Güngut
Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Prof. Dr. Vedat YORUCU

Prof. Dr. Vedat YORUCU

16.09.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

O eski bayramlar – (2):

Arif Feridun’un “Unutulmasın Diye” isimli kitabından

Arif Feridun Bey’in Salı gününden kalan “O Eski Bayramlar” başlıklı yazısına kaldığımız yerden devam ediyoruz. “Arife gününün bir diğer zenginliği de “Ölmüşlerimize” mezarlarını ziyaretle dualar okumak, onları anmak yanında, anacığımızın başucunda hep asılı duran Kuranı Kerimi indirip, okuyarak büyüklerimize dualar göndermek gibi kutsal bir ibadeti de vardı ve bu her evde yapılırdı Arife günlerinde. Başına tülbentini atar, evin sakin bir köşesinde tüm ölenlerimizin ruhlarına göndermelerde bulunurdu. (“Unutulmasın Diye” adlı kitabımın 34 üncü sayfasındaki “Doğum Kayıtlarımız” başlığına bakınız)

   ***

Yine Arife günü “tel gadeyif kesenlere” veya “dökenlere” büyük bir iş düşerdi. Bayram namazından önce eve gelmesi gereken “Tel Gadeyif” için siparişler önceden verilir çünkü öğle yemeğinin Bayram günü “Olmazsa olmazlarındandır” yemek üstüne yenecek olan “Tel gadeyif.”

   ***

Onun için ev halkı ile birlikte biz çocukların da Bayram namazı saatın dan önce kalkıp, büyükler camide iken “Tel Gadeyif” kesen sevgili Fatmabamızın kapısını elimizdeki boş “Gadeyif Tepsisi” ile birlikte çalmamız gerekirdi, yanına girer otururduk “Aşevindeki” hasırın üstüne. Bir koku ki dayanılır gibi değil. Mis gibi ateşte pişmiş hamur kokusu. Yer ocağında harlı kömür içine yerleştirilmiş “üç ayaklı” demirin üstünde kızgın saç “Sini” ve ahşap ekmek teknesi içinde tel gadeyif olmaya hazır bol sulu hamur. Bu cıvık hamur “garşı unu” ile yapılırdı (“Unutulmasın diye” adlı kitabımın 42 inci sayfasında “Karşı” başlığı altına bakınız). Bu hamuru tel tel yapan aygıt ise, alt kısmı sanki basılarak daraltılmış ve kapatılmış, altında iki cm. aralıklı sıra delikleri olan bir “maşrappa”. Her deliğin ağzına da iki cm. boyunda bir “ülük” yani borucuk kaynatılmış. Bu aygıtın içine cıvık hamur doldurulup kızgın sini üzerinde gezdirilince, o deliklerden akan sulu hamur telleri, kızgın sinide bir birine değmeden hızla pişerek tel tel olur ki hemen ve yanmadan siniden alınması lazım. Beraberinizde getirdiğiniz tepsi ve üstüne örtülecek bez hazır orda bekler ve anında kömür üstündeki kızgın saç sinide oluşmuş, Bayram tatlısı olmaya hazır tel kadayıflarını, Fatmaba bir ahşap maşa ile  toparlayıp elinizdeki tepsiye,dağıtmadan itina ile serer... Bu işlem tekrarlanarak tepsiniz doldurulur üstü örtülür ve kaptığınız gibi tekrar hamurlaşmadan eve koşar, annenizin elini öper az sonra Bayram namazından dönen babanızın da boynuna sarılır hep birlikte en yeni elbiselerinizle bayramı başlatırsınız.

  ***

Bayram, eğer Ramazan bayramı ise, Oruç ayı olan Ramazan süresince caminin damında Teravih namazına kadar “sela” lar okunur. Bu selalar, biz çocuklar ve gençler arasında bir yarış biçimine dönüşürdü... Teravih namazı başlar başlamaz etrafta bir sessizlik başlardı, susardık.

