KıbrısFm
Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

21.11.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Bu akşam, son barış buluşmamız olsun!

Belki de Kıbrıs sorununun 1955 yılından bu yana en kritik günlerini hatta gününü yaşıyoruz...

Eğri oturup doğru konuşmak zorundasınız.

Bu sorunun çözümü, Kıbrıslı Türklerin çıkarınadır.

Hatta şöyle de söyleyebiliriz; Kıbrıs sorununun çözümünden başka yolumuz da yoktur.

Bunu kabul etmek lazım.

Kıbrıs sorununun çözümü, bizim için elzemdir; ama ilgili tüm tarafların da çıkarınadır.

Bu sorunun çözümü, Türkiye’nin, Yunanistan’ın, Rum kesiminin ve bölgenin de her açıdan çıkarınadır...

Peki çözüme karşı olanlar bunun farkında değil mi?

Çözüme karşı olanlara bakmak lazım!

Güney’de, Kuzey’de ve Türkiye’de çözüme karşı olanların tek hedefi çıkardır.

Güney Kıbrıs’ta Türk toplumunu eşit görmeyen ırkçı güruh, siyasi eşitliğin paylaşılmasından, Türk toplumunun da garanti talebinden ve Ada’daki Türkiyeli göçmen – asker varlığından rahatsızdır...

Haklı değiller mi?

Elbette haklı tarafları olabilir ama bunları çözümün önüne engel olarak koymaları halinde kaybedecekleri çok daha fazladır.

Kuzey’de çözüme karşı olanların tek emeli ise yasadışı olarak ellerinde tuttukları her türlü menkul veya gayrimenkulün kaybedilmesi korkusudur. Kurdukları düzenden nemalanmanın kesileceği endişesidir.

Türkiye’de CHP ve MHP’de şekillenen ırkçı endişe ise tamamen hukuk dışı ve aptalcadır.

Bu iki siyasi partinin tavrı, meseleye, “topraklar bizimdir kaybediyoruz” noktasında bakıp, AK Parti’yi de “taviz veriyorlar, topraklarımızı veriyorlar” diye suçlayarak, seçim kazanımı peşinde koşmaktan başka bir şey değildir.

MHP ve CHP’nin, Kıbrıslı Türklerin geleceği ile ilgili bir endişesi yoktur. Onların endişesi, gelecek seçimde Orta Anadolu ağırlıklı seçmenden oy kapmaktan başka bir şey değildir.

Çünkü Orta Anadolu’daki seçmene, tıpkı TRT’nin spikerleri ve yorumcuları gibi Kıbrıs sorunu doğru anlatılmamıştır.

Türkiye’de sokaktaki vatandaş Kıbrıs meselesinin çözümüne, “bizim toprağımızı veriyorlar”, “topraklar bizimdi, elden gidiyor” mantığıyla bakmaktadır ki bu mantık doğru bir mantık değildir.

Kıbrıs sorunu çözülmelidir.

Kıbrıslı Türkler, siyasi eşitlik uğruna, adı toprak taviziyse, o tavize alışmak zorundadır.

Olası bir çözümsüzlük, tükeniştir, göçtür...

Ve olası bir çözümsüzlük, Kıbrıslı Rumların da ülkenin yarısını tamamen yitirmesi demektir.

Olası bir çözümsüzlük mutlak bölünmedir.

Elbette bunu arzulayan, buna ağzı sulanan çok kişi de olabilir.

Ancak, mutlak bölünme, Kıbrıslı Türk varlığının uluslararası platformda, “Kıbrıs Cumhuriyeti” kimliği ile kaybolmasından başka bir anlama da gelmemektedir.

Evet, artık barış ve çözüm zamanı gelmiştir.

Bu akşam çok önemlidir.

Bu akşam çok değerlidir.

Bu akşam bütün planlar iptal edilmeli, herkes Taksim sahasında, ara bölgede toplanmalıdır.

Güneyde ve Kuzeyde, seçmen olan ya da olmayan herkes, bu Ada üzerinde, yoksulların bir daha ölmemesi için, düşmanlığın ortadan kalkması için, daha güzel, daha umutlu, daha refah bir ülke için toplanmalı, liderlere en yüksek sesle mesaj göndermelidir.

Yoksulların ölmemesi ne demek?

Biliyor muydunuz, şehit ve kayıpların tamamına yakını yoksul Kıbrıslılardır!

Onlar için de bu akşam barış meydanındayız.

Başka şansımız yoktur!

Başka çözüm de yoktur!

