Cyprus Today sol
  • 02 Nisan 2018, Pazartesi 8:45
Prof. Dr. OğuzKARAKARTAL

Prof. Dr. Oğuz KARAKARTAL

Kıbrıslı Müftü Hilmi Efendi (1782-1847)’nin şiirlerinde Akdenizlilik ve adalı kimlik

Her ne kadar Türk milletinin Anadolu’da denizle tanışması Batı Anadolu kıyılarındaki beylikler dönemine rastlasa da, Türk kimliğinin “adalı ve Akdenizli” yanlarının şekillenmesine başlangıç olarak genelde Kıbrıs’ın fethedildiği XVI. yüzyıl alınır. Bununla birlikte Osmanlılar denizden çok karadan, topraktan ilerlemeyi seçmiş, Balkanlara, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya ayak basmışlardır. Ağırlıklı olarak kara kökenli bir millet olan Türkler Ege ve Akdeniz adalarına ve Kıbrıs’a getirilmeye başlayınca Akdeniz ve ada coğrafyalarının özelliklerinin yanında buralardaki Venedik-Ceneviz ve Rum kültürleriyle tanışırlar. İklimin getirdiği, yaşantı, beslenme, jest-mimik, gelenek, müzik benzerlikleri zamanla ulusal kültürle harmanlanır ve “Akdenizli-Adalı insan tipi” doğar. Pregrad Mavejevic’e göre “Akdeniz kültürleri sadece ulusal kültürler değildir.” Bununla birlikte Akdenizli ve Akdenizlilik bir ulus adı da değildir.

Akdenizli-Kıbrıslı bir divan şairinin, Müftü Hilmi Efendi’nin şiirlerinde Akdenizli ve Adalı kimlikle ilgili şu tespitlerde bulunmak mümkündür:

1) Adalılar için adası, dışına gidilip gurbette yaşansa bile eninde sonunda döneceği yeridir, vatanıdır. Yaşadığı adaya, doğduğu beldeye bağlı olma, hatta onunla övünme (kampanalizm) adalı insan karakterinin özelliklerinden biridir. Kıbrıslı Müftü Hilmi Efendi de İstanbul’dan Sultan II. Mahmut’un, saltanatın yanında-muhitinde bulunmakla birlikte vatanı adası özler ve oraya dönmek ister:

Yine izn-i hümȃyûnunla azmetsem vatan-gȃha

Varıp Kıbrıs’ta hasretsem duaya, vakt-i ezhȃrı

2) Ada, adalı insana içene kapanık, izole ve dar bir yaşantı mekanı sunar. Adada yaşayan biri için “ada” bir sığınaktır, dört tarafı denizle çevrili bir yuvadır ve deniz ötesindeki dünya “öteki”dir, “dışarı”dır. Adalı insan için adanın bir köyünden başka bir yerine veyahut daha büyük bir yerleşim birimine gitmek-yolculuk etmek ise büyük heyecandır. Hele o adalı insan Müftü Hilmi Efendi gibi dar mekandan geniş-büyük mekana gidip gelmişse (Kıbrıs-İstanbul-Kıbrıs) sürekli beklemek, hareketsizlik ve dar bir mekana kapanmak bu tip adalı insanı rahatsız ederek uzaklara gitme, kapanma duygusunu tekrar tekrar aşma düşüncesini getirir. Müftü Hilmi Efendi’nin halet-i ruhiyesi buna uygundur:

Usandık Akdeniz’den keştȋ-i ȃrȃmı kaldırsak

Açıp yelkenleri Bahr-i Siyȃha doğru saldırsak

3) Adaların bir başka yanı coğrafya-insan ilişkisinin yoğun yaşanması ve bu bağlamda edebiyat üretimine izin vermesidir. Akdeniz ve Adalar Denizi adalarının coğrafyalarındaki “çam, servi, limon, portakal, mandalin, turunç ağaçlarıyla; sardunya, yasemin, sünbül, nergis” çiçeklerinin bolluğu adalı şairlerin bunlardan etkilenmesini, dış dünyayı sinestezi, beş duyu organıyla yoğun biçimde teneffüs etmesini beraberinde getirir. Müftü Hilmi Efendi de adası Kıbrıs’ta bu koku dünyasını idrak eder:

