HUNKAR SAG GIYDIRME
8 MART ÖZEL
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

15.03.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Cezaevinde 6 yıldır bitmeyen sıkıntı!

Cezaevi'nde 2011 yılından beri bir terfi sıkıntısı yaşanıyor.

2011 yılı Haziran ayında "3'üncü Derece Kıdemli Erkek Gardiyan" sınavını kazanan yaklaşık 80 kişiden sadece 17'sine rütbe takıldı.

Yani sadece 17 kişi asli kadroya dahil edildi.

Geriye kalanlara, maaş konusunda ve derece konusunda sıkıntı yaratılmadı. Ama prestij gereği o pırpırlar takılmalıydı... Ne yazık ki, bir üst dereceye başvurma hakkı kazanma durumuna gelmelerini sağlayacak o pırpırcıklar hâlâ bir türlü dikilmedi!

Benzer durum bazı "2'nci Derece Cezaevi Amir Yardımcısı" pozisyonunda da var. Bu rütbeye hakkı olan kişilere, "Rütbe takılmadı"...

Cezaevinde şu anda çavuş ve subay açığı da söz konusu... Elde de mevcut kadro fazlası bulunuyor. Garip bir durum... Ve hepsi çok tecrübeli gardiyanlar...

Çavuş ve subay hakkı bulunanlar şimdi pırpır takmadıkları için olası bir terfi sınavına giremiyor. Çünkü rütbe takmadılar. Veya münhal açılırsa, rütbe takılmayan ama sınavı daha önce geçmiş olanlarla, onların çok altından gelenler aynı sınava aynı hakla girebilecek.

Hatta sınavı geçerse, hiyerarşik anlamda, kendinden çok daha kıdemli ve o sınavı daha önce kazanmış olan ancak rütbe takmadığı için "Hakkını kaybeden" kişinin üzerine de çıkmış olacak.

Bu durum, cezaevindeki gardiyanlar arasında huzursuzluk yaratıyor.

Cezaevinde yaklaşık 185 gardiyan hizmet veriyor.

Daha önce haklarını kazanmış olanlar, rütbeleri takılmadığı için mahkemeye başvurmuş durumda.

Mahkeme ara emri verdi.

Hiç bir münhal yaşama geçirilemiyor, yani sınav yapılamıyor. Oysa herkese pırpırı takılsa, emeklilik isteyenler de çok... Takın pırpırı, emekliye ayrılan ayrılsın, terfi alan da sınavda alacaksa alsın...

Bu karmaşık durumu çözmesi gereken de hükümettir.

Hükümet elini pek fazla kıpırdatmıyor!

Peki neden kıpırdatmıyor?

İçişleri Bakanı Kutlu Evren, haklarının yenildiğini iddia eden ve "pırpırları" takılmayan gardiyanlara hak verdiğini bir kaç kez açıklamış...

Hatta "pırpırların takılması emrini" vermiş.

Ancak şu güne kadar bir hareketlilik yok!

"Hakkımızdır" diyen gardiyanlar hâlâ bekliyor.

Mahkemenin ara emri hâlâ duruyor.

Cezaevinde özellikle erkek gardiyanlar arasındaki rütbe karmaşası da sürüyor.

Ve bu hassas merkezde, huzursuzluk bitmiyor.

Bence, bu huzursuzluğu bitirmek, hiç de zor değildir.

Yeter ki, popülizm ve particilik işlerinden uzak adım atabilelim.

Pırpırcıkları takılmış olmayanlar, zaten maddi haklarını almış durumda, yani ortada parasal bir sorun da yok.

Sakın Kıbrıs sorunu çözülmesin ha!

KIBRIS Gazetesi dün 21'inci sayfasında şahane bir haber yayınladı...

"... İngiltere'de içinde şilte, moloz, mobilya, oyuncak, kalas ve kapı gibi malzemelerin olduğu çöpleri yol boyunca yasa dışı olarak döken iki kişiye ait Van araç anında imha edildi..."

Haber özetle bu... İki kişi hapislik cezası da aldı tabii ki...

Ama boş verin hapisliği!

KKTC'de benzer şekilde çöp dökenlerin araçları, benzer şekilde alınsa ve imha edilse ne olur?

Birincisi; ülkede araç kalmaz!

İkincisi, bizde böyle şey olmaz!

Neden mi?

Hemen açıklayayım!

Çöp döken kişi, ya da kişiler diyelim ki yakalandı.

Önce köylerindeki iktidar partisinin örgüt başkanı aranır.

O örgüt başkanı ufaktan bir cilalanır...

"... Ne be Cemal ama iki Van çöp attık diye senin parti bizim arabayı alacak?"

Cemal, ilgili bölge ağasını arar...

Ağa, bir meyhanede, örgüt başkanı ile bir bakanı buluşturur.

