HUNKAR SAG GIYDIRME
8 MART ÖZEL
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

10.03.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Bir gazetecilik tartışması!

Donald Trump, kendi aleyhine haber yayınlayıp, yorum yazdığı gerekçesiyle, Amerika'nın ve tabii ki Dünya'nın önemli gazetelerinden New York Times aleyhine tam 53 kez tweet atmış...

Amerika'da bu konu da tartışılıyor...

Tartışma şu...

New York Times, internet üzerinden parayla gazetesini okutuyor...

Gazeteyi internette paralı yapan ilk yayın organlarından biri...

Haliyle, "abone sistemi" var...

Aynı zamanda baskı da devam ediyor. Yani gazetenin "kağıt baskısı" hala çok ünlü...

Ancak, gerek kağıt baskı gerek internet gazetesinde son zamanlarda satışlar düşmüş...

İşte tartışmanın odak noktası da burası...

Trump, bu gazeteye saldırdıkça, satışlar yukarı çıkmış hatta internetteki abonelik patlamış...

Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni veya Amerikalıların deyişiyle Executive Editor'u Dean Baquet, "Trump'ın tweetleri, şimdiye kadar gazetenin abonelik stratejisi için yapılmış en güzel şey" yorumunu yaptı ve "Trump her tweet attığında, New York Times'ın abonelikleri çok ciddi bir şekilde yükseliş sergiledi" diye ekledi.

İddialara göre Trump, 53 tweet atarken, tümünde, "New York Times'ın satışları da düşüyor" mesajını vermiş.

Baque bunu kabul etmiyor ve "Digital aboneliklerimiz tavan yaptı, baskıyı artırdık, kar eden bir şirketiz. Önemli, canlı ve büyük bir haber merkeziyiz" diyor...

Trump, 26 Şubat'taki son mesajında gazeteyi adil olmamak ve gerçekleri yazmamakla suçlamış ve "adaletli ve gerçekleri yazın" demişti.

-*-*-

Gazetelerin, siyasilerle ilgili haberleri "oh oh ne güzel, maşallah ne iyi şeyler yapıyor bizim siyasiler" tarzında vermeleri, ajans haberciliğidir.

Kimse kusura bakmasın.

Propaganda işidir.

Parti gazeteciliğidir.

Efendim, bütün gazeteler yapıyor mu?

Elbette bazı haberler dümdüz, objektif verilecektir.

Ancak, siyasetle kavga etmeyen gazete, bence gazete olmaktan çıkmıştır. "Yayın organı"dır...

Lütfen, Kuzey Kıbrıs'tan kimse, hiç bir gazete üzerine almasın.

Bu son satırlardaki yorumu, tamamen Türkiye'deki gazetelerle alakalı olarak yazdım...

Nimet mi lanet mi?

Metin Adacan adlı kardeşimiz, çok ilginç bir yorum gönderdi... Bu yorumu, salı günü bu sayfada yazdığım bir yazı üzerine kaleme aldığını belirten Adacan, şunları kaydetti:

Sn.Serhat Bey...

KIBRIS gazetesindeki köşe yazılarınızı ilgiyle takip etmekteyim.

Doğal gaz Adamız için İngiliz'lerin tabiriyle "blessing or curse"olabilir. Yani ya "nimet", ya da lanet"... Ama korkarım daha ziyade "curse" yani "lanet" olma yolunda.

"Curse" örneğini Yemen'de görebiliriz. Daha önce iki ayrı rejim türüyle yönetilen Kuzey Yemen ve Güney Yemen genellikle iki ülke sınırları arasında bulunan hidrokarbon kaynaklarının üretilmesi amacıyla iki ülke birleştirildi. Maalesef çıkar çatışmalarıyla birlikte ülke kan gölüne dönüştü.

Genelde enerji şirketlerinin büyük yatırım yapma raconu bölgede ihtilaf olmaması veya mevcut ihtilafın giderilmesidir.

Körfez Savaşı'ndan 30-35 yıl önce Katar ve Bahreyn defalarca Katar'ın kıyısına çok yakın Hawar adacığı yüzünden savaşın eşiğine geldiler.

Hatta Suudi tankları büyük ölçüde Katar topraklarına girdiler.

İran sularına kadar giden ve İran'ın South Pars, Katar'ın ise North Field diye tanımladığı, Dünya'nın en büyük üçüncü rezervinin geliştirilmesi ise şu şekilde olmuştur:

"Katar - Bahreyn sorunu, Uluslararası Adalet Divanı kararından sonra (Hawar'ın Bahreyn'e verilmesinin kabullenilmesi) çözüldü. İran - Irak savaşı resmen bitti. Katar'da ABD'nin kendi toprakları dışındaki en büyük hava üssü olan Al Udeiieed kuruldu. Amerika karlı yatırımlarına başladı. Bölgeyi güvenceye aldı."

