Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

29.01.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Ben trompetçi miyim?

Ağzımla çok iyi trompet sesi çıkarıyorum demek benim bir trompet sanatçısı olduğum anlamına gelirse; KKTC'de hükümet de gerçekten hükümettir!

Çok uzun bir başlık olarak bu ilk cümleyi düşünmüştüm... Ama gerçekten çok uzun olacak... Dolayısıyla, "Ben trompetçi miyim?" sorusunu daha uygun buldum...

Saksafon sesi de çıkarırım... Ama ne yazık ki ülkemizin argo jargonunda "saksafoncu muyum?" sorusunu sormak, farklı anlamlara çekilebilir... Kaldı ki, saksafon sesini, trompet kadar başarılı çıkaramıyorum...

Neyse, bir Pazar günü, çok hoş, çok güzel şeyler de yazmak varken, hükümet krizi ya da erken seçimi yazmak ne kadar salakça!

Evet salakça ve salaklık ama ülkemizin gerçeği!

Erken seçim!

Erken genel seçim!

Veya genel seçim!

Hade yarın yapıldı diyelim...

Ve anketler doğruysa, Halkın Partisi birinci çıktı farz edelim!

Kudret Özersay başkanlığında da bir hükümet kuruldu!

Tek başına iktidar!

Ya da koalisyon!

Nasıl yani, ne koalisyonu?

Kiminle koalisyon?

CTP, DP ve UBP ile mi?

1974'ten beri ülkede hükümetleri hep bu üç parti kurdu... Araya, bir iki kez "Güvercin" de girdi... TKP'ydi o zamanlar... Sonra isim bunalımları yaşadı... BDH oldu, TDP'ye döndü... BDH ile TKP ayrımı vardı... Sonra birleştiler... Vatandaşın kafasını da karıştırdılar ama şimdi eski TKP'nin devamı olan TDP var kabul edelim... Onlar da bir iki ufak koalisyonda yer aldılar!

Ne değişti?

"Senin" ülkende maliye politikası ve para politikası, "senin" kontrolünde mi?

Değil!

Para politikası nedir?

"... Para politikası, bir ekonomide para otoritesi olan kurumun, yani merkez bankasının para arzını kontrol ederek ekonomideki hedeflerine ulaşmak için aldığı kararları ifade etmektedir. Merkez bankalarının para arzını kontrol etmek için alabilecekleri aksiyonlar ise para politikası araçları olarak adlandırılır..."

Para otoritesi olan kurum!

Para arzı!

Ekonomideki hedefler!

Hükümet bunları kontrol edemiyor... Edemediği zaman, hükümete gelmek niye ki?

Maliye Politikası nedir?

(İnternetten bakalım ve tanımını bulalım)

"Maliye politikası, devletin maliye politikası araçlarını (kamu harcamaları, vergiler gibi) kullanarak ekonominin tam istihdama ulaşmasını sağlamak, ekonomik dalgalanmaları en aza indirgemek, adil bir servet ve gelir dağılımını oluşturmak için uyguladığı politikalardır..."

Yani bu politika, bizim buradaki hükümetin kontrolündeymiş gibi görülür ama değildir...

Kısacası, "düdük" bizde değil!

Islıkla idare etmek de olmaz!

Yani bırakın parayı verenin düdüğü çaldığı gerçeğini; düdük bile bizde yok!

Çocuklarım çok küçükken onları "trompet" sesi çıkararak güldürürdüm...

Ama ben hayatımda ağzıma trompet dayamadım!

Çocuklarımı çok küçükken, yani ikili üçlü yaşlarından önce, "ben trompetçiyim babam" diyerek belki kandırıyordum ama sonra sesi ağzımla çıkardığımı anlıyorlardı...

Haaa, ben hâlâ çok iyi trompet çaldığıma inanıyor olabilirim!

Bu konuda bakınız: KKTC...

Bakınız: KKTC'deki hükümetler...

KKTC'deki hükümetlerde para yoktur...

Para ve Maliye politikası olmayan bir kurum, "kurum" değildir... Tüzel değildir... Özeldir...

Kaldı ki KKTC'de hükümetlerin dış politikası da yoktur...

Savunma politikası hiç yoktur...

Allah aşkına, neden erken seçim?

Neden birilerini seçelim ki?

Maksat nedir?

Oturup, gerçekleri konuşalım...

Ağzımızla trompet çalarmış gibi yapmayalım...

Erken seçim mi?

Hiç gereği, anlamı yoktur.

İdare edelim...

Yeni kişilere, yeni makamlar, yeni müsteşarlar, yeni özel kalemler yaratıp da, balıkçı veya özel sektör müdürü "müşavirlerimizin" sayısını en azından artırmış olmayalım!

