Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

18.09.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Bizimkisi bir navigasyon hikayesi!

Kayahan’ın şarkısıydı... Bizimkisi bir aşk hikayesi... Biz de bugün, “bizimkisi bir navigasyon hikayesi” olsun...

Dünya hızla gelişiyor... Teknolojinin hızına yetişmek imkânsız...

Londra’da yaşadım 15 yıl... 2008’de ülkeye döndüm...

Evime telefon bağlatamadım... Bağlanamadı... Neden?

Müteahhit yaparken, “telefonun geçeceği boruyu sokmamış!”... Müteahhide soruyoruz, “ben bin tane ev yaptım hiç birinde böyle bir şey istemediler” diyor...

Neyse cep telefonları ve mobile ya da uydu internetle idare ettik...

İngiltere’deki yıllarımda araçlara artık “navigasyon” sistemleri yerleştiriliyordu... Hellim ekmek gibi satıyordu bu sistemler ve size yol tarifi veriyordu...

Son yıllarda bu sistem cep telefonuna inmiş durumda...

Akıllı telefondaki harita uygulamaları ile bu işi halledebiliyorsunuz...

Nefis bir şey…

Eskiden kitapçıklar vardı Londra’da... Çok ünlüydü o kitaplar... A to Z diye...

Adresi buluyor ona göre sayfa sayfa takip edip gidiyordunuz... Haritaydı bu kitap... Haritalardan oluşuyordu... Şimdi ister aracınızda varsa sistemden; ister cep telefonunuzdan adresi veriyorsunuz, alet size tarif ediyor...

İkinci yoldan sola dön, sağa dön, ileri git. 9 mil ileri gideceksiniz... Falan...

KKTC mi?

Hah işte burası çok önemli... Bu sistem tüm dünyada kullanılabiliyor. Navigasyon uyduları aracılığıyla, telefona gelen sinyallerle, inanılmaz bir kolaylık...

Soruyu tekrar edelim:

“KKTC?”...

KKTC bu sistemde yok!

Neden yok?

Çünkü KKTC yok da ondan!

KKTC yok sayılıyor.

Harita ve adres sıkıntısı var... İsimler sıkıntılı... Mesela Gaziveren mi Gaziveran mı? En basiti bu?

Kyrenia mı, Girne mi?

Bu da en basiti...

Peki, Xerovouno mu Kurutepe mi?

Yoksa her ikisi birden mi?

Peki, KKTC mi, yoksa Kıbrıs Cumhuriyeti mi?

Uluslararası posta sistemi nerede?

Şeytan aldı götürdü!

Bu mu istediğiniz yaşam?

Bu mu kendinize layık gördüğünüz sistem?

Haaaa, hasbası çıksın, varsın navigasyon bizi kapsamasın!

E amma öyle değil canlarım benim, öyle değil!

Neydi sizin köyün adı?

Dikmen mi?

Hayır canım Digomo!

Dikmen’i İngilizce sakın kullanmayın, zaten ayıba da kaçıyor! Kim bulduysa bu ismi!

 

-*-*-

 

Ve en zoru dün tamamladık...

19 yıldır neredeyse hiç yanımdan ayrılmayan oğlum, artık üniversiteli oldu...

Kıbrıslılar biraz duygusal ve gerekmediğince garibiz galiba.

Batılılar gibi mi olmalıyız?

Ben dün 49 oldum ama eminim annem hâlâ bana “oğlucuğu” gözüyle bakıyor.

Dün öyle bıraktım oğlumu...

Geçen sene kızımla da yaşadım aynı “duygusal ayrılık hikayesini” diye az tecrübeliydim...

Bu defa “ağlamadım” dersem yalan olur ama geçen seneki kadar değil.

Neyse, Londra, Canterbury ve Londra...

Çarşamba saat 15.00 gibi başlayan bu yolculuk, dün akşam sona erdi...

Belki siz bu satırları okurken ben KKTC’de olurum. Akşama yani oralardayım.

 

-*-*-

 

Daha önce de yazdım ama bir daha yazmak zorundayım.

Bu iş cidden büyük bir ekonomi.

Hangi iş mi?

“Freshers Day” denen bir şey var üniversitelerde...

Bir hafta süren etkinlikler dizisi...

Çocuğunu kaydettirmeye gelenlerle birlikte, bu etkinlikler ve oteller tamamen dolu.

