevi hâlâ dimdik ayakta orada idi. Onun rafları, eski yazı (Osmanlıca) kitaplarla diğer kitapçılara nazaran daha doluydu. Osmanlıca eserleri karıştırmak, keseme uygun olanları satın almak, İbnülemin Mahmut Kemal İnal Bey’le dostluk kurmuş sahaf İsmail Akçay Bey’le sohbet etmek benim için büyük bir zevkti, üniversite dışında ikinci bir deneyimdi. İsmail Bey bir gün bana çoğunlukla Cuma günleri öğleden sonra, bazen de Cumartesi günleri öğle vakitlerinde eski üstatlarla, emekli öğretmen, diplomat ve kültür adamlarıyla toplanıp çay ve simit eşliğinde edebi sohbetler gerçekleştirdiklerini, benim de bunlara katılabileceğimi söyledi. İstanbul Boğaziçili, Anadoluhisarlı olmam, eski köşk, konak yaşantısı içinden gelmem ve Türk Dili ve Edebiyatı tahsili görmem onu etkilemiş olmalıydı. Bu toplantılardan ilkine gittiğim gün, o cuma günü ne kadar heyecanlandığımı şimdi hoşluk ve burukluk karıştığı bir tebessümle hatırlıyorum. Kimlerle tanışacaktım? Neler konuşulacaktı? Ben ne söyleyecektim? Nasıl karşılanacaktım?

Nihal kitapevinden içeri girince hasır ufak sandalyelere çömmüş ve dükkanın bir kenarında toplanmış kelli felli  sohbet insanlarını buldum. İsmail Bey beni onlarla tanıştırdı ve bir sedye çekip oturmamı söyledi. Ama onlar konuşmaya devam ediyor, sohbetlerini hararetli şekilde sürdürerek bana pek bakmıyorlardı. Sanki öksüz kalmıştım. Bir ara ayağa kalkıp yanı başımdaki raflarda dizilmiş olan yaldızlı ve kalın meşin ciltli Osmanlıca kitapları karıştırmaya başladım. Bunlar Abdülhak Hamit Tarhan’a ait tiyatro eserleriydi. Efendice, kibar ve sıcak bir ses bana: “Abdülhak Hamid’i sever misiniz?” diye yanı başımdaki sedyeden sordu. Bu adam iri yarı, temiz giyimli, sade, iri gıdılı, saçları arkaya doğru yatmış, taranmış sanki hafifçe Yahya Kemal Beyatlı’yı hatırlatan görünümüyle Vehbi Belgil idi. Tanıştık. Bana içten gülen gözleriyle nerede okuduğumu, kimlerden olduğumu sordu. Anlattım.

Yaşıtı diğer arkadaşları koyu sohbeti sürdürürken o benimle, kendisinden belki 50 yaş genç bir Türkoloji öğrencisiyle sohbeti seçiyordu. Edebiyat, kültür, bilim ve Atatürk hayranıydı. Konuştukça daha da coştu. O ilk cuma edebiyat sohbetinde Vehbi Belgil Bey’in yanında halkada yakınlarda kaybettiğimiz müzikolog Ethem Ruhi Üngör, Orhan Albayrak ve ismini şu an çıkaramayacağım emekli bir İstanbul Beyefendisi diplomat da vardı. Ancak o günden sonra her hafta cuma günleri benim sohbet arkadaşım daha çok Vehbi Belgil Bey olmuştu. Nezaketi, insanları sıkmamak, bunaltmamak için gösterdiği ihtimam, insanı şaşırtan edebiyat dağarcığı, halden anlar halleri, her konuştuğunuzu ciddiyetle dinleyen ve cevap veren hali hep gözümün önünde ve hatırımda. Ben her cuma ya üniversite çıkışı, ya da oturduğumuz Boğaz semti Anadoluhisarı’ndan Vehbi Bey’i görmek ve sohbet etmek için Beyazıt Sahaflar Çarşısı’na, Nihal kitapevine geliyordum.  Nadiren gelemediğim hafta Vehbi Bey merak eder, beni sorarmış. İsmail Bey de evimizi arar ve Vehbi Bey’in selamıyla, merakını aktarırdı. 1987’lerden 1993’lere kadar yaklaşık altı senelik bir dostluğumuz oldu Vehbi Belgil Bey’le. 1993’te bir yıllığına çalışmak için misafir araştırmacı olarak İtalya’ya Venedik Üniversitesi’ne gitmiştim. İtalya’ya gideceğim haberine çok sevindi. Tavsiyelerde bulundu ve Rönesans’ın beşiğinden öğrenmek gerekenleri anlattı. Sizi büyük adam yerine koyar, tartışır, fikirler verir, sorular sorardı.

