HUNKAR SAG GIYDIRME
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

07.01.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Başkanlık sistemi

Siyaset bir meslek mi?

Ne yazık ki, gelişmemiş demokrasilerde öyle!

Gelişmemiş veya bizimkisi gibi çok az da olsa gelişmiş demokrasilerde siyaset, genellikle "erkek" işidir... Kadınlar mı?

Erkeklerin onayladığı oranda, kota ile ancak siyaset yapabilir...

Hakkıyla kazanan kadınlar yok mudur?

Vardır tabii ki ama yüzde 10'u aşmaz!

Aşmamıştır...

Mesela önümüzdeki genel veya erken genel seçimde, adayların yüzde 30'unun kadın olması, erkekler tarafından zorunlu hale getirildi... Yani her siyasi parti, belirleyeceği 50 adayın en az 15'ini "kadın"lar arasından seçmek zorunda... Ancak kadın adayların kaçının meclise seçileceği ve kaçının bakan olacağını birlikte göreceğiz... Kadın vekil sayısının artması ve kadın bakan sayısının en az beş olması, güzelliktir... Doğru olandır. Demokratik normalleşmedir... Haktır...

Neyse; bizde siyaset meslek...

Bir giren, çıkmak istemiyor ve yaşamını bu meslekle kazanmaya başlıyor...

Haliyle, "işini kaybetmemek için", toplumsal hizmet ötesinde kişisel çalışmalar yapmak zorunda kalıyor... Bu da görüntüyü "kirletiyor"...

UBP'de önümüzdeki ilk genel veya erken genel seçimde, kan gövdeyi götürecek!

"Söylemediydin be Serhat" demeyesiniz diye yazıyorum, birbirine selam verirken, içinden ana avrat sövdüğünden emin olduğum en az 10 UBP'li çok üst düzey vekil veya siyasi var...

İsim vermeye gerek yok...

Lefkoşa'da partinin genel başkanı ilk sıradan aday olacak... Lefkoşa'da 5 kadın aday bulunması zorunlu... Geriye kalıyor 11 aday! 11 erkek aday! Eeeee! Birbirilerini vurmazlar mı? Neden? Çünkü hepsi kazanmak istiyor! E hakları değil mi kazanmak? Hakları da; bizdekilerin esas amacı, toplumsal hizmetle alakalı değil! Kazanayım da ne olursa olsun! Birbirilerine küsmelerinin sebebi bu!

CTP farklı mı?

CTP'de Girne ve Gazimağusa'da belediye seçimlerini kaybetme sebebi, kişisel kavga değil mi?

Şimdiki istifaların temelinde ideolojik çatışma mı var?

Sonay Adem ve Ali Gulle ortadan 150 metre soldaydı da partide kalanlar 145'inci metrede mi duruyordu? Adem Troçkist, geride kalanlar Sultan Galiyev'ci miydi?

Galiyev de nereden çıktı?

Neyse!

Sistem değişmeli...

Çünkü mevcut sistem; toplumsal hizmeti engelliyor...

Kesinlikle başkanlık sistemine geçilmeli...

Vekiller bakan olamamalı... Ya da olacaksa, Güney’deki gibi vekilliği düşmeli; yerine en çok oy almış sıradaki partili kişi vekil olmalı.

Başkanlık sistemi ile parlamenter demokrasi arasındaki olumlu ya da olumsuz yönleri tartışmaya gerek yok.

Güney’de, bizdekinden daha "tıkır tıkır" işleyen bir örnek var.

Bizdeki değil "tıkır tıkır" işlemek, "tık" demiyor artık!

Patariya yani akü oturdu; dinamo basmıyor, pistonlar sıkıştı, yağ ve susuz sürülmüş, kesinlikle vurmuş - yanmış bir motor var... Dümen, dümen olmaktan çıktı!