Gelsin gitsin viskiler, rakılar!

Ama ilgili bakan, örneğin Ak Partili bakanların ve özellikle de Binali Yıldırım Başbakanın karşısında, "Dini bütün"...

Alkol mü sayın başbakan?

Ne münasebet!

Ağzıma koymam!

Yalaaaaaan!

15 Temmuz'da darbe girişimi olsaydı, KKTC'de meclisin yüzde 70'e yakını FETÖ üyesiydi!

Neyse!

Bizim meselemiz budur!

Bu yüzden de bu ülkeden medet ummuyorum!

Hiç bir düzelme beklentim yoktur.

Derenin akışına kapıldık hepimiz gidiyoruz...

Tarihi eserler yıkılıyor...

Umursamıyoruz!

Zaten nüfusun yüzde 75'i, Girne Kalesi'ni bilmiyor...

Nüfusun yüzde 80'i, hatta daha fazlası, Baf'ın yerini haritada gösteremez!

Nüfusun yüzde 90'ı hayatında bir tek kez Lefke'ye gitmedi; Yeşilırmak'ı Türkiye'de bir nehir sanıyor!

KIBRIS'ın dünkü ön sayfasında, "Battık" diye bir başlıkla duyurulan haber de vardı.

Mahkemelerde 62 bin alacak - verecek davası varmış...

Bir yanda kültürel yozlaşma, kimlik erozyonu; öte yanda ekonomik sıfırlanma!

Herkes çıkarcı, herkes borçlu ve ayrıca herkes kumarcı...

Kumarhaneler, bet ofisler, kerhaneler... Gırla!

Son günlerde en sevdiğim sözlerden biri; asfalttaki tumbo 20 santim! Tumbo!

Neremizden tutarlarsa tutsunlar elimizde kalıyor!

Çöp döken kişinin kamyonunu elinden alıp imha etmişler... Metal yığınına çevirmişler... Preslemişler...

KKTC'de olmaz böyle şey!

Olamaz!

Düzelme ihtimali mi?

Olasılık biliminin kapsama alanı dışında bir şey!

Boşverin!

Vazgeçin!

Farıyın!

Çalın, çırpın, yaşayın ve sakın Kıbrıs sorunu çözülsün falan diye de sokağa çıkmayın!

Böyle iyi!

Böyle çok iyi!

Devam edelim!

Hollanda'nın laleleri

KKTC Dışişleri Bakanı, Hollanda'yı kınadı, eleştirdi hatta tehdit etti...

Eleştiri ve kınama konusuna ben de katılıyorum...

Hollanda'nın yaptığı doğru değil...

Ancak, KKTC Dışişleri Bakanı'nın açıklamasını doğrusu fazla gerekli bulmadım.

Bu açıklamanın asıl hedefi Hollanda olamaz.

Çünkü, Hollanda denen devletin KKTC ile resmi ya da gayr- ı resmi teması yok.

Bu açıklamanın temel hedefi iki tanedir.

Birincisi, KKTC'deki milliyetçi seçmene gaz vermek.

İkincisi, Türkiye'deki "Evet" yanlısı hükümet ve tabii ki Cumhurbaşkanı'na "gülümsemek"...

Yağ çekmek diyecektim ama gerek yok.

Gülümsemek daha hoş...

Hayvancılar Birliği Başkanı'nın "Hollanda'dan peynir ithalatı yasaklansın" açıklamasını ise yorumlama gereği dahi duymuyorum...

Fırsatçılıktan başka bir şey olmadığı inancındayım...

Etik bir tavır değil...

Bu düşüncede olmak yani yurt dışından peynir ithalatının yasaklanması ya da fonlanması düşüncesinde ısrar etmek, saygı duyacağım bir şeydir... Ama bu kavgayı fırsata çevirmek, doğru değildir...

Bu arada çok merak ediyorum, Wesley Sneijder ve Robin van Persie, hâlâ ülkelerine dönmedi mi?

Yani; olmaz ki, böyle kavga edilmez ki!

Neyse!

Sahi Ruud Gullit nerelerde?

Bıraktı mı futbolu?

Rahmetli Johan Cruyff'un da hayranıydım; acaba vazgeçsem mi?

Amsterdam'ı da çok severdim; artık hiç gitmesem mi?

Önerim mi?

Efendim, Hollanda, laleleri ve değirmenleri bir de gannavuri cafeleri ile ünlüdür. Ayrıca, kırmızı ışıklı sokağı da var...

Laleler, Lale Devri'nde Osmanlı İmparatorluğu'ndan götürülmüş... Geri istenmeli!

Türkler, kırmızı ışıklı sokağa girmemeli... Cafelerden de uzak durmalı...

Batsınlar da görürüz!

Çok ciddiyim, lütfen beni ciddiye alın!

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.