HUNKAR SAG GIYDIRME
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

04.09.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Bir Pazar algısı ve lüks otomobillerimiz!

Pazar günleri “ağır” abilerle ilgili “ağır” konular yazmaktan nefret etsem de, bazı konular, bazı aldığım notlar çoğalıyor ve haliyle “haydi yaz yaz yaz; çayda kahvaltıda okunur!” sloganı kafama giriyor... O bir bisküvi reklamıydı değil mi?

“Bir bilmecem var çocuklar” diye başlıyordu...

Çocuklar, “haydi sor sor” diyordu... “Çayda kahvaltıda yenir?” diye soru geliyordu yine!

Çocuklar, “acaba nedir nedir nedir?” diye devam ediyordu falan... Ve bisküvi denince akla, hemen onun adı geliyordu...

Onun gibi...

Algı mı diyorlar nedir; onun insanı etkilemesi lazım... Algı çok önemli... Günümüz dünyasında özellikle “demokrasi dışı” veya “demokrasiye yakın” sistemlerle yönetilen ancak “çok demokrat” oldukları havasını vermek isteyenler yapıyor bunu... Neyi mi?

Algı yönetimini!

Gerçekten çok önemlidir algı yönetimi...

Mesela şu anda KKTC’de en popüler konuların başında, hükümetin makam arabaları var...

Vatandaşın kafasındaki algı nedir?

“... Ayranı yok içmeye atla gider mıçmaya!”...

Yani sen birçok ödemeni yapamıyorsun, hepsinden önemlisi birçok devlet kurumunu barındıran binalar rezalet ül felaketi yaşıyor... Ama lüksünü düşündüğün için gidip aşırı lüks otomobiller alıyorsun...

Bu algıyı değiştirmek lazım...

Bunu değiştirmek de profesyonel ekiplerin işidir...

Her bakan, her yetkili farklı ağızlardan yanıt vermemeli...

Şimdi göze – nazara da inanırsınız siz; halk size gadarayı koymuş durumdadır... Çünkü algı bu! Ayran yok ama lüks araba var!

Serdar Denktaş, bu algıyı değiştirmek için, bir açıklama yaptı geçenlerde...

Ve dedi ki; “bu araçları devlete aldık, 10 yıllık şusu, busu var, vadesi var falan”... Yani, aslında masraf edilmediği söyleniyor...

Ama vatandaş ikna olmadı.

Gerçekten makam arabaları dibelik ahristo çıkmış ve kesinlikle değiştirilmesi de gerekiyordu...

Ama ne yazık ki, medya, sosyal medya derken, kafalardaki algı, her türlü bedduayı da içerecek şekilde, “hak etmiyorlar” algısıdır. “Buna hiç gerek yoktu” algısıdır... “Çok daha ihtiyaçlı noktalara bu para harcanabilirdi” algısıdır.

Kaldı ki, Denktaş’ın savunması, belki de çok mantıklı ve yerindedir... Ama kimse dinlememiştir... Çünkü durum gerçekten “ayran – at – hela” durumu olduğu için, yani ülkenin her tarafı döküldüğünden dolayı, lüks otomobillerin gereksiz olduğu bir durumdur...

Peki ne olacak?

Ne olacak ki?

Bundan önce olduğu gibi olacak; hepimiz bir kaç hafta sonra bunu unutacağız... Kimse hesap sormayacak... Kimsenin aklına da gelmeyecek... Üç sene sonra yenilenecekleri zaman yine sosyal medyada beş veya bilemediniz on kişi har har edecek!

O kadar yani!

Yani, Türkiye’de Ak Parti’nin iyi başardığı gibi bir algı yönetimi ile ilgili ekibimiz olmayabilir ama buna da aslında pek gerek yoktur... Çünkü saman alevciği sönmüştür... Kıbrıslının tepkisi aynen saman alevi gibidir. Parlar ve söner... Kısa sürelidir. Etkisizdir. Bir puroyu bile yakamaz...

Otomobil de uçar gider!

Şunu tekrar edeyim; mesele, “bolluk içinde olsaydık başka türlü olabilirdi” meselesidir...

Yani, paramız olsa, değil atla, helikopterle de gitseniz helaya, kimse bir şey demez!

Ama el alem çok şey dese bile, mesele uzayıp gitmez. Korkmayın kimse de hesap sormaz... Bundan önce olduğu gibi...

Algılı bir pazar diliyorum...

 

***

Kıbrıs meselesi çözülmezse ne olur?

Bu sorunun aslında yanıtı çok basittir... Kıbrıs meselesi çözülmezse, çözülmesi için çabalar sürdürülür ve günlük yaşam şu anda olduğu gibi devam eder...

Haaa, önemli olan sizin bundan ne kadar mutlu olacağınızdır...

Belli ki mesela Tahsin Ertuğruloğlu bunu istemektedir.

Çünkü “uluslararası hukukla alakalı konjonktür”, şu andaki durumun “yasal” bir pozisyon almasına engeldir...

Yani KKTC’nin bir devletmiş gibi davranması sürebilir ama gerçek bir devlet olma şansı olmaz... Bakın, şu andaki konjonktürden söz ediyorum... Gelecekte şartlar elbette değişebilir; hatta çok büyük savaşlar çıkar, çok farklı durumlar oluşur!