Bu ülkenin en iyi otomobil pilotlarından biri olan sevgili Ömer Yıldız çok iyi bilir, bende klasik bir eski Land Rover var... O arabayı, en sağlam haliyle bile, Ömer dışında bir sürücünün kullanabilmesi hiç sağlıklı değil... O araba trafikte olmamalı! Keyif için kullanabilirim, ama dağda, bayırda, tarlada... Yolda asla kullanılmaz! E hükümet de keyif için sürülmeyeceğine göre...

Otomobil değişmeli!

Başkanlık sistemi, kişisel maksatla yapılan şu andaki siyasi yapıyı değiştirecektir.

Lütfen tartışalım...

En erken bir zamanda da yaşama geçirelim...

Ben Lefkoşa'da ilk genel ya da erken genel seçimde, birbirini öldürmek isteyen UBP'li isimler bildiğimi tekrar etmekte sakınca görmüyorum!

Daha çok kadın... Daha rahat bir parlamento... Gelecek seçimi düşünmeyen, kişisel hesap yapmayacak, işinin ehli, uzman teknokrat bakanlar kurulu...

Siyasette gitmeyi bilmek lazım

Amerika'da neden başkanlık iki dönemle sınırlıdır?

Sadece Amerika'da değil, KKTC'de de öyledir!

Birincisi; aynı kişi sekiz seneden fazla aynı makamda oturmamalı; oturursa, kendisini mal sahibi sanmaya başlar. Demokrasi zarar görür, hizmet azalır, yeni şeyler olmaz...

Örnek mi?

Bakınız: Rauf Raif Denktaş...

Kim ne derse desin, kim nasıl isterse düşünsün; Denktaş, kendi ideolojisi doğrultusunda, belki demokratik olmayan yöntemler de kullanarak, belki Türk Ordusu'nu ve bu ordunun eskiden siyasette de var olan gücünü muhteşem bir başarıyla mutlak anlamda arkasına alarak 1974'ü yaratmıştır... Evet, 1974'ü yaratanların ilk sırasında Denktaş vardır...

Ancak, 1974 sonrasını rezalete çevirenlerin de ilk sırasında Denktaş durmaktadır...

Denktaş, öteki yazıda da belirttiğim noktada, "ben misyonumu tamamladım, haydi gençler sıra sizde" demiş olsaydı, bugünkü saygıyla anılma derecesi, mevcut derecenin belki de 100 katıydı... Arkasından konuşabileceklerin sayısı çok düşük kalırdı. Mesela "1974 sonrası rezalet düzenin sorumlularının da başındadır" ifadesini asla kullanamazdım...

Mehmet Ali Talat...

Bence Cumhurbaşkanlığı sonrası parti genel başkanlığına dönmemeliydi...

Siyasetin düzelebilmesi adına, bir kaç dönem, AK Parti usulü, mesela üç dönem vekillik sonrası, tekaüde ayrılmayı bilmek lazım...

Oysa bizde, kişisel hırslar o kadar öne geçiyor ki, adam gidiyor başka siyasi partiler kuruyor... Kendi partisinin adayına karşı cumhurbaşkanı adayı oluyor... Sonra geri dönüyor ve kabul görüyor... (Bakınız UBP)...

Bu tür kişileri değil partiye geri almak, bulunduğu tarafa sırt dönmek bile lazımken, o kişi ya da kişileri affeden "laçka", kişisel çıkara dayalı bir siyasi düzenimiz var...

Bu noktada, CTP'den ve TDP'den istifalara gelmek istiyorum...

CTP'den istifalar, kişisel kavgayla alakalıdır demiştik. Öteki yazımızda da var... TDP'deki istifalar da öyledir... İdeolojik temeli yoktur... TDP'den ayrılıp, TKP'yi kurmak bana doğru gelmiyor... CTP'den ayrılıp başka partiye katılmak veya yeni parti kurmak da doğru gelmiyor...

Bir siyasi partide, hangi sebeple olursa olsun, yarış kaybedilmişse, çekişme olmuş ve o da kaybedilmişse, o partide siyasete devam edilmelidir. Veya, siyasetten çekilmeyi bilmek gerekmektedir... Kaç sene daha siyaset yapacaksınız? Ne verdiniz ki topluma da bir elli sene daha vermeyi planlıyorsunuz?

