HUNKAR SAG GIYDIRME
Prof. Dr. Vedat YORUCU

Prof. Dr. Vedat YORUCU

17.01.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Müzakereler ve bundan sonra neler olabilir?

İki toplumlu müzakereler Akıncı ve Anastasiadis arasında iyi bir noktaya taşınmıştır. Her iki lider de ihtiyatlı iyimserliğini korurken, kendilerine düşen görevi yerine getirmeye çalışıyorlar. Ancak kalıcı bir anlaşmaya varabilmeleri için birçok konuda hâlâ anlaşmazlıklar devam ediyor. Uzun bir süre Kıbrıs sorunu çözümsüz kaldı. 1963’te olaylar başladı ve 2004 Annan Planı referandumuna kadar çok kez mesafe alındı, ama sonuç alınamadı. 2004 Annan süreci, aslında Kıbrıs’ın AB’ye tam üyelik sürecinin sonucu olarak ortaya çıkmıştı. Annan Planı’nın hemen öncesinde Kopenhag’da şimdiki gibi bir müzakere süreci takip edilseydi, bugün bu sorun belki de halledilmiş olacaktı. O gün bu sürece dahil olmayıp, önemli adımı atmakta Türk tarafı olarak gecikince, süreç aleyhimize işleyip Burgenstock’a taşındığında artık çok geç kalındı. Nihai çözüm planı üretildi ama Rumların 2004 referandumundaki hayır oyu, Kıbrıs’ın AB’ye tam üyelik sürecine artık engel değildi. Konjonktür Kıbrıslı Rumların lehine işledi ve plan tamamlandı. Rumlar üye oldu, Kıbrıs Türk tarafı Annan Planı’na evet demiş olmasına karşın AB hukukunun dışında bırakıldı. AB’nin Kıbrıslı Türklere vermiş olduğu iki sözü vardı. Annan Planı’na sizler evet deyiniz, biz de yeşil hat tüzüğünü ve doğrudan ticaret tüzüğünü kabul edip sizlere uygulanan izolasyonları kaldıracağız yönündeydi. Ne oldu? Yeşil Hat Tüzüğü kabul edildi, ama Direk Ticaret Tüzüğü rafa kalktı. Kaybeden yine Kıbrıslı Türkler oldu.

   ***

Aradan 12 yıl geçti. Bu süreci yakından takip edenler, neler olup bittiğini çok iyi bileceklerdir. 2010 yılında Doğu Akdeniz’de doğalgaz sismik araştırmaları yapıldı. Kıbrıs’ı çevreleyen sularda münhasır bölgeler belirlenip, ruhsatlar dağıtıldı. Kıbrıslı Rumlar, tüm Kıbrıs adına uluslararası sınırlandırma anlaşmaları yaptı. Mısır, İsrail ve Lübnan ile antlaşmalar imzaladı. Kıbrıslı Türklere hiçbir şey danışmadı, icazet almadı. Daha sonra 12’nci parsele verilen ruhsat nedeniyle Noble Enerji Şirketi doğalgaz sondajı yaptı. 240 milyar metreküp doğalgaz bulunduğunu kesin olarak teyit etti. 12’nci parselin az ilerisinde İsrail’e ait Leviathan yatağında 850 milyar metreküp doğalgaz bulunduğunu teyit etti. Nil Deltası’nın uzantısı olan 10’ncu Parsel’in az ilerisinde Mısır’a ait münhasır ekonomik bölgede bulunan Zohr yatağında, Dünya’nın dördüncü en büyük doğalgaz rezervi bulundu. ENI Şirketi rezervi Doğu Akdeniz’in en büyük rezervi olarak dünyaya duyurdu. Kıbrıslı Rumların doğalgaz planları istedikleri gibi paraya hemen dönüştürülemedi. Onu bırakınız, İsrail’e ait Leviathan doğalgazı da ikinci plana düştü. Akaryakıt piyasalarındaki gelişmelere paralel olarak doğalgaz fiyatları iyice düşünce, derin deniz diplerinden çıkacak doğalgaz fiyatları, karadan çıkan doğalgaza göre daha pahalı duruma geldi. Rekabet edebileceği Rus doğalgazına göre daha maliyetli olduğu anlaşıldı. Peki bu arada başka neler oldu?