Bu ada sünbülȋdir rȃyihası kem-ter olur

Bȃğ-ı Kıbrıs’ta ne mümkün bite her ter sünbül

4) Akdeniz adalarında iklim de yaşantıyı şekillendirir. Akdeniz’in bitki örtüsü ile coğrafyasının oluşumunda hatta insan karakterinin belirginleşmesinde iklimin önemli etkisi vardır. Akdeniz dünyası kitabının yazarı F. Braudel: “Akdeniz birliği her şeyden önce iklime dayanır” der. Hilmi Efendi sıcak, parlak, güneşli ve açık Akdeniz göğünü:

Nerde buldu bu kadar şuleli gök yakutu

Takıp engüşte eer arz-ı mücevher sünbül
diye anlatırken, bir başka yerde Kıbrıs’ın yaz sıcaklarından el-aman çeker:

Kıbrıs’ın tȃb-ı temmuzȋ sıkletinden el-amȃn

Sıyyemȃ kaht-ı ricȃli kalbi vȋrȃn etti ȃh

5) Akdeniz adalarında ve genelde adalarda aydın insan sayısı ve kültür faaliyetleri fazla değildir. Az sayıdaki okumuş kültür insanı yalnızlıktan ve konuşacak adam bulamamaktan yakınır:

Kıbrıs’ın basma kalıp ehl-i kemȃlin gördüm

Bulamaz emtia-yı marifetin arza mecȃl

Osmanlı devleti Adalar Denizi adaları ile Akdeniz adalarına yerleştirdiği Türk nüfusunu, Avrupa’dan veya Haçlılar’dan gelecek tehlikelere karşı bir set, birer uç beyliği-gözetleme kulesi gibi düşünmüş, ada Türklerinin eğitim işine pek fazla kafa yormamıştır. Bu da adalarda aydın-kültürlü insanı sayısının düşük seviyede kalmasına yol açar. Müftü Hilmi Efendi “aydın bakımından münbit-verimli olmayan adadan, taşradan çıkmış ve padişah tarafından Sultanü’ş Şuara seçilmiş bir şair olmakla gururlansa bile, İstanbul şairlerinin onu taşralı olarak algılandıklarının farkındadır. Bundan ötürür kendisini payitaht şairleriyle boy ölçüşen adalı nadir şairlerden biri olarak görür. Aşık Kenzi’nin bir gazeline yazdığı tahmiste şöyle der:

Mahabbet kenzine şȃyȃn çıkar mı şehr-i Kıbrıs’tan

Demişler şȃir-i meydan çıkar mı şehr-i Kıbrıs’tan

Dedim Kenzi hakikattir fakat bir dȃne ben çıktım

6) Akdeniz coğrafyasındaki adalarda dini açıdan kutsal mekanlar vazgeçilmez yapılardır. Adalar Müslümanlık ve Hıristiyanlık bakımından ada halkları için önemli sayılabilecek inanç merkezlerini içinde barındırır. İslamiyet’e özgü başta medreseler ve tekkeler olmak üzere dini yapılar Rodos ve Girit’te olduğu gibi Kıbrıs’ta da karşımıza çıkar. Adalı Müslüman-Türk kimliğinde “Mevlevilik, tabavvuf ve Mevlid” önemli değere sahiptir. Müftü Hilmi Efendi de Lefkoşa Mevlevihanesi geleneğinden yetişmiş bir divan şairidir.

