HUNKAR SAG GIYDIRME
8 MART ÖZEL
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

01.01.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

2017'deki tek dileğim!

UBP - DP Koalisyon Hükümeti'nden bazı ricalarım olacak...

Evet, ne yazık ki vatandaşın benim gibi şansı yok... Ben çok şanslıyım... Çünkü, ülkenin en yüksek tirajlı gazetesinde; KKTC'de hemen her haneye, her iş yerine mutlaka her gün giren; en çok satması bir yana, en çok okunan KIBRIS Gazetesi'nde bir koskocaman sayfam var...

Haliyle, ricalarımı, doğrudan yazabiliyorum...

Efendim, 2017 yılından bir tek dileğim var!

Ferdi Özbeğen şarkısı gibi olacak ama, "bir tek dileğim var, vergi adaletini sağlayın yeter!"...

Bakın, Avcılık Federasyonu'nun genel kurulunun yapıldığı ve Erhan Keser kardeşimizin başkanlığa seçildiği genel kurul günü, Resmi Gazete, av ruhsatının artırıldığını yazdı... KIBRIS, Keser'in başkanlığa seçildiği genel kurulun haberinin altında bu haberi de yayınladı...

Avcılar, bu yıl ruhsatı pahalı ödeyecek... Av ruhsatı!

Ben her hafta elime tüfek alıp ava gidenlerdenim... Av zamanı tabii ki. Her hafta derken, ava kapalı zamanlardan söz ediyor değilim...

2008'de Londra'dan ülkeme kesin dönüş sebeplerim arasında av da vardı...

Ayıptır söylemesi, tam sekiz büyük av sezonu geçirdik, tek bir kekliğim yok... Attım kekliğe ama vuramadım... Tavşanı ise son sekiz senede "gerçek avcıların" belinde asılı gördüm...

Kaç kilo pastırma, kaç kilo kuzu eti yediğimi, kaç şişe gonyag götürdüğümü hesaplamadım ki bu zaten vergi dışı! Ayrıca en az 20 bütün gulumra yediğimden eminim... Biliyor musunuz, bu bir yeni yıl dileği yazısı ama anlatmak zorundayım... KKTC avcısının yemek dağarcığında mutlaka gulumra, golyandro, domadez bulunması zaruridir...

Belirtmeden geçemeyeceğim, Ersan Nuri kardeşimin çakıstesleri efsaneydi ama Salih Günhan kardeşim, ne yazık ki çakıstesin kapağı açılır açılmaz, içindeki sarmısak soslu zeytinyağını, yarım ekmek batırarak, 3 dakika içerisinde temizliyordu... Bu arada av grubumuzun en etkili silahşörü olan ve son 20 senede hiç bir şey vuramadığı halde, 20 sene önce vurduklarını anlatmaktan hiç imtina etmeyen Kenan Örgen kardeşim, masa hazırlama konusunda efsaneleşmiştir...

Efendim, "ava gidiyorum, ama avcı değilim" demek istiyorum...

Av da vurmuyorum... Kaldı ki vuramıyorum herhalde... Lafı uzatmanın anlamı yok, vuramadığımdan dolayı, av ruhsatı çıkarmama kararı vermiştim, uyguluyorum... Tüfeklerim ruhsatlı... It means, "Gadofi is ok"... İngiliz lisanına vakıf olmak, av ruhsatı ile alakalı değildir. Bunu da ayrıca belirtelim... It is a pencil yani!

Neyse! Gariban avcıdan av vergisi de alınıyor anlamında bir fikir jimnastiği yaptım galiba biraz fikir pornosu oldu ama idare edin! Bugün yılbaşı!

Av ruhsatına zam... Seyrüsefere zam... (Gelecek)... Elektriğe zam... Suya zam...

Doğrudan vergiler zaten rahatlıkla alınıyor. Çalışanlar vergisini ödüyor... Hem de kuruşuna kadar...