Bu ülkede güzel şeyler oluyor mu?

Bu ülkede güzel şeyler oluyor mu?

Evet oluyor...

Mesela Cuma günü kar yağıyor... Beşparmak Dağları bembeyaz oluyor...

Ardından da Cumartesi sabahı nefis bir güneş ve masmavi bir gökyüzüne uyanabiliyorsunuz!

Bunun dışında bir güzellik yok mu yani?

Elbette var!

Mesela deniz de dün masmaviymiş!

Bir arkadaş söyledi!

Ben çalıştığım için dün denizi görmedim; inşallah bugün hep deniz kenarındayım! Yeşilırmak'ta!

Neyse; gerçekten bu ülkede hiç mi güzel şey olmuyor?

Olur mu canım?

Elbette çok güzel şeyler vardır...

Mesela, dünkü KIBRIS'ın 21'inci sayfasında, Murat Obenler imzasıyla yayınlanan haberdeki konu...

Obenler şu cümleyle girmiş dünkü habere:

"... Ülkemizin en başarılı ve üretken sanatçılarından Hüseyin Kırmızı (Japon), 2015 yılı ortalarında piyasaya çıkan "progressive rock, art rock" olarak nitelendirdiği ilk albümü "Cyprus Syndrome"dan sonra, farklı bir konseptle planladığı ikinci albümünün kayıtlarını Prag'ta tamamladı"...

Japon lakabıyla bilinen çok uzun saçlı müzik dehalarımızdan Hüseyin'i ve arkadaşlarını üç beş kez dinlemiş biriyim... En son Mağusa'da, Serdar'ın sesiyle, muhteşem bir "kilise bar"da onları dinledim... 8-10 parçadan sonra ayrılmak zorunda kalışıma hâlâ lanet ediyorum...

Hüseyin ve arkadaşlarının yaptığı müzik ve onların yetenekleri; bu ısgarta ülkenin Dünya ile yarışabildiği, hatta Dünya'nın önünde olduğu "tek alan" olarak kabul ederim...

Gerçekten olağanüstü yetenekli müzik sanatçılarımız var... Hüseyin Kırmızı bunlardan biri...

Kırmızı, Prag Senfoni Orkestrası ile çalıştı ve bestelerini kayda aldı... Nedir bu besteler peki?

Bu besteler, "görme engellilere, renkleri müzikle duyurmak" tır...

10 rengi, yaylı dörtlüsü için yazdı Hüseyin... Besteledi...

"Her rengi ayrı ayrı bestelemek, çok kolay olmadı" diye anlatıyor...

Gerçekten, tümünün isimlerini burada sayamayacağım kadar çok, kaliteli müzik insanlarımız var...

Süper yetenekler...

Süper sanatçılar...

Ve bana göre her biri "Dünya devi"...

Onlarla aynı ülkenin, aynı toprakların insanı olduğum için gurur duyuyorum...

Yani ne bileyim, tümünün ismini yazamam elbette ama bu ülkede Okan ve Oytun Ersan var...

İlhan Erbil, Kamil Atik, İnanç Erşen gibi "gitar virtüözü" isimler var...

Çok kaliteli, çok muhteşem müzik insanları...

Koray Bali var... Serdar'ın sesini dinlemiştim iki Cuma önce Mağusa'da; yukarıda da bahsettim... Yok böyle bir muhteşem ses...

Fikri Karayel var... Ahmet Evan var... Ersen Sururi... Mustafa Alkapon... Ve belki çok farklı tarzda bir Fadıl Başkal...

Hastası olduğum Latino Turco'muz ve bu grupta gitar çalan, zaman zaman da bizim KIBRIS TV'de programımıza konuk olan İbrahim Çetiner var...

Yapmayın, yazamam hepsinin adını... Var oğlu var...

Teşekkürler Murat Obenler ve teşekkürler Hüseyin Kırmızı, iyi ki hatırlattınız...

Müzik ustalarımız, müzik sanatçılarımız, Cumhurbaşkanlığı Senfoni'de bulunan değerlerimiz...

İyi ki varsınız...

Cemal Özgürsel hocam...

Hepiniz iyi ki varsınız...

Haaa, ne mi yapıyor bu gerçekten büyük sanatçılar?

Bu büyük insanlarımız, devlet hiç sahip çıkmadığı, daha doğrusu devlet hiç oralarda olmadığı için, bir döngü içine giriyor; hayatta kalabilmek adına, çok direnseler de, "piyasa" işi yapıyor...

Haaa piyasa derken, burada da malı, Bülent Ersoy'lar, Serdar Ortaç'lar götürüveriyor ki o da ayrı bir mesele...

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.