7) Akdeniz ada toplumları iki dillidirler. Bu dillerin biri karadan getirdikleri bağlı oldukları millete ait ana dilleri, diğeri ise savaş, ticaret, karşılıklı alış-veriş ve komşuluk ilişkileriyle toplumların birbirinden aldıkları sözcüklerden kurulu “Akdeniz veya Adalı dili”dir. Bundan ötürü Akdeniz kitabının yazarı Hırvat düşünür Pregrad Matvejevic, “Akdeniz kültürleri yalnızca ulusal kültürler değildir” yorumunda bulunur. Bu ikinci melez dilde birbirinden alınan sözcükler isim ve sıfatlardır. Fiiller ise ana dilden gelir ve kalır. Buraya XVI. Yüzyıl’dan itibaren divan şiirinde gözüken ve İtalyanca kökenli sözcüklerden kurulu Türk gemici dilini de eklemek gerekir. Müftü Hilmi Efendi’nin şiirlerinde bu gemici dilinden sözcükler de kullandığını okuyoruz. Şair, demir alıp ve yelkenleri açıp Akdeniz’den Çanakkale Boğazı’na, oradan Karadeniz’i doğru rota çizen gönül gemisini anlatırken, onun sallanarak gitmesini anlamdaki İtalyanca sağa sola sallanma anlamındaki gemici tabiri “orsa boca” sözcükleriyle dile getirir:

Bulurduk lâ-cerem orsa boca bir cây-ı asâyiş

Usûliyle reise yanaşıp da lenger aldırsak

8) Adaları yöneten veya o topraklara hükmeden ileri gelenler adaların seçkin kişileridir. Bunlar kimi zaman Hıristiyan Kral, Kraliçe ve şövalyeler, kimi zaman da Sultanlar, Beyler, Mutasarrıflar-valiler olmaktadır. Ada edebiyatlarında onlara mutlaka yer ayrılır ve kendilerinden sadakatle söz edilip bağlılık bildirilir. Kıbrıs adası adeta istiridyenin içindeki bir inci tanesine benzeyen ve Akdeniz’in kendi kucağında korunan, Osmanlı padişaha ait bir mücevherdir:

Dürre-i zâtına Kıbrıs sadef olmaktadır

Anı Deryâ-yı Sefîd aldığı âgûşa temâm

9) Genelde adaların, özelde ise Akdeniz coğrafyasındaki adaların önemli bir sorunu içme ve kullanma suyu sıkıntısıdır. Yağışın azlığı, kuyuların yetersizliği, çeşme başındaki su kuyrukları, sıraları edebi eserlere de yansır. Bundan ötürü güneşin bol su kaynağının az olduğu adalarda çeşme yaptırmak hem büyük sevaptır hem de hürmete lâyık bir iştir. Mustafa Hilmi Efendi de, Kıbrıs valiliği yapan Ali Rûhî Efendi’yi su bulup çeşme yaptırdığı için “Tarih-i Çeşme” şiirinde över:

Ali Rûhû Efendi nâm-dâş-ı sâki-i kevser

Olunca Kıbrıs’ın vâli-i vālā-kadr-i zî-şânı

Suyun buldu umûr-ı belde hüsn-i re’y ü fikriyle

Nizâmın buldu ehl-i beldenin hâl-i perîşânı

Akdenizlilik ve Adalılık kavramları, Avrupa düşünürlerinin ortaya attığı bir fikir akımıdır. Batı’da bu görüşü dillendirenler Eski Yunan vie Latin kültürüyle bağlantı kurarak Platon’Eflatun’un şu sözünü bir döviz olarak benimserler:

“Biz medenîler, Akdeniz’in etrafında, bir havuzun kenarındaki kurbağalar gibiyiz.”

