Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

31.12.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Annemin sendikası

Defalarca yazdım... Annem ve babam öğretmendi...

Askerlik, öğretmenlik toplamda herhalde 80 senelik hizmetleri var memlekete...

Övünmek maksadıyla mı yazıyorum?

İkisi de çok sevilen öğretmen olmanın ötesinde, çok da iyi insandır...

Hayatlarında haram, ganimet, başkasının hakkı asla yoktur...

Ve Öğretmenler Sendikası ile Bankası'nın sosyal konut olarak yaptırdığı apartmanlardan birinde, bir tek daireleri vardır, orada yaşarlar... Allah onlara uzun ömür versin... Yaşları 75'in 2 - 3 yanılma payı civarındadır...

Misafir ağırlamaktan, hediye vermekten, ikram etmekten hoşlanan, tipik Kıbrıslıdırlar...

Annem solcudur...

Babam merkezdedir... Pek belli etmez siyasi duygularını...

Ama önce babam Öğretmenler Sendikası'na üye olmuştur...

Annem anlattı dün...

Aynen şunları söyledi:

"... Ma nedir ki uğraşırlar sendikayla?... Yıllardır alamadılar hırslarını?... Bu sendika ilk kurulduğunda baban üyeydi... Ben olmadıydım... Bir gün geldiler... Teşkilat, yönetim adamları... 'İstifa edeceksiniz' dediler... O gün oturdum sendikaya mektup yazdım... Ve üyesi oldum..."

Annemin vermek istediği mesaj mı?

Öğretmen için "sendikaları" çok değerlidir...

Ve öğretmen sendikasına çok bağlıdır.

Sebebi ne isterse olsun, ne zaman ki birileri saldırıya geçer, sendika daha da güçlenir...

Annem son bir söz daha söyledi:

"... Anlamadım ama isterler inelim biz da sokağa?"...

Çok büyük bir hastalıktan yeni kurtulan bir kadın...

77 yaşında...

Yüreği 25...

Hani geçen gün Kuzey Kore lideri "İsa yerine nenemin doğum gününü kutlayın" dedi ya halkına...

Annemin doğum günü Ekim'de...

Ama ben bu akşam, her kadehimi O'nun şerefine kaldıracağım!

Yaşşa be anne!

-*-*-

Efendim sendika yanlış mı yaptı?

Yapabilir. Yaptı...

Sendikanın ajandası size göre "vatana ihanet" midir?

Ona da inanabilirsiniz ki öyle olmadığından siz de eminsiniz...

Demokrasi nedir?

Demokrasi, tahammüldür...

Demokrasi, inançlara saygıdır...

-*-*-

Haaa, bana göre de sendika, zamanlama açısından da hatalıdır...

Çünkü farklı düşünen ve Kıbrıs sorununun kesinlikle çözülmesi işine gelmeyen kesimleri hareketlendirmiştir...

Oysa o kesimler, her ne kadar sistemden nemalansa da, mevcut sistemin, çözümsüzlüğün devam edemeyeceğini anlamıştır...

-*-*-

Sendikanın ajandasına hata var mı?

Vardır diyenlere saygım sonsuz...

Ama dileyen olmadığına da inanabilir...

Hatası olduğunu söyleyenler, ajandayı kullanmasın...

Bence hata var mıdır?

Vardır... Mesela bir tanesi; Denktaş'ın 1973'teki seçilmesi olayı... Evet, o günkü şartlarda, baskı uygulandı ve kimse aday yapılmadı... Ama "hanedanlık başladı" ifadesi, çok "sloganik"... Doğru olduğuna inanabilirsiniz... Ama inanmayanlara saygısızlık etmemek lazım...

Neyse...

Tüm öğretmenlerimin yeni yıllarını kutluyorum...

***

Reklamın önemi

Dünyaca ünlü Elle dergisinin Birleşik Krallık baskısı Ocak 2017 sayısını gözden geçirdim dün...

Kapağında, 29 yaşındaki ünlü İngiliz model Rosie Huntington-Whiteley var... Bu muhteşem kadının bahsettiğim dergiden aldığım bir fotoğrafını da bugünkü sayfamıza konuk ettik.

Ama konumuz bu kez güzel bir kadın değil...

