Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Psk. Ayla  KAHRAMAN

Psk. Ayla KAHRAMAN

31.10.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Beklentilerimiz ve “onlar”

Beklentilerimizin hamurunda; inançlarımız, istek ve ihtiyaçlarımız var. Beklentilerimizin hedefi ise “onlar”: Sevgilimiz, eşimiz, dostumuz ve en çok da çocuğumuz. Eskilerin deyişi ile “iki gözüm” diyecek kadar bizden olanlar.

Bazen sırf biz bir şey bekliyoruz diye; beklentilerimizin ağırlığı altında ezilirler ve kaçarlar. Bazen sadece ve sadece bizim istediğimizi yapmaya çalışırken, kendi isteklerini keşfetmeyi unuturlar ve hayat; işte bu anda, tokadını onların suratına atar.

Yaşamla olan bağını oyunla kurmaya çalışan çocukların ebeveynlerinden, “bu çocuk adam olmaz” beklentisini izlemişsinizdir. Kendinden üstün ve ulaşılmaz gördüğü büyüğünün yorumlarını tartışmasız kabul eden çocuk, gerçekten adam olamayacağına inanır ve küçük dünyasında bunun ispatını yapmaya alışır.

Babası “istiyor” diye doktor olmayı reddeden ergenleri de tanırsınız aslında. Yüreğinde taşıdığı değerlerle en iyi yapabileceği insanlık hizmetinin belki de bu olacağını düşünmeden reddeder, gençlik isyankârlığıyla.

Gerçekte, “iki gözüm” değerindeki sevdiklerimiz; beklentilerimizden etkilenirler ve onları gerçekleştirmeye çalışırlar. Hedeflerimiz onlara büyük geldiğinde ise, pes edip yenilgiyi kabul ederler. Kabuğunun içine çekilip küçülmeyi yeğlerler ya da onlara uyan başka bir kabuk arayışı içine girerler.

Beklentilerimizin; sevdiklerimizin kalıbına uygunluğu çoğu zaman tartışmalıdır. Onların yapabileceklerini, verebileceklerini görmezden gelerek; onlara uygun olmayan beklentilerimizin peşine düşüyorsak; kendi gölgesini kovalayan ancak bir türlü yakalayamayan soytarıyı oynamaya başlamaz mıyız? Ya da mitolojideki Kıbrıs prensi gibi,  heykelimizin canlanmasını ve ideal sevgili haline dönüşmesini beklemez miyiz? Öyle ya; biz düşündük ve istedik. İsteklerimizi “doğru” beklentiler haline getirmek için inançlarımızla ve sevgimizle yoğurduk. Onlara düşen, canlanmak ve gerçek olmak. Değil mi?

Sevdiklerimizi değerlendirirken ve onlardan beklediklerimizi belirlerken; düşlerimiz, inançlarımız ve onlara olan bağlılığımız, sorumluluğumuz iş başındadır. Aslında bütün bunlar bizim kaynaklarımızdır. Kaynaklarımızın doğru kullanımı için; kendimizi ve onları ayırmaya ihtiyacımız vardır. Onları ne kadar kendi parçamız gibi hissetsek de; onların dünya yüzündeki biricikliklerini ve gerçekte “biz” olmadıklarını, bizi temsil etmediklerini idrak etmek; beklentilerimizi gerçek bir temele oturtmamıza olanak verecektir. Bizim gölgemizin onların bedenleriyle karışmasını da engelleyecektir.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.