HUNKAR SAG GIYDIRME
Psk. Ayla  KAHRAMAN

Psk. Ayla KAHRAMAN

13.09.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Barış içinde geçen her gün bayramdır

Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda
karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi,
nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır.
Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta
ölebilmek bayram..
Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur.
Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler.
Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör akıllılıktan evladır.
Her gününüz bayram olsun..

(CAN YÜCEL'İN, "Bayram" şiirinden alıntı)

Gün geçtikçe, yaşamın bize sundukları ile idare etmek daha zorlaşıyor. Yaşadığımız çatışmalar; zamana, güne, ana bağlı engellere takılıp, değişik ağırlıklarla yüreğimize oturuyor.

İnsanoğlunu sürekli bir sınava tabi tutan pek çok sorun yaşanıyor. Açlık, savaş, insan ticareti,  uyuşturucu kaçakçılığı ve daha nicesi. İnsanın insana zulmünün örnekleri her yeri sarmış. Pek çok sınavdan zayıf alan insanlık; gözyaşlarıyla, akan kanıyla olduğu kadar; duyarsızlığı ve “gemisini kurtaran kaptan” zihniyetiyle de yirmi birinci yüzyılda ayakta durmaya çalışıyor.

Bütün bunların yanında, “gündelik” sorunlar da güne gölge düşürmekte. Ekonomik çıkmazlar, kültürel yapıdaki değişimlere yönelik yabancılaşmalar, inandığımız değerlerin işe yaramadığı noktada, karşımıza çıkan acı sürprizlerin yarattığı yenilmişlik duyguları kalabalıklar içindeki yalnızlığımızda önemli duraklar.

Benzer sorunlara farklı bakışlar getirsek de; yaşadığımız sıkıntı ortak. Rotayı belirlemede güvensiz ve hayalperestiz. Aldığımız kararlar, Nasrettin Hoca’nın “ya tutarsa” fıkrasındaki gibi sadece iyi niyetli boş umutlara dayanacak neredeyse. Sevilene yönelik büyük beklentilerle başlanan evlilikler mesela. Fırtınalar başlayana kadar her şey yolunda. Evlilik gemisi koca denizde salına salına geziniyor. Bir fırtına çıkmaya görsün, görünüşündeki tam teçhizatına rağmen batabiliyor. Eksik donanımla zamanında nice fırtına atlattığınızı, bu mükemmel gemilerin denize iner inmez batmasına neden olan faktörleri anlamanız işe yaramıyor. Eski rotalar yeni gemilere yaramıyor.

Birileri için önemli olan sorunlar, başkaları için sıradan, olağan şeyler. Ev işleri, çocukların okul durumu, karı-kocanın rutinleşen ilişkileri;  bitmeyen meseleler. Maaş zammı beklerken, işten çıkarılma korkusunun yerleştiği yürekler ağlayamıyor bile. Öyle ya, dünya ekonomisi batarken; biz küçücük insanların tencereleri batmış, ne önemi var?

Ya da kanıksadığımız, giderek gazetelerin iç sayfalarına düşen sorunlar: intiharlar, evden kaçmalar, uyuşturucu kullanımının acı sonuçları, alkolün, kumarın, şiddetin yıktığı yuvalar. Bizim başımıza gelmeyeceğini sandığımız her şey. Bazılarımız “bir şeyler yapmalıyız” duygusu ile harekete geçirirken; bazılarımız “her şey olacağına varır” ilkesi ile at gözlükleri takmaya devam eder. Yangın evimize düştüğünde ise bizden öncekilerle ve sonrakilerle aynı şekilde yanarız.

Ya kendimize yaptığımız saldırılar? Yüreğimizi yoran didiklemeler? Her yaşadığımız engelde başımızı eğen o utanma duygusu? Sürekli bir yarışta ve kazanmak zorunda olduğumuz duygusu ile gökyüzüne bakmayı ve o güzel rengi ile gözlerimizi sevindirmeyi unuttuğumuz koşuşturmalar? Yerin ayağımızın altından kayıp gittiğini duyumsadığımızda ve tutunacak bir dala sıkıca sarılma ihtiyacımızın arayışı ile yürümekten korkmaya başladığımızda; ayaklarımız geri geri gider. Bazen, ana rahmine dönme isteğinin yarattığı nevroza kadar sığınır.

Sonuçta, baş edilmeyen zorlanmalar; irili ufaklı korkulara, çaresizlik duygularına dönüşür. Dünya yüzündeki yalnızlığımız; başkalarına bağlı yaşamlarımızın üstüne bir kâbus gibi çöker.

Belki de dünyayı paylaştığımız “öteki” insanlardan farklılığımızı içimize sindirme zamanımızdır. Bize ait olanı, -sorun, çatışma, korku, çaresizlik – neyse yorumlamalı ve işimize yarayan çözümler bulmalıyız.

Bayramlarda yediğimiz en tatlı şeker, barış şekeridir. Dargınlar barışır, küskünlükler giderilir. Bayramı hevesle beklemenin bir nedeni de budur. Bayram, ağır yüklerden kurtulma zamanıdır 

Yeni elbiselerimizi giyelim ve önce, kendimize barış elimizi uzatalım. Sonra eşikten dışarı bir adım atarak, barış elimizi dünyaya uzatalım.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.