Vehbi Belgil’den Türk ve dünya kültürüne, bilim hayatına dair pek çok bilgi, anektod öğrendim. İtalya’dan bir ara İsmail Akçay ve kendisine kart göndermiştim. Bana öğütlerle dolu güzel bir mektup yollamıştı. Birazdan onun metnini vereceğim. Bir yıllık İtalya macerasının ardından, İstanbul’a döner dönmez yaptığım ilk işlerden biri, sahaflar çarşısına, Nihal Kitabevine koşmak oldu. İsmail Bey ile kucaklaştıktan sonra Vehbi Bey’i ve ne zaman geleceğini sordum. İsmail Bey’in boğazı düğümlendi, biraz yutkundu ve o hafifçe başını sallar haliyle “Oğuz Bey sizlere ömür, Vehbi Bey’i kaybettik” dedi.

Vehbi Belgil ile dostluğum masallardaki yaşlı bir adamla ufak bir çocuğun dostluğuna, öyküsüne benzer. Tanrıdan ona gani gani rahmet dilerken Vehbi Belgil üstadın bana, İtalya’ya yazdığı sıcak mektubunun metnini aşağıda veriyorum.

****

Sayın Oğuz Karakartal

İstanbul, 31 Mayıs 1994, Salı

Universita degli Studi di Venezia

Dipartimento di Studi

Eurasiatici San Polo 2035

Venezia – Italy

Çok Sevgili Kardeşim Oğuz Bey,

İtalya’ya gittikten biraz sonra gönderdiğiniz müşterek mektubunuzdaki mesajınızı almıştım. Şimdi de 8 Mayıs tarihli sevimli kartınızı aldım. Sonsuz teşekkürlerimi sunarım. İlk yazınıza cevap vermedim, çünkü yeni bir ülkede yerleşmenin insanın başına ne işler açtığını bilirim. Size. Bir de bana mektup yetiştirmek zahmeti vermek istemedim.

Kartınızdan öğrendiğime göre işlerinizi oldukça yoluna koymuşsunuz. Buna çok sevindim. Ama ben asıl işinizin İtalyancayı kısa yoldan iyi öğrenmek olduğunu bir kez daha yinelemek istiyorum. Bunun yolu da Türklerden mümkün olduğunca uzak kalmak, İtalyanlarla ahbaplıkları artırmak, hatta sokaklarda, binalarda yazılan yazıları, ihtarları not etmek: “İlgililerden başkası giremez, çöp dökmeyiniz, yerlere tükürmeyiniz, bu koltukları savaş malûllerine veriniz”... Biçiminde sözler. Bir gün burada sizden, İtalyanca bilmeniz nedeniyle, İtalyan turistleri için böyle yazılar yazmanızı isterler. Mahcup olmazsınız.

İnsan yabancı bir ülkeye dil öğrenmek için gidince önce bir vatan ve yurttaş özlemine giriyor, her yerde Türk arıyor. Ve dil bu yüzden öğrenilmiyor. Avrupa’da yıllarca kaldıkları halde dil öğrenmemiş iki ''gencimizin okulları tarafından geri gönderildiğini çok iyi biliyorum. Bunu size uyarı için değil, hatırlatmak için yazıyorum. Siz aklı başında bir genç olduğunuz için bu tür uyarılara gereksinme duymayacak bir düzeydesiniz.