Canterbury’de en az 20 bin yeni öğrenci var...

İnanılmaz para akıyor.

Publar restoranlar, cafeler, dolu.

Neden mi yazıyorum?

Benzer etkinlikler, benzer aktiviteler aynı günlerde KKTC’de genel olarak veya kent kent yapılabilir.

Bazı şeylerin yapıldığını biliyorum.

Yıl boyunca da önemli etkinlikler var ama devlet bu işe daha aktif girmeli...

YÖDAK mı?

Hâlâ var mı o kurum?

Ve işe de yarıyor mu üzgünüm?

 

-*-*-

 

Neyse, biz oralarda inanılmaz yoğun yolculuklar yaparken, Türkiye’de Tarık Akan ölmüş...

Önce Adile Naşit, sonra Kemal Sunal şimdi de Tarık Akan, aile gibi değiller miydi?

Tarık Akan, hayatımın en büyük yıldızıydı...

Sadece aktör olarak değil, her şeyiyle benim için gerçek bir “büyük”tü... İnanın, o yoğunluk içinde öldüğünü duymamıştım... Dün duydum ve çok çok üzüldüm...

Elbette herkes ölecek ama Tarık Akan sanki ölümsüzdü...

 

 

-*-*-

 

Az çok iş insanı Kıbrıslı Türk ile de görüştük.

Bunlardan biri fast food toptancılığı yapan sevgili arkadaşım, kardeşim Cem Özerk.

Brexit’i sordum.

“Her şey iyiye gider” dedi.

“Mesele siyasidir, ekonomik değildir” diye konuştu ve ekledi:

“İngilizler sömürgecilik yapmaya alışkındır. Birilerinin kendileri için karar vermesi, bunlara uymaz. Brüksel falan İngilizlerin anlayacağı bir şey değil...”

Çok farklı ama sanırım en doğru saptama.

İngilizler, Brüksel’deki bürokratlar ve teknokratlar tarafından yönetilmeyi kabul etmedi.

Soru: Peki hiç mi sorun olmayacak İngiltere çıkınca?

Cevap: Şu anda da sorun vardır. Sterlin güçsüzdür ve sorundur. Şu anda Sterlin güçsüzdür ama taşlar yerine oturacak.

İngilizler “Brexit kararı” için pişman olmayacak.

Soru: Kıbrıslı Türkleri etkiler mi Brexit?

Cevap: Kıbrıslı Türklerin İngiltere ile ticareti sıfır. Bir tek etkilerse, üniversitelerde Kıbrıs Cumhuriyeti Pasaportu ile okuyanları sanırım etkileyecek... Ancak ne zaman etkileyecek henüz netleşmiş değil.

 

-*-*-

 

Brexit hızlı gidiyor...

Theresa May, yani Başbakan, önümüzdeki yılın ilk aylarında hızlandırılmış bir şekilde “ayrılmayı” düşündüklerini gizlemedi...

İngiliz ekonomisi inanılmaz hareketli.

Büyük bir ülke...

Muhteşem yollar, inanılmaz bir eğitim ve sağlık sistemi var...

Sorunlar mı?

Eğitimde, sağlıkta sorun çok... Ama bu sorunlar, bizimle kıyaslandığında, “sorun” bile sayılmıyor.

Eğitim zaten çok farklı...

Üniversiteye giden öğrenci oranı, yüzde 5’in altında... Geriye kalanları, çeşitli mesleklerde usta yapmaya çalışıyorlar...

Brexit’in “evet” le sonuçlanmasının en önemli sebeplerinden biri de buydu aslında.

Binlerce İngiliz usta, zanaatkâr, Avrupa’dan, özellikle de Doğu Avrupa’dan gelenlerin “fiyat kırma” baskısından bıkmıştı...

Bir İngiltere gezimizi, üç dört günlük yazılarla size aktarmaya çalıştık...

İyi Pazarlar dilerim...

 

***

Yaşı yaşımıza...

Sevgili Cem Özerk ile sohbet ediyorduk Londra’da... Pandora’nın Kutusu’ndaki güzelleri merakla izlediğini söyledi... Çok genç kadınların fotoğraflarını kullandığımdan şikayetçi oldu ve “Yaşı yaşımıza, başı başımıza uygun en güzel Jamie Lee Curtis’tir” dedi... Bugün O’nu paylaştık... Hiç de haksız değil...

 

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.