• 05 Mayıs 2017, Cuma 8:28
SerhatİNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

Çirkin üç rakam: 155, 163 ve 159!

Elbette haddimize değil...

Türkiye'ye "akıl vermek" kiiiim, biz kiiiim?

Ama, yine de "tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması gerekir, mevcut görüntü, raporlar, rakamlar yani ortadaki sonuç, Türkiye'ye yakışmıyor diyelim...

Yılın belirli tarihlerinin özel bir gün olarak kutlanmasına karşıyım...

Türkiye'ye geri döneceğim; araya gireyim...

Aslında zaman zaman "her şeye karşıymışım" gibi geliyor ama dün ilk kez, karşı olmadığım, alkışladığım bir yazı yazdım; bir kişi "yalaka" diye mesaj attı.

Sabah tv programında, CTP Mağusa Milletvekili Teberrüken Uluçay'a da sordum... "Akıncılar'a girişi, gidişi, gelişi, çıkışı kolaylaştıracak, kimlik kontrolünü kaldıracak bir yol yapmak güzel bir şey değil mi? Bunu yapanlara bravo demek, yalakalık mı?"

Sayın Uluçay, "değil" dedi... O yolu yapmanın bir başarı olduğunu da ekledi...

Evet, ne demiştik, belirli tarihlerin "şu gün, bu gün" diye kutlanmasına karşıyım...

3 Mayıs günü de "Dünya Basın Özgürlüğü" günüydü...

Tutuklu bulunan Türkiyeli gazeteci kardeşlerimize veya Türkiye'de tutuklu bulunan tüm meslektaşlara sevgiler olsun...

Evet, Türkiye demokratikleşmeli...

Gazetecilerin tutuklanması, demokrasiyi yerlerde süründüren bir konudur.

"Efendim haklı gerekçeler var, şu var, bu var... Gazeteci terörist değildir..."

Neyse!

Uluslararası birçok basın örgütü, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü nedeniyle çok sayıda bildiri yayınladı...

Rakamlar, Türkiye adına "iyi bir şey" değil...

İç karartıcı mı desem, yüz kızartıcı mı desem bilemiyorum...

Öncesi art arda yayımladığı raporlar, Türkiye'de medya sektörünün içinde bulunduğu iç karartıcı durumu bir kez daha gözler önüne serdi.

Sınır Tanımayan Gazeteciler'in (RSF) Dünya Basın Özgürlüğü raporuna göre, endekste son 12 yılda 57 basamak gerileyen Türkiye, 180 ülke arasında 155'inci sıraya düştü.

Raporda, bu yıl dört basamak gerileyen Türkiye'de, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından bağımsız gazetecilere ve medyaya baskının daha önce hiç görülmemiş bir seviyeye çıktığına dikkat çekildi.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Freedom House'un "Basın Özgürlüğü 2017" raporuna göre bu sene yedi basamak daha gerileyen Türkiye, 199 ülke içinde 163'üncü sırada...

Türkiye Gazeteciler Sendikası'nın (TGS) yaptığı son duyuruya göre, Türkiye'de 159 gazeteci ve medya çalışanı halen cezaevinde.

Bu rakamlar, "güzel bir şey" değil...

Güzel olmayan hiç bir şey de Türkiye'ye yakışmıyor...

Acil müdahalenin önemi

Geçtiğimiz yıllarda sanırım ülkemizde de Girne İtfaiyesi böyle bir ödül ya da teşekkür belgesi vermişti... Neydi bu teşekkür işi?

Küçük bir çocuk, yangın ihbarı yapmış ve can kurtarmıştı!

Yeşilyurt'ta geçtiğimiz gün yangın çıktı...

Yabancı öğrenciler, yangın ihbar numarasını bilmiyormuş. Gecikme oldu.

Üç ev de küle döndü!

Acil Servis'ler çok önemlidir.

Modern ve demokratik ülkelerde, insan yaşamı her şeyden önce gelir.

Bir insanın hatta bir canlının yaşamını kurtarmak, kahramanlıkla eşdeğerdir.

Ve her yıl, gazeteler, çeşitli kurumlar, bu kahramanları ödüllendirir...

İsimlerini bile bilmiyorum ama geçtiğimiz gün Alayköy'de bir aileye yardımcı olan ve 1,5 yaşındaki bebeğin yaşamının kurtulmasını sağlayan polis memurları, bence kahramandır.

Onurlandırılmaları, ödüllendirilmeleri, örnek gösterilmeleri gerekir.