CTP'den istifa eden üç kişinin; TDP'den istifa eden en başta Sayın Çakıcı ve Sayın Emiroğluları'nın, partilerine hizmeti geçmediğini söylemiyorum. Geçmiştir... Ama bitmiştir...

Ve son bir not: CTP'nin istifalarla ilgili açıklaması, siyasi tarihimizin son yıllardaki en efsane açıklamasıdır... "Hizmetlerine teşekkür ederiz"...

Bu kadar!

Gitmesi gereken, gideceği zamanı iyi kestirmek zorundadır...

Evet bir isim daha vereceğim...

"Şu anda hayatta olan CTP'liler içerisinde, kim daha fazla süreyi, daha fazla canını, daha fazla ailesinden özel yaşamından kestiği zamanı bu partiye adadı?" diye bir soru sorsam, ilk akla gelen isim, evet Ömer Kalyoncu'dur... Evet Ferdi Sabit Soyer'dir... Evet Mehmet Ali Talat'tır... Ve daha niceleri...

Partili kalmaları, partiye oy vermeleri, partiye oy kazandırmak için çalışmaları kesinlikle olması gerekendir... Ama hâlâ milletvekili, başkan, yetkili ve etkili olmalarına gerek yoktur... "Sevmememiz - saymamamız gerekir bu isimleri" demiyorum... Tam tersine, "hizmetlerinize binlerce kez ve içtenlikle teşekkürler" denilebilmelidir... "İstifa etmeleri gerekir" noktasında değilim ama gitmeleri gerekir noktasını çoktan geçtim... Budur derdim!

Daha çok...

Demokrasi... Hoşgörü... Adalet... Hukuk... Medeniyet...

Bu "beşli", olmazsa olmazımız olmalıdır.

Bendo!

Beşi bir yerde!

Kırmızı çizgilerimiz...

Eğer bir coğrafyada, bu beşli, bendo, beşi bir yerde dediğimiz kavramlardan biri eksik olursa, orasının hayırı yoktur!

Suudi Arabistan, İran, Kuzey Kore, Çin gibi ülkeler ne kadar para içinde yüzseler, ne kadar disiplinli, zengin ya da ne bileyim, sağlam dursalar da, kimisinde beşi birden yoktur, kimisinde biri eksiktir; ama o coğrafyalar, vatandaşlarına hayırı olmayan coğrafyalardır...

KKTC ya da Kuzey Kıbrıs coğrafyası... Adı ne olursa olsun, çözüm olsa da olmasa da, sonuçta bir kurumsal coğrafi varlığımız vardır ve var olmayı sürdürecektir...

O coğrafi kurumsal varlıkta, demokrasi sadece sandığa gidip oy kullanmak olarak algılanmamalıdır.

Hoşgörü, dibine kadar var olmalıdır.

Adaletsizlik ve hukuksuzluk zerre hissedilmemelidir...

Ve hepsini kucaklayan, her türlü geçmişe dayalı güzelliği de içeren, tarihi, geleneği, göreneği, modernitesi ile sapasağlam bir medeniyeti olmalıdır.

Eğer bu olursa, Barbaros Şansal dilediğini yazsın; dilediğini söylesin; asla hata yapmayız... Kimse, "şunu - bunu yaptınız, bu yüzden hatalısınız" demez.

Eğer bu olursa, hükümet sendikaları kapatmaya falan çalışmaz. Kavga etmez... Hükümet intikamcı olmaz. Hükümet sivil toplum kurumlarını ıslah etmeye kalkmaz...

Eğer bu olursa, "o bunu dediydi, o ajandasına şunu yazdıydı" diye, "gazeteci" sıfatı taşıyan kardeşim, insanların cezalandırılması maksadıyla "curnalcilik" yapmaz...

Haydi!

Daha çok demokrasi, daha çok adalet, daha çok hukuk, daha çok hoşgörü ve daha medeni bir yaşam!

Çok mu?

Bunları istemek yanlış mı?

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.