Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

27.11.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Bir pazar yazısı, özür ve miskinlik!

Türkiye-AB ilişkilerinin bozulması, Kıbrıs sorununu son derece olumsuz etkiler...

Türkiye-AB ilişkileri “bencilce olacak” ama sorunun çözümünü imkansız kılar...

Ancak bunun da ötesinde, Türkiye’nin “muassır medeniyet” iddiasının da artık bittiği anlamına gelir...

Geçtiğimiz akşam Türkiye’de bir televizyon kanalında keyifle izlediğim bir müzik yarışması sırasında sahneye çıkan bir gencin eşinin kara çarşaflı olması, bence ürkütücüdür.

Bilmem anlatabildim mi?

Efendim, dileyen, dilediği gibi giyinemez mi?

Elbette giyinsin!

Ama dileyen de dilediği gibi yorum yapabilmeli!

Kara çarşaflı genç bir kadın!

Alın size yorum!

Gidişat, Suudi istikamet!

İyi mi?

Bence değil!

Efendim, peki Türkiye-AB ilişkilerinde “hatalı taraf” kim?

Mutlak hatalı taraf Türkiye değildir.

Bir kere, AB’nin özellikle göçmen krizi konusunda, 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili gelişmelerde sınıfta kaldığı açık.

Ama Türkiye de, AB üyesi olmak için yerine getirmek zorunda olduğu kriterlerde “inatçı” davranmamalı... Mesela, “idam cezası”, “Kürt sorunu” falan...

Yani, karşılıklı hatalar söz konusu!

150’den fazla gazeteci hapiste...

Tamam AB, 15 Temmuz FETÖ kalkışmasını “küçümsüyor” olabilir ama bunca tasfiye de abartı!

Orta yol bulunmalı...

Türkiye – AB ilişkileri bozulmamalı!

-*-*-*-

Kıbrıs sorunu...

Yüzdük yüzdük sonuna geldik ama zaten en başından sıkıntının ne olacağı biliniyordu...

Evet, 11 Şubat 2014 uzlaşısı tamamdı... Tek vatandaşlık, tek uluslararası temsiliyet falan...

Evet, 1977 – 1979 da tamam... İki bölgeli, iki toplumlu, iki toplumun siyasi eşitliğine dayalı federasyon...

Bu konularda karşılıklı kabul edilmiş pozisyonlar vardı ama toprak – güvenlik – dönüşümlü başkanlık gibi konular Gaziveranlıların dediği gibi, “mallaktaydı”...

Yani “muğlak” tı... Anlaşılması güçtü, anlaşılmazdı, karışıktı...

Ve içinden çıkılmazdı...

Şimdi, “hangisini önce çözelim?” sorusu muğlak!

Toprağı çözüp güvenlik ve garantileri beşli konferansta mı konuşalım; yoksa güvenlik ve garantilerle dönüşümlü başkanlığı beşli konferansta çözüp, ardından toprağa mı geçelim?

Sahi, konferans beşli mi yoksa çoklu mu olacak?

Beşli de çokludur!

Ama çoklu, beşli değildir!

Kısacası, içinde bulunduğumuz günler; yani mevcut siyasi konjonktür, “çözümden uzağız” mesajını içeriyor...

Daha net söyleyelim, “mafiş çözüm”...

-*-*-*-

Sık sık söz verdiğim bir şeydir; “artık Kıbrıs sorununun çözümü ile ilgili olarak yazı yazmayacağım, yorum da yapmayacağım”...

Ve bu sözümü tutamam.

Geçenlerde, “Rumların hedefi, Kıbrıslı Türklere ait toprakları ellerinden almaktır” diyen bakanlarımızdan birine, “doğruyu söylemiyor” anlamına gelen bir kelimeyle hitap ettim.

Haklı olsam da, olmasam da, bu suçlamayı kullanmamalıydım... Özür dilerim...

Ancak, Rumların niye böyle bir hedefi olsun ki!

Kıbrıs’ta tapulu arazilerin yüzde 14’ü hade bilemediniz yüzde 18’i Türklere aitti.

Oysa konuştuğumuz rakam yüzde 29 (artı)... Veya yüzde 28 (artı)...

Kim kimin topraklarına göz dikti sizce?

Rumların topraklarımızda gözü yok!

Kendi topraklarıyla ilgili talepleri var...

Demek istediğim buydu...

Artık demeyeceğim!

Neden?

Çünkü gerçekten bıktım ve usandım!

Kıbrıs sorunu beni baydı!

-*-*-*-

Yalanlardan da usandım, propagandadan da!

Katliamlardan da, kayıp haberlerinden de!

Tassos Papadopulos’un oğlundan da, partisinden de!

ELAM’dan da, UBP’den de!

Türk milliyetçiliğinden de Elen milliyetçiliğinden de!

Evet, bir kez daha söz veriyorum:

Ben bu konuyu artık yazmayacağım!

