Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

24.10.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Çaresizlikle boyun eğiş aşk değildir

Genelde başka yazarların yazılarından alıntı yapmam… Ama bu başkaydı… 22 Ekim 2016 Cumartesi günü, Hürriyet gazetesinde, Mehmet Y. Yılmaz, bana “çok aşırı hitap eden” bir yazı, daha doğrusu bazı ifadeler kullandı…

Öylesine alıntı yapmak istedim.

Ne olur beni affedin…

Yılmaz, “Bir kadın ile bir erkek, cennet gibi bir yaşamı paylaşırlarken nasıl olur da birbirlerini yemeye başlarlar?” diye başlıyor yazısına…

Ve şöyle devam ediyor:

“… Dışarıdan baktığınızda her şeyleri vardır: Güzel bir ev. Paylaşılan ortak tutkular. Güzel anlar geçirilen dostlar.

Sonra bir gün bir de bakmışsınız dışarıdan görülen o cennet, aslında cehennemin saklanan yüzünden başka bir şey değilmiş.”

Çok haklı Sayın Yılmaz…

Ve Küba’da çekilen “Amerikan filmi”, ‘Papa Hemingway in Cuba’ isimli filmden söz ediyor…

Fragmanlarını izledim… Hemingway’in Yaşlı Adam ve Deniz’i yazdığı Küba günlerinde geçiyor film.

Yılmaz’ın da anlattığına göre, Miamili genç gazeteci Ed Myers’in kendi yazar kimliğini arayışı sırasında Hemingway ile yolu kesişiyor ve iki yıla yakın onun adeta oğlu gibi oluyor.

Filmde bir sahne var… Yılmaz şöyle anlatıyor bu sahneyi:

“… Parti boyunca Hemingway ile Mary arasındaki gerilimin giderek yükseldiğini görüyoruz.

Sonunda eve döndüklerinde aşırı alkolün de etkisiyle film kopuyor, bağırış, çağırış iğrenç bir karı-koca kavgası. Evde misafir olarak bulunan Ed Myers ile şair Evan Shipman da bu tatsızlığa tanık oluyorlar. Ed Myers soruyor:

“Ne oldu, eskiden burası bir cennetti?”

Shipman yanıtlıyor: “Görünürde her şeyleri var gibi. Bu muhteşem malikâne. Bol para. Güzellik. Sağlık. Şöhret. Ama ikisinde de olmayan bir şey var. Gerçek dostluk. Kendi egonu bir kenara bırakma isteği ve arzusu. Sevdiğin insanı her gün dolu dolu yaşama dileği. Onlarda eksik olan bu evlat.”

Yılmaz’ın yazısından devam ediyorum.

Hiç araya girmeyeceğim:

“… Myers “Kuşatma altında olmak gibi” diye araya giriyor.

Shipman devam ediyor: “Çoğu evlilik böyledir.” Sonra anlıyoruz ki Shipman’ın evliliği de öyleymiş.

Bu durumun evlilikler ile sınırlı olduğunu zannetmiyorum.

Görüyorum ki her ilişkide böyle bir sorun olabiliyor.

Aşk diye tarif ettiğimiz duygu aslına bakarsanız insanın kendi egosunu yenebilmesi ve bir başkasının içinde eriyip yok olma isteğidir.

Egoların çatıştığı, iki tarafın da kendisi olmaktan vazgeçmediği ilişkiler, önünde sonunda filmdeki gibi patlamalarla sonuçlanır.

Herman Hesse, “Sevilmek mutluluk değildir” diye yazmıştı.

Ona göre mutluluk bir başkasını sevmek ile ilgiliydi.

Bir başkasını seviyorsan da onu olduğu gibi kabul etmen gerekir. Değiştirmeye çalıştıkça, çatışma da kaçınılmazdır.

Tabii her ilişki iki kişiliktir ve bu iki kişiden birinin egosundan vazgeçmesi de yetmez.

Öyle bir durumda zaten bir ilişkiden değil, taraflardan birinin teslim olmasından söz edebiliriz.

Bir tarafın tam olarak iktidarı ele geçirdiği, diğerinin çaresiz bir boyun eğişle olup biteni kabul ettiği ilişki, aşk değildir.

İnsan kendisini kandırabilir bunun aşk olduğuna ama değildir, kendine ne söylersen söyle.

Çaresizlikle kendinden vazgeçiş, bir ilişkinin ömrünü uzatır belki ama hepsi bu kadar.”