   ***

Polinin karşısında, derenin ötesindeki Prodromi köyüne, caminin kubbesinden okuduğumuz Selayı, oraya kim duyurabilir diye yarışırdık. Girişilen yarışın sonucu bir gün sonra, yani ertesi gün belli olurdu. Poliye gelen köylüler bir gece önceki sela okuma yarışının sonuçlarını tanıdıkları seslerin isimleri ile Cami Kahvesinde tek tek verirlerdi. Polinin camisinde minare yoktu. Selaları caminin “Tonoz kubbesine” çıkarak okurduk. Lüzinyan chapeli olarak 14 üncü yüz yılda yapılan bu chapel camiye çevrilmişti. (“Unutulmasın diye” kaleme aldığım kitabımın 134 ve 151 inci sayfalarındaki bölümlerine bakınız)

   ***

Derken Bayram sabahı güneşin ilk ışıkları ile camiye doğru bir hareket başlar ve namaza gelen köylüler cemaat mahallindeki serilmiş hasırlar üzerinde namaz saatine kadar sohbetlerini sürdürürlerdi sabahın serininde. O Bayram sabahları öyle idi ki dargınlıklara, kırgınlıklara asla yer yoktu herkeste can, ciğer bir kucaklaşma, bir el sıkışma ve başka zamanlarda göremeyeceğiniz bir içtenlik vardı. Caminin çıkışında lokum veya “kahatlı yemiş” tutulur, Bayram kutlaması yaşlılar sırası önünden el öperek, kucaklaşarak geçmek suretiyle yapılırdı.

   ***

Orucunu Ramazan bayramında camiden çıkıncaya dek, bayram sabahına kadar devam ettirenler de vardı çoğu köylülerimiz arasında. Bayram yemeği için harcanan emek ve ustalık anlatılmakla bitmez. Ramazan Bayramı ise, oruçluya bir ikram masası, kurban bayramı ise, et yemeklerinden beğen de beğendiğinin alası olan bir sofra ile zenginleştirilir ve masaya oturulurdu. Neler olmazdı ki o masada. Fırın kebabından tutun aklınıza ne gelirse daha doğrusu Allah ne verdiyse şükrederek, pişirilmiş “Akideli tel gadeyife” sıranın ne zaman geleceği sabırsızlıkla beklenirdi... Üstü hafif pembeleşmiş içinde iri iri, ince kabuğu soyulmuş, kızarmış badem içi ve nefis bir “akide” içine yerleşmiş “tel gadeyif” önünüzde hazır artık. “Ye yememin be gardaş” diye esprisi yapılarak başlanırdı işe.Hele o çıtır Tel kadeyifin ağızdaki çıtırtısı inanın yiyenin gözlerini mayıştırırdı keyiften.

   ***

Bu arada mutfakta, öğleye bayram yemeği yetiştirmeye çalışmış, yorulmuş emektar anneciğimize ne verseniz azdır. Ama onun yaptıklarını beğeni ile yiyen bizleri gördükçe mutluluğuna diyecek olamaz, bütün yorgunluğu geçerdi. Bayram yemeğinden önce aile kendi içinde kucaklaşır bayramlaşır ve öğleden sonra Bayram kutlamaya gidilecek yerlerin bir listesi yapılırdı. İlk gün eğer ailenin en büyüğü iseniz evde oturur, el öpmeye gelenleri beklerdiniz. Biz çocuklara gelince tüm büyüklerimizden hem hayır dualarını hem de bayramlıklarını almak için koşa koşa ziyaretlerine gider bayramlıklar yanında, şefkatlı kucaklarında veya dizlerinde aradığımız sevgiyi bulurduk.

   ***

İşte böyle idi bayramlar “Bizim zamanımızda” ama 60-70 yıl önce tabii.

Sevgi, saygı, şefkat, fedakarlık ve düşündüren bir yaşam zenginliği içinde idrak edilen bu mutlu bayramlar gibi daha nice bayramların yolunu dört gözle beklerdik.

Bayramlarınız çok olsun.

Sevgi ve sağlıcakla kalın...”

Arif Feridun

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.