Ne halim varsa göreceğim elbette!

-*-*-*-

Hatta siyasette şansımı dahi denemeyi düşünüyorum!

Neden mi?

Vallahi belli olmaz, bir bakarsınız yanlışlıkla bakan falan olurum!

Neden olmasın!

Sadece ihalelerle ilgilenirim!

Komisyon alırım, rüşvet talep ederim!

Hayatta doğru olmayan ve gerçekleşmeyecek vaatlerde bulunurum.

Hiç bir haksızlığa sesimi çıkarmam!

Beni sokmayan yılan bin yaşasın derim!

Mahkeme sürecindeki konularda yaşanan her türlü müdahaleye sesimi çıkarmam! Hatta bu müdahalelere eşlik ederim!

Kıbrıs Türk toplumu yok mu olacak?

Olsun!

Yeter ki borçlarım ödensin, bir kaç villam olsun, çocukların okulları halledilsin, iş da bulsunlar, komisyonlar sürsün, bana ne Kıbrıslı Türklerden!

Bana ne ile hiç uğraşmam, villalarımın bahçesinde banana yetiştiririm...

Sahi, emekli de edeceksiniz beni; aksi takdirde, mesela “kriptoları açıklarım ha!” gibi tehditler de savururum sizlere!

Kısacası, artık öyle devrimcilik falan yok!

Vazgeçtim!

Fidel Castro da öldü!

Tamamen yalınız kaldık!

Yaşasın özgürlük, yaşasın rüşvet!

Yaşasın kirli toplum, yaşasın yok oluş!

Yaşasın ganimet!

Geç mi kaldım?

Doğrudur, kendimi bildim bileli, belki de 35 senedir uğraştım!

Artık yoruldum!

Zaten yoldaş Barış Burcu da kabul etti, maksimalist Rumlarla çözüm de olmaz!

Yaşasın çözümsüzlük!

Yaşasın mevcut düzen!

Yaşasın status quo!

Yaşasın tüm merhum liderlerimiz!

Yani anıları yaşasın!

Dağ başını duman almış!

Yürüyelim arkadaşlar!

-*-*-*-

TDP umut muydu?

TDP tamamen kişiseldi!

Yazıklar olsun!

Sidik yarışı, kişisel hırs, çözümcü bildiklerimizi de yedi!

Hayırlı uğurlu olsun!

Bol şans!

Bir kaç parti daha kuralım!

Ben de kurmak istiyorum bir parti; eğer çalıştığım kurumun patronlarından izin alabilirsem, “KKP - ML”yi kurmak istiyorum... Eskiden “Kıbrıs Komünist Partisi - Marksist Leninist” diye tanımlayabilirdim bu partiyi!

Hayır, vazgeçtim! Castro da gitti ya!

“Kıbrıs’ı Kaybedenler Partisi - Miskin Leralar”...

Evet, biz miskinler, biz çıkarcı leralar, Kıbrıs’ı kaybettik, bari partisiyle avunalım...

*****

Fidel, El Comandante, El Caballo, El Jefe Maximo!

Fidel Castro yaşamını yitirdi…

“Efsane” sıfatı en çok O’na yakıştı…

Ama O’na, “Fidel”, “El Comandante (Komutan)”, “El Caballo (At)” ve El Jefe Maximo (Büyük Patron)” da dediler...

90 yaşını 13 Ağustos’ta doldurmuştu... Asıl adı Fidel Alejandro Castro Ruz’du... Uzun uzun anlatmaya gerek yok...

O’na ait bazı sözleri paylaşmak istiyorum:

“Devrim hareketine 82 kişiyle başladım. Eğer bunu tekrar yapmak zorunda kalsaydım yanıma 10 ya da 15 sadık insan alırdım. Eğer sadıksanız ve hareket planınız varsa ne kadar küçük olduğunuzun hiç bir önemi yoktur…

Ben bir Marksist Leninistim ve yaşamımın son anına kadar da böyle kalacağım…

Devrim için savaşmayana komünist denmez…

Beni suçlayabilirsiniz, sorun değil: tarih beni aklayacaktır…

Diğerleri lüks otomobillere binsin diye, neden bazı insanlar çıplak ayakları ile yürümek zorundadır?”

Viva Castro!

 

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

  • DR Bekir Pasaoglu
    27.11.2016

    1-çözüm : Asla 2-şalşakçılar : Bundan sonra yenileri ortaya cikacak. 3-kara çarşaflılar ;Giderek artacak yeni imam hatipler acilacak 4-Kıbrıs Türk toplumu yok mu olacak? Görünen o!

  • Dr Bekir pasaoglu
    27.11.2016

    1-çözüm : Asla 2-şalşakçılar : Bundan sonra yenileri ortaya cikacak. 3-kara çarşaflılar ;Giderek artacak yeni imam hatipler acilacak 4-Kıbrıs Türk toplumu yok mu olacak? Görünen o!

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.