-*-*-

Muhteşem bir yazı…

Muhteşem saptamalar…

“… Her ilişki iki kişiliktir ve bu iki kişiden birinin egosundan vazgeçmesi de yetmez…”

Muhteşem bir saptama…

Sorun yaşayan herkese gitsin…

Ve son bir saptama daha… Bu da, herkese nasihat olsun:

“… Bir tarafın tam olarak iktidarı ele geçirdiği, diğerinin çaresiz bir boyun eğişle olup biteni kabul ettiği ilişki, aşk değildir.”

***

Ateş et ve unut!

Dünyadaki bütün komedyenleri çok seviyorum... Veya şöyle söyleyeyim, bildiğim, tanıdığım tüm komedyenlerin hastasıyım...

Ama Cem Yılmaz benim için bir kahramandır.

Türkiye’nin yıldız adamı Cem Yılmaz geçtiğimiz gün, kadınlarla ilişki konusunda sorulan bir soruya, “ateş et ve unut” şarkısıyla yanıt vermiş.

Konu, tartışılıyor...

Saygısızlık olarak değerlendirenler var.

Doğu ve Batı kültürleri arasındaki en ciddi farklardan biri, kadının ilişkide “edilgen”, erkeğin “etken” olmasıdır.

Cem Yılmaz’ın olaya bakışı da etkendir... Ateş eden...

Ateş eden erkek, unutan erkek...

Ateş edilen ve unutulan ise kadın...

Erkek etken, kadın edilgen...

Oysa Batı medeniyetinde öyle değil...

İngiliz profesyonel bekar kadınlar, çeşitli haber kanallarına konu olur... Tatilleri sırasında, Ayia Napa ya da İbiza’da, kaç günde, kaç erkeğe ateş ettikleri ve unuttukları konusunda yarışa girerler...

“Yedi gece tatil yaptım, 11 kez ateş ettim” diyen, etken konuşan çok kadın var...

Doğu – Batı arasındaki bu fark, tabii ki Türkiye’de ciddi tartışma konusu...

Cumartesi günü Sabah gazetesinde Engin Ardıç da benzer konuya değindi...

Avrupa’da, “Miss” ve “Mrs” gibi unvanlar yerine “Ms” unvanının kadınlar tarafından kullanıldığına işaret ediyor... “İşadamı” sıfatının “iş insanı” olarak kullanılmasının doğru olmadığına falan değiniyor...

Bu kavgaya hiç gerek yok aslında...

Bence insanlar eşittir...

Kadın ya da erkek yoktur...

İsteyen, istediğine inanır...

Ve saygım da çoktur...

Asıl olan, kimin ateş ettiği değil, hedefin vurulup vurulmadığıdır...

Kadın da ateş edebilirdir...

Olay budur...

***

Dedikoduyla geleceği şekillendirmek kötülüktür

Tarihi bilmiyorsanız...

Yalana yani propagandaya dayalı bir geçmiş varsa kafanızda, gelecek tehlikededir.

Tarihi doğru bileceksiniz...

Kıbrıs sorununu çözmek istiyorsanız, tarihi doğru bileceksiniz...

Kulaktan dolma, aptalca propagandayla değil...

Birçoğumuz ne yazık ki öğrenme ihtiyacı da duymuyoruz... Ne demişlerse inanıyoruz...

Efendim, sadece Kıbrıs tarihi değil ki; hayatta da, insan ilişkilerini değerlendirirken, birbirinden garip dedikoducuların söylediklerini değil, gerçekleri öğrenmeniz en doğru olandır.

O bunu dediydi, bu şunu dediydi diyerek, insanların mutluluğu ve geleceği ile oynamak; en basit ifadeyle “kötülüktür”...

***

Emekliler kafalarına pislemeyen güvercin istiyor

Emekliler bugün Meclis önünde...

Alacakları var...

Emekliler ciddi oy potansiyeli, bakın görün, Hükümet meseleyi kapatacak...

Nasıl mı?

Fıkradaki gibi...

-*-*-*

İki emekli parkta güvercinlere yem atıyorlarmış...
Birinci emekli ''şu güvercinlere ne zaman yem atsam siyasetçileri hatırlıyorum'' demiş...
İkincisi ''neden?'' diye sorunca eklemiş:
“Yerde dolaşırlarken elimizden yiyorlar, havalanınca kafamıza pisliyorlar!”…

***

Çok güzel! Daha ne yazayım ki!

Ana Beatriz Barros... Brezilyalı model... Ne yazayım? Ne yazabilirim ki! Tanrı, özenmiş, bezenmiş ve erkeklere hediye olarak Dünya’ya göndermiş...

Güzel mi? Hadi oradan! Kadın, çok güzel!

Fotoğraf: REUTERS/Charles Platiau

 

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.