KıbrısFm
Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

27.09.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Bir susun, planı görelim!

Bir büyüğümüz Londra'dan telefonla canlı yayına katıldı ve "Akıncı bizi sattı" deyiverdi... Öteki ise anında Facebook üzerinden mesajı bastırdı:

"Bunlar yaşadığı sürece çözüm olmaz!"...

Şu anda müzakere süreci devam ediyor.

Birçok konuda liderler uzlaşı sağladı.

Bazı konularda uzlaşı sağlayamadıkları ortada.

Elbette liderlerin uzlaşması çok önemli; elbette liderlerin uzlaşacağı bir çözüm planının önümüze konması "iki tarafta da evet sonucunun çıkabilmesi açısından" çok önemli...

Ama asıl kararı referandumda vereceğiz.

Asıl kararı referandumda vermenin ötesinde; şu anda "Akıncı bizi sattı, Anastasiadis bizi yuttu, şeytan aldı götürdü, satamadan getirdi" gibi yorumlar yapmak bana pek mantıklı gelmiyor.

Çünkü hâlâ müzakere sürecindeyiz... Hâlâ temel anlaşmazlık konuları tartışılıyor. En önemlisi pazarlık yapılıyor.

Bütün pazarlıkların sonucunda iki tarafın liderlikleri ve elbette "yakın" çevreleri; örneğin "Ankara" onaylarsa, mesele plana dönüşecek ve bu çözüm planı referanduma götürülecek...

"Akıncı şunu kabul etti, Anastasiadis bunu kabul etmedi" demek yerine, Serdar Denktaş'ın yaptığı gibi, "ben şuna karşıyım, bunu istemem" demek doğru olandır. Yani "ne istediğinizi" anlatın, söyleyin ama "uydurup" masal anlatmayın.

Kıbrıslı Türkleri uluslararası hukuk içerisinde kabul edecek ve toplumsal varlıklarının erimemesine yol açacak her anlaşmaya ben "evet" derim... Mesela!

Efendim ama Omorfo verilemez!

Neden verilemesin ki!

Senin mi Omorfo?

Kanla aldın veya Rumlar Enosis diye bir kabahate kalkıştı diye, mülkiyeti sana mı geçti?

Efendim, güvenlik ve garantiler... Türkiye'nin garantisi olmazsa Rumlar bizi kesecek!

Yok canım, kesemez...

Hatta vücudumun her hangi bir noktasından, hiç bir Rum, epilasyon maksatlı olanlar dışında, kıl bile sökemez!

Heyecana kapılmanın bir anlamı yok.

Akıncı'yı seçtik, en doğruları bize anlatacak olan kendisidir.

Rumlar da Anastasiadis'i seçti... O da ekibiyle birlikte en doğruları kendi toplumuna anlatacak.

Sahaya çıkacağız.

Maçımızı yapacağız...

Umarım bu kez "çözüm spor" kazanır.

Değilse; ölüm yok elbette ama ciddi sıkıntıların ortaya çıkmayacağını söylersem, yalan söylemiş olurum.

Eğer Kıbrıs sorunu çok kısa bir süre içerisinde ciddi bir çözüm patikasına oturtulmazsa, uçurumdan yuvarlanma dahil, her türlü kazayı yaşayabilir.

Çözümsüzlük, Kıbrıs Türk toplumunun tükenişi demektir.

Ya Rum ya da Türkiye devletleri içerisinde erime demektir.

Ben buna razı değilim... Sonuna kadar çözüm destekçiliğimin en önemli sebeplerinden biri de budur.

Akıncı ne mi görüşüyor?

Anastasiadis ne mi istedi?

Umurumda değil!

Ben çözüm istiyorum. Onlar planı hazırlasınlar, önüme koysunlar yeter. Şu anda neyi tartıştıklarıyla ilgili dedikodu yapıp, saçmalamaya hiç gerek yok.

İstediklerinize uymayan bir plan önünüze konursa, "hayır" demek en doğal hakkınızdır.

"İzolasyonları kaldırın" lobiciler!

Lobicilik çok önemli...

İsrail bunu çok iyi başarıyor.

Yunanlılar ve Ermeniler de öyle...

Peki, neden Türkiye veya KKTC başaramıyor?

-*-*-

Şöyle açıklayalım!

KIBRIS'ın dünkü ön sayfasında, T izinleri ile ilgili bir haber vardı...