Peki Kıbrıs'ta ne gibi bir formül bulunacak?

Bunu zaman gösterecek... Bir Doğu Timor örneği mi olur, bunu bilemem...

-*-*-

Geçtiğimiz gün benim yazdığım, Amerikan Dışişleri Bakanı ve Exxon Mobil gibi bölgemizde gaz arayan büyük bir şirketin eski patronu Rex Tillerson'un, Rum Lider Nikos Anastasiadis'le yaptığı bir sohbetle alakalı yorumdu.

İddiaya göre Anastasiadis, Tillerson'a, henüz Exxon Mobil'in başındayken, "peki Türkiye platformlarınızı taciz ederse ne yaparsınız?" diye sormuş.

Tillerson da, "hele biz aradığımızı bulalım, bakarız" demiş...

-*-*-

Metin Adacan'ın yorumu çok önemli...

Devler, gaz için kesinlikle kavga edebilir...

Ama etmeyebilir de...

Bir şekilde en dev, en büyük abi falan devreye girer, küçük kardeşlere de pay verilir, olay "blessing" yani "nimet" olur.

Ama paylaşılamazsa, "bakacağız"...

Ortalık karışabilir...

O zaman da kesinlikle bir şekilde olay "curse" yani "lanet" halini alabilir.

Hayırlısı...

-*-*-

Kıbrıs sorunu mu demiştiniz?

Kimsenin derdi, sidikli Kıbrıslılar değildir; bunu da bilesiniz...

Doğal gazı bulsunlar, bize de bakacaklar... Olay budur... Şu anda umurlarında olmuş olsaydık, kimse masadan kapıyı vurup ya da dört özgürlüklü serbest dolaşımlar önerip kaçamazdı!

Aşkolsun Barcelona!

Paris Saint-Germain... Son yılların ciddi paralar harcanarak kurulan efsane Fransız takımı...

Siyaseten de sempati duyduğum Katalonya'nın Dünya markası Barcelona'yı ilk maçta 4-0 yendikleri zaman, "Şampiyonlar Ligi'ni kesin kazanırlar" demiştim...

Neyse, ikinci maç geldi çattı...

"Neden izleyeyim ki?" dedim. Zaten saatlerimiz de üç saat farkla bizi uyutmayacak. Sabahın beşinde de kalkıp, Ferdi Sabit Soyer ile sohbet edeceğimiz programa hazırlanacağım...

"Yat Jo" diye kendi kendime talimat verdim.

Uyudum.

Sabah gazeteye çok erken geldim.

Önce Manchester City - Stoke City erteleme maçına baktım. 0- 0 bitmiş... Bu sonuç, 66 puanlı lider Chelsea'yı rahatlattı... Ama biz, yani Tottenham'ın da ikinciliğini korudu. City yenseydi, iki puan üzerimize çıkacaktı. Şimdi aynı puanla bir sıra gerimizde...

Derken, Şampiyonlar Ligi'ne bakayım dedim.

Henüz uyku sersemiyim.

Beyin, zaten yarım çalışıyor ama sabahları, dizel motor gibi...

O da nesi?

Allahasın be genabla!

Be dayı, be amca!

Nedir bu skor?

Hemen özetlere daldım... Golleri gördüm...

Barcelona, 4-0 yenildiği ilk maçın rövanşında Paris Saint-Germain'i 6-1 yenerek tur atlamış...

Banayialar korusun!

Kendi kendime hiç bu kadar küfrettiğimi hatırlamıyorum...

Şampiyonlar Ligi'nin tarihinde daha önce böylesi bir geri dönüş olmamış... Ama maçın da geri dönüşü yok... Canlı izleyemedim. İnanın, çok üzgünüm.

Bu futbol, nasıl bir hastalıktır anlatamam...

Barcelona Teknik Direktörü Luis Enrique, maç öncesi, "Onlar ilk maçta bize 4 attılarsa, biz de onlara 6 atabiliriz", futbolcu Neymar ise, "Tur şansımız yüzde 1" demiş!

Son golü, yani turu getiren golü atan Sergi Roberto, 2006 yılında henüz 14 yaşındayken Barcelona'nın akademisine katılan biriymiş...

Bu bir futbol destanıdır! Bir aşktır! Hayret edilecek bir sonuçtur! Top deyirmidir denilen şeyin bir efsane olmadığının ispatıdır!

Unutulmazdır! Mucizedir! Heyecandır! Büyüdür! Büyüleyicidir!

"Aşkolsun Barcelona"dır...

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.