Temmuzda bir ara geleceğinizi yazmışsınız. Buna sevindim. Gelirken, hiç olmazsa bana hiçbir şey getirmeyin. Böyle şeylere tek bir lira bile olsa ayırmayın.

İtalya bizde hep alayla söz edilen bir ülke. İtalyanlar bizim için "makarnacı", "savaş gücü olmayan korkaklar"... Ama öyle değil. Yeniden doğuş yani Rönesans onlarla başladı. İtalyan bilim adamları bilimsel münazaralar yapıyorlardı bizler savaşırken. Fransa’yı Fransa yapanlar İtalyanlar. Fransız okul kitaplarında yazılı bu.

Hâmid’in anıları henüz yayınlanmadı. Gene sizin himmetinizi bekliyor galiba. İtalya’nın sanat şaheserlerini şüphesiz geziyorsunuzdur. Ama ben, fabrikalarını, kültür çalışmalarını da öğrenmenizi öneririm. Film stüdyoları, film teknikleri gibi. Bordighera (yanlış yazdı isem özür dilerim) diye bir kentte her yıl mizah yapıtları ödülleri veriliyordu. Aziz Nesin o kadar çok aldı ki bunlardan, bir yazısında, ödül için artık başvurmayacağını, hatır için ödüllerin kendisine verildiği imajının silinmesini istediğini yazmıştı. Nedir bu ödüller? Kimler finanse ediyor? Size yakınsa ilgilenmenizi rica ederim. Sizi İtalya’ya çağıran teşekkül bu konularda yardımcı olabilir. Onlar aracılığı ile bütün kapılar açılabilir.

Sonra günümüz İtalya’sının yazı adamlarını tanımanız ilerde yazı hayatın için önemli olabilir. Şunu demek istiyorum: Bunlardan biri ülkemize gelirse birinci elden bilgi verebilirsiniz, mihmandarlık edebilirsiniz.

İtalya’daki günlük pazarlarda neler satılıyor? Türk malları satılıyor mu? Satılıyor veya satılmıyorsa nedenleri çok önemli. İtalya’nın uzay çalışmaları da çok önemli. Ne durumdalar? İtalyan köyleri, kentleri, bunlardaki temizlik sorunları da çok ilginç olabilir...

Size yazacaklarım şimdilik bu kadar. Hatırlatma kabilinden. İtalyan atasözleri de bizimkilerle mukayese için çok önemli.

Bizler iyiyiz. Şimdi yaz olduğu için İsmail Bey’i dükkânında fazla rahatsız etmiyorum, Çınar Altı’nda oturmayı tercih ediyorum.

Adresim, belki lazım olur, şöyle:

Bakırköy Bahçelievler

Celal Nuri Sokak N. 6 - 3

İstanbul, 34-590

Gözlerinizden öper, sağlık ve başarılar dilerim.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 YENİCAMİ AK 15 9 3 3 17 30
2 BİNATLI YSK 15 8 5 2 12 29
3 GAÜ ÇETİNKAYA TSK 15 9 1 5 8 28
4 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 15 8 4 3 6 28
5 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 15 8 1 6 3 25
6 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 15 6 6 3 7 24
7 BAF ÜLKÜ YURDU 15 5 5 5 11 20
8 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 15 5 5 5 -1 20
9 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 15 4 7 4 -1 19
10 LEFKE TSK 15 5 2 8 -5 17
11 GENÇLİK GÜCÜ TSK 15 5 2 8 -16 17
12 TÜRK OCAĞI LİMASOL 15 5 1 9 -4 16
13 CİHANGİR GSK 15 4 4 7 -5 16
14 YALOVA SK 15 4 3 8 -5 15
15 YENİ BOĞAZİÇİ DSK 15 3 6 6 -8 15
16 OZANKÖY SK 15 2 5 8 -19 11
yukarı çık
Skull King Popup