Dergideki reklamlar...

Dergi, 180 sayfa...

Derginin ilk elli sayfasında tek bir kelime haber ya da bilgi falan yok... Tamamen reklam... Derginin 180 sayfasının en az 130'u da tamamen reklamla dolu...

Reklam, bir ürünün satılmasının en ciddi ve en etkili yoludur...

Etkili reklam, çok önemlidir...

Bu dergiyi görünce, hatırlatmak istedim...

-*-*-

Bizde reklam konusunda çok ciddi bazı sıkıntılar var...

Birçok Türkiye merkezli büyük kurum, KKTC'de de izlenen Türkiye televizyonlarına ve bu ülkede satılan Türkiye gazetelerine reklam verebiliyor.

Bu durum Güneyde yasaklanmıştır ve engellenmiştir...

Yunan veya başka yabancı ülke televizyonlarının reklamlarının Güney Kıbrıs'ta yayınlanma şansı yoktur.

Bağımsız devlet olmanın önemli ticari şartları arasında yer alır bu konu...

Reklamcılık, çok ciddi bir iştir...

Büyük spor organizasyonlarında, örneğin bir markanın verdiği reklam ücretinden, o spor organizasyonunu kendi ülkesinde yayınlayacak tv şirketi de pay alır...

Kıbrıs sorunu çözülürse, Türkiye televizyonlarının KKTC'de ya da Kuzey Kıbrıs'ta kurulması olası yeni devletçikte reklam yayınlaması eskisi kadar kolay olmayacak ve yerel televizyonlarımızın, belki de gazetelerimizin reklam pastası büyüyecek...

Bunu da ayrıca hatırlatmak istedim.

***

Dış odakların taşeronları haddini bilmez, çizmeyi aşarsa…

Her ulusta, her toplumda dış odakların güdümünde olanlar mutlaka vardır. Amaçları etrafa nifak tohumları serperek dikkat çekmek, bir diğer deyişle kargaşa yaratmaktır. Mensup oldukları toplum, ekmeğini yedikleri devlet, onların nazarında bir hiçtir!

Varsa da, yoksa da yabancıların çıkarlarıdır. Bu çıkarlar doğrultusunda hareket etmek zorunadırlar, çünkü misyonları onu gerektirir.

Hani “Osmanlının ekmeğini yer, Moskof’a dua eder” diye eskilerden kalma bir söz var ya, aynen öyle!

Nedense ‘Türk’ dendi mi, bu gibilerin tüyleri diken diken olur. Kendi ırkını, kendi değerlerini inkâr edenler, yağ çektikleri ‘ustaları’ tarafından taşeron olarak kullanıldıklarını bilirler, ama sözlerinden de çıkamazlar. Çünkü ellerini verdiler, kollarını kaptırdılar. Bundan sonra yolun dönüşü olmaz!

Hele Cenevre görüşmeleri arifesinde toplumda karmaşa yaratmak, belki de Cenevre’yi sabote etme hedefiyle hareket etmedikleri ne malum? Güney’den veya bir başka yerlerden bu yönde bir direktif almadıkları ne malum?

Halbuki öğretmenlik gibi kutsal bir mesleği yerlerde sürünür hale getirmeye, ayaklar altına almaya, öğretmenin onurunu incitmeye kimin, kimlerin ne hakkı olabilir? Kutsal bir mesleğe leke sürmek, gelmiş geçmiş mücadeleci, tertemiz pırıl pırıl öğretmenlerimizi de incitir, öğrencileri de, velileri de!..

Rum tarafında bir günden bir güne anavatanları Yunanistan’a karşı söz sarf eden, hakaret eden, Yunan Büyükelçiliği önünde eylem yapan tek bir Rum, hele bir Rum öğretmen görüldü, duyuldu mu? Asla yapmazlar. Elenizme toz kondurmazlar. Çünkü kendi değerlerine sahip çıkmayı milli bir görev addederler.

Bizde mi?