Başka çözüm olmuş olsaydı, bunca yıldır, çok rahat uygulanırdı!

Lütfen, ama lütfen, herkes son kez barış istemek için, çözümü haykırmak için Taksim sahasını doldursun!

Barış

Çocuğun gördüğü düştür barış.

Ananın gördüğü düştür barış.

Ağaçlar altında söylenen sevda sözleridir barış.

 

Akşam alacasında, gözlerinde ferah bir gülümseyişle döner ya baba

elinde yemiş dolu bir sepet;

ve serinlesin diye su, pencere önüne konmuş toprak bir testi gibi

ter damlalarıyla alnında...

barış budur işte.

 

Evrenin yüzündeki yara izleri kapandığı zaman,

ağaçlar dikildiğinde top mermilerinin açtığı çukurlara,

yangının eritip tükettiği yüreklerde

ilk tomurcukları belirdiği zaman umudun,

ölüler rahatça uyuyabildiklerinde, kaygı duymaksızın artık,

boşa akmadığını bilerek kanlarının,

barış budur işte.

 

Barış sıcak yemeklerden tüten kokudur akşamda

yüreği korkuyla ürpertmediğinde sokaktaki ani fren sesi

ve çalınan kapı, arkadaşlar demek olduğunda sadece.

Barış, açılan bir pencereden, ne zaman olursa olsun

gökyüzünün dolmasıdır içeriye.

 

Bir tas sıcak süttür barış ve uyanan bir çocuğun gözlerinin önüne tutulan kitaptır.

Başaklar uzanıp, 'ışık! ışık! ' diye fısıldarken birbirlerine!

Işık taşarken ufkun yalağından.

Barış budur işte.

Kitaplık yapıldığı zaman hapishaneler

geceleyin kapı kapı dolaştığı zaman bir türkü

ve dolunay, taptaze yüzünü gösterdiği zaman bir bulutun arkasından

cumartesi akşamı berberden pırıl pırıl çıkan bir işçi gibi;

barış budur işte.

 

Geçen her gün yitirilmiş bir gün değil de

bir kök olduğu zaman

gecede sevincin yapraklarını canlandırmaya.

Geçen her gün kazanılmış bir gün olduğu zaman

dürüst bir insanın deliksiz uykusunun ardı sıra.

Ve sonunda hissettiğimiz zaman yeniden

zamanın tüm köşe bucağındaki acıları kovmak için

ışıktan çizmelerini çektiğini güneşin.

Barış budur işte.

 

Barış ışın demetleridir yaz tarlalarında,

iyilik alfabesidir o, dizelerinde şafağın.

Herkesin 'kardeşim' demesidir birbirine, 'yarın yeni bir dünya kuracağız' demesidir;

ve kurmamızdır bu dünyayı türkülerle.

Barış budur işte.

 

Ölüm çok az yer tuttuğu gün yüreklerde,

mutluluğu gösterdiğinde güven dolu parmağı yolların,

şair ve proleter eşitlikle çekebildiği gün içlerine

büyük karanfilini alacakaranlığın...

barış budur işte.

 

Barış sımsıkı kenetlenmiş elleridir insanların

sıcacık bir ekmektir o, masası üstünde dünyanın.

Barış, bir annenin gülümseyişinden başka bir şey değildir.

 

Ve toprakta derin izler açan sabanların

tek bir sözcüktür yazdıkları:

Barış.

Ve bir tren ilerler geleceğe doğru

kayarak benim dizelerimin rayları üzerinden

buğdayla ve güllerle yüklü bir tren.

Bu tren barıştır işte.

 

Kardeşler, barış içinde ancak

derin derin soluk alır evren.

Tüm evren,

taşıyarak tüm düşlerini.

Kardeşler, uzatın ellerinizi.

Barış budur işte.

Yannis Ritsos

Sarhoşluk iyi bir şey değil!

Çok sarhoş üç kişi bir taksiye biner... Şoför, üç sarhoş arabaya girer girmez, motoru çalıştırır ve üç beş saniye sonra kapatır. Üç kişiye, “geldik” der...

Birinci sarhoş, borçlarının ne kadar olduğunu sorar ve parayı öder. İkinci teşekkür eder. Üçüncü şoföre bir yumruk vurur. Şoförün canı yanmıştır ama üç sarhoşla girişmek istemez. Sadece neden vurduğunu sorar... “Bu defaya daha yavaş sür, az kalsın bizi öldürüyordun” der üçüncü sarhoş...

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.