Ama bir bakıyorsunuz ki, süper, mega, multi gibi; Ajda Pekkan ve Tarkan'ın tüm unvanlarına sahip "zenginlik" sıfatı taşıyanlar, "vergi verme pozisyonunda" garibaaaan! O kadar zenginimiz, o kadar az vergi veriyor ki, vakıf kurup, "KKTC'nin gariban zenginlerini ve özellikle dev casino sahiplerini destekleme" maksatlı sadaka toplamayı dahi düşündüğüm olmuştur...

Vakfın adı konusunda bazı sıkıntılarım var... "Black Jack Vakfı" mı olsun, yoksa "Rulet Poker Vakfı" mı?

Bazen, "Betsevenler" diye tek isim düşündüğüm de olur! Vakıf kelimesi gizli kalacak; bir tek "Betsevenler"... Ne hoş ne hoş!

Oldu mu şimdi oldu mu ya?

Tek dileğim, Ferdi Özbeğen veya Ümit Besen ya da başka anavatanlı şarkıcıların da- ki Ferdi bey 2013'te ölmüştü,- gani gani rahmet dilerim... Aman cümle koptu yine... Yazıyı da baskıya verdiğimiz için dönüp düzeltemedim; sorry!

Nerede kalmıştık?

Haaa, tek dileğim, Türkiye'den gelen şarkıcı kardeşlerimize de, vergi koyulabilmesidir... Ki burada "eşi bronzo?", "Eneşi bronzo" cümleleri ile başlayan ve "ünlü sanatçı konserlerinde en ön masalarda oturup, gazetelerde fotoğraflarının çıkmasından bile rahatsız olmayan devlet ve bürokrasi büyüklerimize selam ederim" diye devam eden...

Neyse canım, amma şeye taktık ha!

Bakanların, özel kalemlerin Ebru Gündeş dinleme hakları, Ebru Gündeş'i sevme hakları yok mu?

Sahi, Ebru Gündeş ayrıldı mı Reza beyden?

Reza bey Amerika'da hapiste mi hâlâ?

Efendim, 300 bin TL götüren şarkıcıdan niye 150 bin TL vergi almayalım?

Niye casinocu kazansın ve ben kaybedeyim?

Neden yani ve de lütfen sayın hükümetimin değerli bakanları!

Please yani!

2017'deki tek dileğim vergi adaletidir... Daha çok vergi kalemi sayabilirim sizlere...

Dünyanın en zenginleri arasına giren ve girebilecek değerli büyüklerimiz, benden bile az vergi veriyorsa bu devlette...

"Vergi adaleti sağlanmalıdır" dendiğinde, yönetenler gülüyor...

Ve hatta vergi adaleti hiç olmadığından dolayı bu devlete güvenmeyen insanlara saldırılıyor...

Anladin yoksa Bin Ladin?

Bin Ladin de mi ölmüştü?

O'na da Allah rahmet eylesin, Ferdi Özbeğen'e de... George Michael'e de... Leonard Cohen'e de...

Ve 2017'nin ilk gün ilk yazısında; "Happy New Year değerli vergi kaçakçısı KKTC inançlısı kardeşlerim" diyorum...

Sahi; 2017'de Kıbrıs sorunu çözülsün mü?

Cehenneme da çözülürsa!

Girne'de neden sel oluyor?

Girne'de neden sel olduğu konusunda her hangi bir bilimsel çalışma, ya da başka bir belge okumuş değilim...

Girne'de neden sel olduğu konusunda çeşitli uzman veya kendini uzman sayan kişileri dinledim... Bu yazacaklarım, onların verdiği bazı bilgiler ışığında, tamamen uzaylı dostlarımın bana aktardığı öteki bilgilerden oluşmaktadır...

Çok ciddiye almanıza gerek olduğu inancında da değilim!

Hatta, şu anda, buraya kadar okumuşsanız, vazgeçin, geriye kalanları okumayın...

Efendim, Girne'de sel olmasının fiziki sebepleri vardır... Mesela, derelerin içine büyük büyük, kullanılmayan en az 10 hatta 15 odası bulunan evler yapılmasıdır.

