HUNKAR SAG GIYDIRME
8 MART ÖZEL
Prof. Dr. Vedat YORUCU

Prof. Dr. Vedat YORUCU

21.02.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Türkiye ekonomisi yoğun bakımda

15 Temmuz 2016 askeri kalkışma sonrası Türk ekonomisinde ciddi bir çöküş başlamıştır. Daha öncesi de var tabii. Hatırlayacağınız üzere, Kasım 2015’te düşürülen askeri Rus uçağı sonrası bozulan Türk-Rus ticari ilişkilerinin etkilerini de göz ardı etmemek lazımdır. Turizm, ulaşım, inşaat ve tarım sektörleri olağanüstü derecede zarar gören sektörlerden yalnızca bazılarıdır. 2016’da yeniden normalleşen Türk-Rus diplomatik ilişkilere rağmen, 15 Temmuz sonrası art arda ilan edilen olağanüstü hallerin etkileri de, ekonomiye felaket denebilecek düzeyde darbe vurmuştur.

***

Türkiye’nin büyüme motoru iyice yavaşlamıştır. Yüksek oranda büyümenin uzun süre devam etmeyeceği artık yeterince anlaşılmıştır. Türkiye ekonomisinin yapısal sorunları bulunduğunu, dolatısıyle bu büyümenin aslında bıçak sırtı bir büyüme olduğuna daha önce de dikkat çekmiştim. Bunları sadece ben değil, Harvard Üniversitesi’nin meşhur Profesörü Dani Rodrik de dile getirmişti. Ki bu kişi, önümüzdeki yılın en büyük ekonomi Nobel ödülü adayıdır. Örneğin, Profesör Rodrik, Türkiye Ekonomi Kurumu tarafından yayınlanan Uluslararası TEK Dergisi’ndeki makalesinde de, aynı şeyleri ifade etmişti (Bkz. Rodrik, D. “The Turkish Economy after the Global Financial Crisis, Vol. 1, Number 1, January 2012, pp.41-61). Dolatısıyle 2012’nin başından itibaren iniş aşağı geçen Türkiye ekonomisinin, 2016 ortalarında böylesi bir manzarayla karşı karşıya kalacağı ve sonrasında da FETÖ suçlamalarıyla on binlerce insanın işinden atılacağı da bizler için hiç de sürpriz olmadı. Aksine, beklenen bir gelişme olarak da adlandırılabilir.

***

Türkiye’de 2017 yılı için öngörülen büyüme beklentisi yüzde 4.4 olarak öngörülürken, TCMB’nın öngörü anketi, büyümenin yüzde 3.2 olacağını öngörmektedir. 2015 yılında büyüme oranı yüzde 6.1 olarak gerçekleşmişti. IMF, Avrupa Komisyonu ve OECD’nin Türkiye ekonomisi için 2017’de öngördüğü büyüme oranı yüzde 3 ile 3.5 aralığındadır. 2016 yılı üçüncü çeyrek verilerine göre ekonomik daralmanın yüzde -1.8 olduğunu hatırlatmamda yarar vardır.

***

Türkiye’nin çok kötü yönetilmesine rağmen, bulduğu ucuz finansman kaynağıyla suni bir büyüme yaşadığını öne süren Harvard Profesörü Dani Rodrik, suyun kuruduğunu, gerçeklerle yüzleşme zamanının geldiğini, dolayısıyle bir bedel ödeneceğini de çok önceden tespit etmişti. Gün geldi çattı ve Prof Rodrik tespitlerinde haklı çıktı.

***

2013 yılı itibarıyla Türkiye’deki toplam yurtiçi tasarrufların yüzde 12.6’ya düşmesinin rekor bir düşüş olduğunu de söylemişti. Durum şimdi de aynen kötüdür. Türkiye tarihinde böylesi düşük oranda tasarruf oranının beklenen bir gelişme olmadığını da, Rodrik yayınladığı makalesinde söylemişti. Bu açıklamayla, ekonomik gelişme bakımından Türkiye ekonomisinin düşüşe geçtiğini ve tehlike çanlarının artık çalmaya başladığı anlaşılmaktadır. Tasarruf/GSYİH oranı 1998 yılında yüzde 24’ün üzerinde, krizin gerçekleştiği yıllarda (2000-2002) ise yüzde 18’in üzerinde idi. Özellikle 2008 yılından itibaren düşüşe geçen tasarruf oranı yüzde 13’e düşmüştü. 2013’te ise yüzde 12.6’ya gerilemiş olması, aslında Türkiye’deki büyümenin suni bir büyüme olarak algılandığını, ilerisi için beklentileri olumsuza çevirdiğini, tam da tabiri caizse, “bıçak sırtı” bir büyüme ile Türkiye’nin ip üstünde gidip geldiği belliydi. 2016 askeri kalkışma sonrası bu durum iyice kötüleşmiştir. Artık tehlike çanları Türk ekonomisinin her yerinde çalmaktadır.

***

Yatırım oranlarında da iniş hızı tasarruf oranlarıyla paralellik arz etmekte, rekor yatırım oranının yaşandığı 2004-2006 döneminde yüzde 20 ile yüzde 23 oranlarının görüldüğünü, oysa 2007’den itibaren hızla aşağılara inerek 2009’da yüzde 17’ye gerilediğini hatırlatmakta yarar vardır. Şimdilerde bu rakam yüzde 12-14 aralığında gidip gelmektedir.

***

Toplam dış borç 2009’un dördüncü çeyreğinde 269 milyar dolardı. Bu rakam 2016 yılının ikinci çeyreği sonunda 421 milyar dolara ulaştı. Artış oranı yüzde 153’tür. Toplam dış borcun 105 milyar doları kamuya aitken, geriye kalan borç özel sektör borcudur. Hızla ülke dışına döviz çıkışı devam etmekte, dolar rezervleri azalmaktadır. Bu durumda ABD Doları, TL karşısında değer kazanmaktadır. Aynı zamanda diğer para birimleri de, TL karşısında değer kazanmaktadır. Bu durumu engellemek için “Varlık Fonu” diye bir fon kurulmuş, bu fonda 18 milyar dolarlık net kıymet, varlık olarak biriktirilmiştir. Hükümet sıkıştıkça Varlık Fonu’nda biriken değer kadar, ya da istediği miktar kadar teminat koyup yeni borçlanmalar yapabilecek, bono basabilecek, ya da dış yatırımcıyı Türkiye’ye çağırıp ortaklık teklif edecektir. Adı özelleştirme değil ama, ona benzer bir uygulama ile finansman bulmaya çalışacaktır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Orta Doğu ve Körfez ülkelerine gerçekleştirdiği ziyaretlerin esas nedeni bence budur. Çünkü Türk ekonomisi artık duvara toslamıştır. Bu durumdan kurtulamazsa, Türk halkının durumu daha da kötüye gidecektir. Düzelme olmazsa, Anayasa referandumunda süpriz bir “hayır” kararı çıkması da, olasılık dışı değildir diye düşünüyorum.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.