   ***

Cumhurbaşkanlığı makamına Güney Kıbrıs’ta Annan Planı’na evet diyen Anastasiadis seçildi. Hayırcı cephe sandıkta kaybetti. Güney Kıbrıs ekonomisi, 2008 küresel sistemik finans krizi nedeniyle iflas etti. 42 milyar Euro’luk yatırım, Yunan tahvillerine yatırılınca tümü battı. Güney Kıbrıs bankaları iflas etti. 100 bin Euro’nun üzerindeki mevduatlara yüzde 40 tıraşlama getirildi. Halk, Anastasiadis’e karşı öfke duydu. Rumların imdadına önce Putin yetişti. Rusya, çok düşük faizli ve uzun dönemli 2 buçuk milyar dolarlık krediyi hemen Güney Kıbrıs’a verdi. Rumların nefes almasını sağladı. Her zaman olduğu gibi Rum ve Rus Ortodoks ittifakı tekrardan teyit edildi. Sonra yeni yaptırımlar ile AB Merkez Bankası masaya oturdu ve şartlı 10 milyar Euro kredi sağlayarak Rum ekonomisine yardımcı oldu. Cyprus Airways iflas etti. Birçok Kamu Kuruluşu özelleştirildi. Birçok Rum işsiz kaldı, alış veriş caddeleri savaştan çıkmış durumu andırıyordu. Doğalgaz aramaları ve ruhsatlandırmaları 2012’den itibaren askıya alındı.

   ***

Kuzey Kıbrıs’ta peki neler oldu? 2015 yılındaki Kuzey Kıbrıs’taki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Annan Planı’na evet diyen ve partisi ile sürekli barışı savunan Mustafa Akıncı seçildi. İki evetçi lider Cumhurbaşkanlığı makamlarına getirilince, Amerikan Enerji şirketleri müzakerelerin yeniden başlaması için ısrarcı oldu.  Obama’nın yardımcısı Jo Biden sürekli süreci canlı tuttu. Müzakereler yeniden başladı. BM, müzakereler için Liderleri iki yıl aradan sonra New York’a çağırdı. Önce müzakereler koptu, sonra yeniden başladı. İkinci kez pazarlıklar sonuç alıcı hale getirildi ve bu sefer de Mont Pelerin’e taşındı. Oradaki süreç de, pazarlıklarda mutabakata varılamayınca Anastasiadis’in süreye ihtiyaç duyduğu açıklanarak tekrar koptu. Birileri araya girdi ve iki lideri Lefkoşa ara bölgede buluşturuldu. Liderler yemek yiyip tekrar cesaretlendirildi. Üçüncü aşama olarak tekrar Cenevre’ye gidildi. 9-12 Ocak 2017 tarihleri arasında bütün başlıklarda sıkı müzakereler yapıldı, karşılıklı haritalar verildi. Bir sonraki ve son aşama olan garantörler de Cenevre’ye çağrıldı. Güvenlik ve Garantiler konuşuldu. Bu sefer de Yunanistan süre isteyip yine sürece ara verildi. 18 Ocak’ta tekrar başlanmak üzere karar alındı.

   ***

Bu sürece gelinmesinin tek nedeni, bölgedeki zengin enerji kaynaklarıdır. Bunların paylaşılması ve paraya çevrilmesi için yeni bir konjonktür ortaya çıkmıştır. Ya zoraki bir çözüm planı ortaya çıkarılacak, ya da bölgede yeni huzursuzluklar cereyan edecektir. Yeni ruhsatlar 6’ıncı, 8’inci ve 10’ncu parseller için dağıtılmıştır. Mart ayında sondajların başlayacağı duyurulmuştur. Peki anlaşma olmazsa bu sondajlar başlar mı? Bence zor başlar. Peki, iki lider arasındaki temel anlaşmazlıklar nelerdir? Dönüşümlü başkanlığın süresi, mülkiyetin ve çözümün finansmanı, toprak ayarlamaları, güvenlik ve garanti konuları. Bunlar, bence birtakım güçlerin baskıları ile iki tarafın çıkarlarının arakesitinde buluşturulacaktır.

   ***

Peki geriye ne kalıyor? BM’nin daimi temsilcisi olan diğer süper güç olan Rusya’ya, Doğu Akdeniz’deki açılımlara karşılık olarak, belki Suriye’deki doğalgaz yataklarından İran ile birlikte rahatça yararlanabilmesi için birtakım açılımlar getirilebilir.  Amerika’nın Orta Doğu’da daha ılımlı bir siyaset izleyeceğini ve Trump yönetiminin Suriye’de bazı açılımlar yapması kuvvetle muhtemeldir. Daha sonra gündeme referandum gelecektir. Eğer her iki tarafı memnun edecek bir metin ortaya çıkarsa, her iki taraf da “evet” diyecek ve Kıbrıs’ı çevreleyen sulardan çıkacak doğalgaz önce Türkiye’ye, oradan da AB’ye taşınacaktır. Türkiye, yeni bir “Enerji Merkezi” haline dönüştürülecektir. Dümen ve komuta her zaman uluslararası şirketlerin elinde olacaktır. Eğer ortaya çıkacak çözüm metni, herhangi bir tarafın aleyhine olursa, o zaman anlaşma olmayacaktır. Çünkü iki taraftan biri “hayır” diyecektir. O zaman neler olacaktır? Onu da daha ileride yazacağım. Yazı boyutumu iyice aştım.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.