Dünya'da çok ülkeyi gezdim... Çok zengin ülkeler de gördüm, çok yoksul ülkeler de...

Hiç kullanılmayan odası olan evler genellikle Orta Çağ'dan kalma bazı soylu veya kendini soylu sanan kişilere; çok çok çok aşırı zengin kişilere falan aitti...

Bizde zengin yok mu ki?

Elbette vardır ama kullanılmayan odası bulunan ev yapmak; ciddi bir "ayıp"tır diye düşünmekteyim... "Görgüsüzlük" de diyebilirdim ama gerek yok...

Evet ne demiştik?

Sellerin birinci sebebi, derelerin içine gereksiz büyüklükte villalar yapılmasıdır...

Uzmanlar diyor ki, yasadışı olan bu binalar ya da evler yıkılmalıdır!

Ben de diyorum ki, "KKTC'de bu mümkün değildir ve tarih yazmamıştır!"...

Gelelim ikinci sebebe...

İnanırsınız, inanmazsınız bilemem ama "İlahi Adalet" denen bir adalet türü vardır...

Siz doğaya acımazsanız, o doğayı yaratan da sizi cezalandırır.

Veya hiç hakkınız olmayan bir toprak parçasını zerre utanç duymadan, zerre vicdan sızlaması yaşamadan para kazanmak maksadıyla elden çıkarır veya satın alırsanız, yine ilahi adalet size şahsen başvuru yapabilir!

Ve gelelim esas meseleye...

Aslında yukarıdaki fiziki ve ilahi konularla da bağlantılı olarak; şu değerlendirme de sellerin sebeplerini açıklamak açısından "faydalıdır" diye düşünmekteyim...

Dünyada ülkeler ekonomik anlamda gelişmiş, gelişmekte olan ve az gelişmiş şeklinde sınıflandırılır... Hangi sınıfta olursa olsun, o ülkelerde, devletlerin hazırladığı planlar olur... Bir karakter olur. Bir kimlik olur...

Yasa vardır, nizam vardır...

Gelişmiş, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkeler dışında, sayıları çok az olan hatta belki de dünyada bir tek kalan, "varmış gibi" devlet de söz konusudur.

Varmış gibi devletlerde, kişilerin çok büyük kısmı, o devletin toprağının kime, nasıl ait olduğunu bilmez...

Tapusu da varmış gibidir toprağın...

Tapusu varmış gibi olan toprağı, haliyle ilahi adaleti de düşünen ve korkan kişiler, satmakta ve ciddi parasal karlar elde etmektedirler...

Kişiler, toprağa sadece para olarak bakmaktadır.

Ama büyük çoğunluğu, hamaset edebiyatında uzman olan bu "varmış gibi" ülkelerin vatandaşları, o toprağı aslında "vatan" olarak görmemektedir.

Vatan olarak görülmeyen toprağa özen göstermemektedir.

O toprak, sadece maddi değerdir...

Haliyle, hor kullanılmaktadır.

Faunası ve florası yok edilebilmektedir.

Suyu tüketilebilmektedir.

Har vurulup, harman savrulabilmekte, dilenilen her yere, hiç bir istatistiki ya da altyapıyla ilgili hesaplama yapma gereği olmaksızın, dilenildiği gibi inşaatlar yapılmaktadır.

Akabinde az yağmur, gelsin seller!

Oysa eskiden sel yerine dereler gelirmiş!!!

Girne mi?

Girne; Akalar, Fenikeliler hatta onlardan çok önce Romalılar, Bizanslılar devrinde de var olan ve hep çok değerli kabul edilen bir yerdi...

Girne; limanıyla, kalesiyle, yeşiliyle, suyuyla, efsaneleriyle, zeytiniyle, harnubuyla Akdeniz'de ve hatta Dünya'da bir değerli markaydı!

Şimdi mi?

Efendim, şimdi "Girne" yoktur!

Bir "karmaşa" vardır!

Çünkü Girne, Kıbrıs'ı "vatan" sayanların değil, oradan kâr elde etmek isteyenlerindir artık... Üzgünüm...

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.