Yani, koordinasyon ofisi tartışmaları sürer, sendikaların eylemleri, açıklamaları devam eder... “Ne paranı ne askerini ne ofisini...” diye pankartlar hazırlanır... Ama bir şey değişmez.

Türkiye ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasındaki her türlü sportif ve benzeri temas haliyle devam eder...

Biz uzaktan izlemeyi sürdürürüz... Futbolcularımız Türkiye’deki amatör ligde bir iki maça çıkar, geri döner...

Cihangir sahasında Çetinkaya – Cihangir maçını izleriz... Abohor’a gitmeye her şeye rağmen devam ederiz yani...

Vatandaş dükkanına iki Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağı astı diye mahkemeye verilir, tehdit edilir ama aynı bayrağa selam duran Osmanlı Stadı ve Türkiye Futbol Federasyonu’na kimse gık demez...

Çözüm olmazsa, Kıbrıslı Türkler alabildiği kadar pasaport alır ama bir gün sanırım bu değirmenin suyu bir şekilde, “Güneyde yaşamak şartına” falan bağlanabilir... Gerçi hukuk şu anda buna engel gibi görünür ama mülkiyet hakkını kullanmak da pasaport hakkı gibidir ve o konuda bazı farklılıklar söz konusudur.

Evet, çözüm olmazsa ne olur?

KKTC sonsuza dek yaşar!

Ama şu andaki şekliyle!

Müzakereler de devam eder bir şekilde...

İki taraf da çözüm istemeyi sürdürür!

Peki Türkiye burayı il ya da kasaba ilan edemez mi?

Bunu da dile getirenler var... Yok değil! Ama ilan edemez... Edebilmesi için 3’üncü Dünya Savaşı gibi bir olağanüstü durumun olması gerekir...

Peki başka ne olur?

Bu sorunun belki de en kesin ve en net yanıtı aslında şudur; çözüm olmazsa, Kıbrıslı Türk kalmaz...

Kimisi Güney Kıbrıs’a kaçıp, ezik bir şekilde yaşar... Zivaniya, köfter, sucuk tamam devam eder ama bir nesil sonrası biter...

Kimisi burada kalır, meyhane geleneğini sürdürür ama meyhanelerin en az yüzde 90’ı kapanır... Bir nesil sonra Kuzeyde kalanlar da tükenir...

Büyük çoğunluk “Kıbrıslı Türk” kimliğini herhalde en uzun süre Londra’da korur... Onlar da iki nesil sonra tumba!

Ne midir anlatmaya çalıştığım?

Nedir biliyor musunuz?

Anlatmaya çalıştığım onurdur... Onurlu olmaktır, Kıbrıslı kalmaktır...

Bu benim için derttir ve marazdır...

***

Bazı "pis" notlar...

Girne - Lefkoşa yolu üzerinde Boğaz Piknik alanı var... Nostaljik bir mekan... Neden nostaljik? Çünkü eskiden oraya çok giderdik, eskiden orada çok kebap yedik, çok gonyakladık falan da ondan... Peki şimdi?

Şimdilerde orası sanat ve seks maksatlı olarak kullanılıyor!

Nasıl yani?

Durumu idare edin... Çaktırmayın... Turistleri ve ülkeye gelen yabancıları kandırıyoruz ya; hani yolda belde gördükleri çöplerin, aslında ülkemiz sanatçıları! tarafından hazırlanmış enstalasyon çalışmaları olduğunu anlatıyoruz ya... İşte o çalışma kapsamında Boğaz Piknik Alanı'nda "çalışılan" 18 ton sanat eseri! geçtiğimiz gün toplandı!

Ne diyeyim?

Ne yazayım?

Pisik! Pisik!

Var mı bunun başka türlü bir Kıbrıslıca ifadesi!

"Pis millet!" diyecem, ırkçılık veya milliyetçilik kapsamında değerlendirecekler, saldıracaklar, sosyal alemde sövecekler!

Peki, Kıbrıslı ağzıyla bir kez daha sorayım; 18 ton naylon poşet çöpü orya bırakan bizler; sizce neyik?

Enstalasyonis!

Yoksa, pis?

Bence pis!

-*-*-*-

Çok dikkatimi çekti... Gazetelerde bir haber var... Portekiz asıllı Yalani Baio adlı bir genç futbolcu, Türkiye'deki Manisaspor'a transfer olacaktı. Ama evrakları yetişmedi. Evrakları gelinceye kadar, KKTC'de olacak ve Baf Ülkü yurdu'ndan top koşturacak.

Sonra devre arasında Manisa'ya geçecek...

İlginç!

Belgeleri tamam değil Türkiye'ye transfer olamıyor ama KKTC'ye transfer olabiliyor.

Yani?

Adamın adı gibi bir memleket; Yalani!

***

Fazla söze gerek yok; güzel!

İsveçli 27 yaşındaki aktris Alicia Vikander, bu sayfamıza daha önce de konuk oldu... İnanılmaz ve dayanılmaz bir güzelliği var. Yani fazla anlatmaya gerek olmadığı inancındayım... Geçtiğimiz günlerde 73'üncü Venedik Film Festivali'nde gösterilen "The Light Between Oceans" adlı filmin galasında görüntülendi.

Fotoğraf:  REUTERS/Alessandro Bianchi

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.