Bunun için belki bizim kendi kurumumuz bile bir şeyler yapabilir.

Her hafta Kemaler Spor Mağazaları ile birlikte "haftanın futbolcusunu" seçiyoruz; sezon sonu ciddi bir ödülle, yılın futbolcusunu da aynı kurumla birlikte belirliyoruz.

Neden yaşam kurtaran, yaşam kurtarmak için üstün çaba gösteren ve hatta yaşamını tehlikeye sokanlarımıza aynı şeyi yapmayalım...

Mesela bir keresinde, bir köy imamı ve arkadaşlarını yangın söndürürken görüntülemiştim...

Yine bir iş adamı, fabrikasını kapatmış, işçileri otobüse koymuş, aynı yangına taşımıştı...

Neyse!

Alayköy'de bir bebeğin boğazına havuç parçası kaçtı. Ciğere yapıştı. Çocuk gitti gidiyor... Polisler araca koydu. Ambulans çağrıldı ama işin aciliyeti ortadaydı. Ambulans beklenmedi. Yola çıkıldı. Yolda ambulansa teslim edildi bebek. Ve yaşamı kurtuldu.

Çabuk davranan o polisler, her türlü ödüle layıktır...

Sağlık Bakanlığı, Polis, GKK, Orman Dairesi oturur; bir komite kurar...

Her yıl bu komite toplanır... Acil durumlara müdahalelerde bazı olağanüstü durumlar saptanır... O olağanüstü durumlarda, hayatını da riske atıp, insan, hayvan ve ağaç korumayı başaranlar ödüllendirilir.

Neden olmasın ki?

1,5 yaşındaki bebeğin yaşamını kurtaran polislere, ambulans ekibine ve doktorlarımıza teşekkür ediyorum...

Moral verdiler...

Sağ olsunlar...

CTP ile ilgili çoktandır yazmamıştım!

Bireysel değil, toplumsal çıkardı önemli olan...

Öyle öğrenmiştik...

Öyle eğitilmiştik ya da...

CTP'li olmakla gurur duyuyorduk...

CTP'liler iş bulamıyordu, dışlanıyordu, "haindi" mesela...

Ama o eski CTP ruhu, partisine, parti liderliğine, parti kadrolarına bağlıydı; partililer birbirinin yoldaşı, kardeşiydi...

Öyle isimler geliyor ki bazen aklıma, gözyaşlarımı hiç tutamıyorum...

Kimisi köyden abimdi; kimisi okuldan öğretmenimdi...

Ne kredi, ne terfi vardı akıllarında.

Ne kişisel çıkar, ne çocukların gelinlerin damatların işe alınması...

Ne de rüşvet!

Amaaaaan en kötüsü buydu!

Derken, CTP "iktidara" ortak edilmişti...

Özker Hoca, bu "sahte iktidar ortaklığının", belirli sınırlar içinde yerine getirilebilecek, icazete tam bağlı, "göstermelik bir iktidar ortaklığı "olduğunu, iki kelime ile açıklamıştı; "davul - tokmak"...

Tokmak elinde olmadıktan sonra, davula ne gerek vardı ki!

Neyse; nice CTP'liler tanıdık, oturdukları makamları, oturtuldukları koltukları, kişisel amaçları için kullandılar...

Moralı Mercan kardeşim; “Öğretmenler öğrencileri, doktorlar hastaları müşteri görmeye başladığı gün bu toplum bozuldu" diyor...

Aslında CTP toplumsal çıkarları terk edip, kişisel çıkarlara adam ve kadın yetiştirmeye başladığı gün bozuldu!

Kim ne isterse söylesin; Kıbrıs Türk toplumuna en büyük kötülüğü CTP yaptı.

"Şunu yaptık, bunu yaptık, şunu değiştirdik, bunu değiştirdik" denilebilecek elbette çok ciddi "başarı" göstergeleri de vardır.

Ama önemli olan bu toplumun CTP'yi "kişisel çıkar peşindeki insanların partisi" sınıfına koymasıydı...

CTP, çok ciddi bir hayal kırıklığıydı ve bu partili birçok ileri gelenin ani ve seri zenginleşmesi, kompradorlaşması, sınıf değiştirmesi ve değiştiği sınıfın çıkarlarının sözcülüğüne soyunması; evet, doktorların hastaları, öğretmenlerin de öğrencileri "müşteri" görmesi gibi bir şeydi...

Tufan Erhürman ve arkadaşlarına ya da partinin yeni yönetim kadrolarına işte bu noktada çok ciddi görev düşüyor.