Bu döviz ve içindeki Akdenizlilik düşüncesi, Osmanlı Türkiyesi’nde, Türk edebiyatında ilk kez, on yol Paris’te kalıp 1911’de memlekete geri dönen Yahya Kemal Beyatlı tarafından dillendirilir. Nev-Yunanilik adı verilen bu hareket edebiyatta eski Yunan ve Latin klasiklerini örnek alarak modern bir edebiyat kurabileceğimizi ileri sürüyor, bin yıldır Anadolu-Balkanlar ve Akdeniz’de varlığını sürdüren Osmanlı Türklerinin coğrafya kaynaklı kültür, gelenek, mizaç bakımlarından Akdeniz coğrafyası ve insanlarından etkiler taşıdığına inanıyordu. Ancak 1912-1913 Balkan Savaşı’nda Sırp-Bulgar ve Yunan güçlerinin birleşerek Balkanlar’da giriştiği zulümler, göç ettirme, öldürme ve kaçırma politikaları, Nev-Yunanililik veya Akdenizlilik düşüncesinin önünün kesmiştir. Yahya Kemal de bir süre sonra kendi klasiğimize dönecek, Fransa’da öğrendiği klasiklerden modern bir edebiyat çıkarmak görüşüyle divan şiirine giderek neo-klasik bir modern şair hüviyetine bürünecektir. Ancak Akdenizlilik ve adalılık düşüncesini, kavramlarını veya teorideki özelliklerini biz birebir olmasa da eski edebiyatımızda, şiirimizde de bulabiliriz. İşte Kıbrıslı Müftü Hilmi Efendi’nin şiirleri bu konuda örnek dize veya beyitler açısından bize malzeme sunmaktadır. Kaldı ki Braudel’in belirttiği gibi Akdeniz sadece Hıristiyan Akdeniz değildir, Akdeniz kültür ve insanlarının bir ayağı da İslam kültür ve coğrafyalarına basar. Vaktiyle Sicilya adasında, bugünse nisbeten Rodos ve İstanköy ile yoğun biçimde Kıbrıs’ta Türk-İslam kültürünün varlığı sürmekte olup yansıdığı alanlardan biri edebiyattır. Özellikle adalardaki Türk-İslam şairleri Akdeniz’in karşı tarafındaki Hıristiyan Akdenizi’yle benzerlik gösterebilen İslam Akdenizi’nin özelliklerini şiirlerine taşıyabilmektedirler. Bu isimlerin dikkati çekenlerinden birinin rahatlıkla Kıbrıslı Müftü Hilmi Efendi olduğunu söyleyebiliriz. Özdemir İnce, iki Akdeniz’in varlığından söz edip: “Bir yanda somut yüksek duvarlı bir avlunun içinde, Akdenizleşmiş bir havuzun ve fıskiyenin çevresinde yaşayan, içe dönük, mistik ve Müslüman Akdeniz; bir yanda, kapının önünde, sokakta ve alanlarda yaşayan Hıristiyan ve metafizikçi, Hıristiyan Akdeniz. Birincisinde bir dalgıcın, ikincisinde bir dağcının kural tanımayan heyecanı” tesbitinde bulunduktan sonra: “Akdeniz hem gerçekçi, hem metafiziksel. Gerçek Akdenizli şair ise hem dalgıç, hem dağcı.” tanımını yapar. İşte Kıbrıslı Müftü Hilmi Efendi de o tür şairlerin ilk örneklerinden biridir.

1. Girit’teki tasavvuf yaşantısı için bak. Selami Şimşek, Girit’te Türk Tasavvuf Kültürü

2. P. Matvejevic, Akdeniz’in Kitabı, Yapı Kredi yayınları, s.27


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 YENİCAMİ AK 27 17 7 3 33 58
2 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 27 16 5 6 19 53
3 GAÜ ÇETİNKAYA TSK 27 16 4 7 15 52
4 BİNATLI YSK 27 14 7 6 20 49
5 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 27 11 10 6 8 43
6 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 27 13 2 12 3 41
7 BAF ÜLKÜ YURDU 27 10 8 9 13 38
8 LEFKE TSK 27 11 5 11 10 38
9 CİHANGİR GSK 27 10 6 11 -1 36
10 TÜRK OCAĞI LİMASOL 27 11 2 14 1 35
11 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 27 9 7 11 -1 34
12 GENÇLİK GÜCÜ TSK 27 10 2 15 -24 32
13 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 27 7 7 13 -16 28
14 YENİ BOĞAZİÇİ DSK 27 5 8 14 -28 23
15 YALOVA SK 27 5 7 15 -18 22
16 OZANKÖY SK 27 4 7 16 -34 19
yukarı çık