Lefkoşa Türk Belediyesi'nin T izni olmadığı için, otobüs hizmetleri başlayamıyor.

Neden Belediye'nin T izini yok?

Çünkü bizde T izinleri, sadece seçimlerde işe yarayabilecek olan seçmene rüşvet olarak verilir!

-*-*-

Ne demek mi istiyorum?

Lobicilik oydur!

Çeşitli ülkelerde yaşam süren toplumunuzdan veya milletinizden insanlar ne kadar güçlü oya sahipse, sizin lobiciliğiniz de o kadar güçlü olur.

-*-*-

Tabii sadece oy değil, o güçlü toplum, maddi anlamda da siyasete destek vermeli...

İsrailliler, Museviler bunu başarabiliyor. Başarıyor.

Peki neden Türkler başaramıyor?

E bakın, sadece Fetö olayında bile Türkler darmadağındır.

İsraillilerde, Musevilerde de siyaseten dağınıklık olabilir... Ama Musevilerin birbirilerine "İsrail meselesi"ndeki bağlılıkları tartışmasızdır.

-*-*-

Londra'daki Kıbrıslı Türkler de başarılı olabilirdi.

Hiç birlik olamadılar.

Türkler ve Kürtler gelmeye başladı 1980'lerde ve 1990'larda, onlar hiç birleşemedi. Azacık kımıldanır gibi oldular, yeniden yediye bölündüler.

-*-*-

Museviler - İsrailliler konusunda bilgi vereyim.

Donald Trump ve Hillary Clinton yarışıyor.

At başı gidiyorlar.

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, New York'ta BM Genel Kurulu'na katıldı...

Hem Trump hem de Clinton kendisiyle görüşmek için ciddi aracılar kullandı... İkisiyle de görüştü Netanyahu...

Neden?

Neden Clinton ve Trump, öteki ülkelerin liderleri ile görüşmek istemedi? Görüşmek için çaba harcamadı?

Çünkü onların İsrail kökenli, Musevi asıllı seçmenleri, Amerika'da etkili değil de ondan.

-*-*-

Tahsin Ertuğruloğlu ne dedi?

"İzolasyonları kaldırın" dedi.

Kime?

Halil İbrahim Akça'ya!

Akça kim?

Eski Lefkoşa Büyükelçisi...

Akça, EİT'nin Genel Sekreteri.

EİT ne?

EİT, Ekonomik İşbirliği Teşkilatı... Pakistan, İran ve Türkiye arasında bir işbirliği meselesi. Küçümsemiyorum...

Ama, "izolasyonları kaldırın" dediğinizde, karşınızda kimin oturduğu çok önemlidir.

Bilmem anlatabildim mi?

İzolasyonları kaldırın!

E ne, vinçtir da kaldıracaklar yani?

Sevişin; inancınız artsın!

Yani bu bilim insanları da bir garip...

Efendim, İngiliz'lerin bir gazetesinde okudum.

Yazı şöyle başlıyordu:

"... Her hangi bir zaman seks yaptıktan sonra Kiliseye gitmek istediniz mi?"

Şimdi biz yazsak ve "... Her hangi bir zaman seks yaptıktan sonra Camiye gitmek istediniz mi?" diye sorsak, sıkıntı da olur eminim...

"Ne alakası var?" demeyin...

Bilim bunu açıklıyor...

Özellikle erkekler için geçerli bir durum.

Erkek kişi sevişiyor ve anında aklına Tanrı gelebiliyor, inançlı olma hali yükselebiliyor...

Neden mi?

Çünkü seks sırasında "oxytocin" denen bir şey salgılanıyormuş...

Nedir "oxytocin"?

Kucaklama hormonu!

Veya "kucaklama kimyasalı"
   North Carolina Üniversitesi'nden bilim insanları, uzun bir süredir bu hormonu araştırıyor.

Bu hormonun daha önceleri kadınlarda doğuma yardımcı olduğu, emzirmeye katkısının bulunduğu, erkeklerin sosyalleşmesine fayda sağladığı, güven kazandırdığı biliniyordu... Ancak yeni keşif, "manevi alanda" ortaya çıktı.

Sevişen erkekte yükselen bu hormon, maneviyatı da artırıyor...

Araştırmalar ortaya koymuş ki, sevişen erkekte, inanç hali yükseliyor...

Kadınlarda aynı duruma rastlanmamış...

Ayrımcılık var yani!

Bana ne müzakerelerden...

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.