Bu gibilerin bir misyonları da, her vesile ile Türklüğe olduğu kadar, Türkiye karşıtlığını da ileri boyutlara taşımaktır. Çünkü icraatlarına göre prim elde ederler. Kıbrıs Türk halkının bu günlere nasıl ve hangi koşullarda geldiğini boylarından büyük işlere kalkışarak unutturmaya çalışırlar. Kendilerini tarih profesörü sanırlar. Ne kadar ihanet eden varsa, onları baş tacı ederler, toplumu bu günlere taşıyanları da hor görürler, hazmedemezler!

Kıbrıs Türk halkını İngiliz sömürge dönemi bile bölüp parçalayamamıştı… Bu konuda en büyük görevi üstlenen o dönemin öğretmenleriydi. Tüm baskılara ve cazip tekliflere rağmen, ülke halkını aydınlatmayı kutsal bir görev bilmiş, genç nesillere anavatan ve Atatürk sevgisini aşılamışlardı… Türklük uğruna çalıştıkları için kimileri Baf’a, kimileri Karpaz’a sürgün edilmişlerdi…

Şimdilerde ise mesleğe ihanet galiba da ödüllendirilmekte, mesleğin dışında başta siyaset olmak üzere; her şeyi yapmak mubah sayılmaktadır. Bu gibiler, devletin ve devleti yönetenlerin acizliğinden cesaret almakta, şımarıklıkları tavan yapmaktadır.

Her gün bir gerekçe uydurarak, eylem ve grev yapmak, öğrencilerin haklarına tecavüz etmek, ebeveynlerle dalga geçmek, KKTC dışında dünyanın başka neresinde görülmektedir? Bunlar karşısında devletin, hükümetin elini kolunu bağlamasından daha büyük bir ayıp ve acizlik olabilir mi? Kan ve can pahasına kurulan bu devleti durmadan dinlenmeden horlayan, küçük düşüren ve itibarını sarsmak için her yola başvuranlar, manevi değerlere saldırırken, devlet nerede, yöneticiler nerede?

Söz konusu çevreler için Dr. Nazım Beratlı ne dedi?

Toplumda itibarları kalmadı, daha doğrusu bir nebzecik varsaydı, o da uçtu gitti. Öğretmeni ve kutsal mesleklerini bu hallere düşürenler utansın. Devletin itibarını devamlı surette düşürerek, aşağılayarak Rum-Yunan, AB ve ‘diğerleri’ nezdinde itibar kazananlar yaptıklarıyla övünebilirler. Demokratik hukuk devletinin hoşgörüsünü kötü amaçları uğruna tepe tepe kullanabilirler. Ama bir yere kadar. Çizmeyi aşınca işin rengi değişebilir. Kendilerini frenleyebilecek bir mekanizmanın var olmadığını hesaba katarak, daha ileri adımlar atabilirler. Ama kamuoyu vicdanında mahkûm olmaktan da kurtulamazlar.

Yöneticilere gelince; konuşma, nutuk yeter! Bu devletin sahipsiz olmadığını göstermek size değil de kime düşer?

Hele köpek cami duvarına da işediyse…

***

2017 Umut Yılı

Umut, havalı bir "hayal" değildir...

Umut, her insanda hiç eksik olmaması gereken pozitif bir konsepttir...

İsteyen, 2017'den umut "istesin", isteyen "nefret" beklesin...

Ben "umut" istiyorum...

2017'den "umut"luyum...

Nefret hayatımda hiç olmayan bir duygu. 2017'de de olmayacak...

Gelin, hep birlikte yeni yılda "nefret"i yüreklerimizden de beyinlerimizden de yaşantımızdan da kovalım...

Umutla sevelim.

Umutla isteyelim.

Umutla şarkılar söyleyelim...

Gelecekten umut bekleyen kişi nefreti de silmeyi başarırsa, gelecek daha güzel olur...

Nefret ederek, kin güderek, hep hamaset, hep hamaset, hep hamasetle nereye kadar?

Kaç nesil daha hamasetten medet umacağız?

Haydi "umut"lanalım... 2017'ye tam umut dolu yürekle girelim, nefreti yıkalım...

***

Rosie Huntington-Whiteley

İngiliz model... 29 yaşında... Elle'nin Ocak 2017 İngiltere baskısında kapakta yer aldı... Son dönemlerin en önemli güzellerinden biri... Bizim sayfamızda da 2016'nın son güzeli oldu...

 

 

 

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.