Bu görevlerden biri; "parti fabrika ayarlarına geri döndü" yü ispat etmektir...

Çok zor bir görevdir.

Bu görev başarılmazsa, tünelin ucunda ışık hiç bir zaman görülemeyecektir...

Hikayeden çıkarılacak ders!

Bir gün öğretmen öğrencilerine ödev vermiş... "Bir hikaye anlatacaksınız ve sonuçta da o hikayeden çıkarılacak dersi, ya da ana fikri açıklayacaksınız" demiş...

Ertesi gün, ilk olarak Ayşe söz almış ve hem arkadaşlarına hem öğretmene şunları söylemiş:

"Babamın bir çiftliği var. Her pazar günü yumurtaları toplar, markete götürür satarız. Bir pazar günü, babam yoldaki bir tümseği fark etmedi, araba havaya sıçradı, tüm yumurtalar aynı sepetteydi, o sepet düştü, yumurtaların tümü döküldü ve kırıldı."

Öğretmen, "peki bu hikayeden çıkarılacak ders nedir?"

Ayşe, " Tüm yumurtaları aynı sepette hatta aynı araçta taşımayın" dedi...

Sonra Ahmet söz aldı...

"... Benim dedem, askerdi. 1974 Harekatı'na katıldı... Hava indirme tugayında görevliydi paraşütle atladı ve ne yazık ki bir Rum köyünün içine düştü. Yanında silahı ve kasaturası vardı... Bir anda etrafını 100 Rum sardı... Dedem, bir kapıya tekme attı, içeri girdi... Çok susamıştı. Buzdolabını açtı... 12 şişe bira gördü... O kadar susamıştı ki, bir yandan saklanırken, öte yandan biraları içti... Derken, silahını kaptı, sokağa fırladı. 70 Rum'u silahıyla öldürdü. 20 tanesinin boğazını kasatura ile kesti. 5 tanesini elleriyle boğdu, geriye kalan 5 tanesini de kovaladı, kaçırdı..."

Öğretmen bu hikayeyi beğenmedi. Yutkundu. "Tamam da bundan ne tür bir ders çıkarıyoruz oğlum?" diye sordu...

Ahmet yanıtladı: Dedem içkiliyken kimse onunla uğraşmamalı, yanına bile gitmemeli...


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 13 8 1 4 6 25
2 YENİCAMİ AK 13 7 3 3 12 24
3 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 13 6 6 1 10 24
4 GAÜ ÇETİNKAYA TSK 13 8 0 5 6 24
5 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 13 7 3 3 5 24
6 BİNATLI YSK 12 6 4 2 9 22
7 BAF ÜLKÜ YURDU 13 5 3 5 11 18
8 TÜRK OCAĞI LİMASOL 12 5 1 6 2 16
9 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 13 3 7 3 -1 16
10 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 13 4 4 5 -2 16
11 LEFKE TSK 13 4 2 7 -5 14
12 GENÇLİK GÜCÜ TSK 13 4 2 7 -12 14
13 CİHANGİR GSK 13 3 4 6 -9 13
14 YALOVA SK 13 3 3 7 -5 12
15 YENİ BOĞAZİÇİ DSK 13 2 5 6 -9 11
16 OZANKÖY SK 13 2 4 7 -18 10

BURÇLAR

(21 Mart - 20 Nisan)

Koç Burcunun 18.12.2017 Günlük Yorumu

(21 Nisan - 21 Mayıs)

Boğa Burcunun 18.12.2017 Günlük Yorumu

(22 Mayıs - 22 Haziran)

İkizler Burcunun 18.12.2017 Günlük Yorumu

(23 Haziran - 22 Temmuz)

Yengeç Burcunun 18.12.2017 Günlük Yorumu

(23 Temmuz - 22 Ağustos)

Aslan Burcunun 18.12.2017 Günlük Yorumu

(23 Ağustos - 22 Eylül)

Başak Burcunun 18.12.2017 Günlük Yorumu

(23 Eylül - 22 Ekim)

Terazi Burcunun 18.12.2017 Günlük Yorumu

(23 Ekim - 21 Kasım)

Akrep Burcunun 18.12.2017 Günlük Yorumu

(22 Kasım - 21 Aralık)

Yay Burcunun 18.12.2017 Günlük Yorumu

(22 Aralık - 21 Ocak)

Oğlak Burcunun 18.12.2017 Günlük Yorumu

(22 Ocak - 19 Şubat)

Kova Burcunun 18.12.2017 Günlük Yorumu

(20 Şubat - 20 Mart)

Balık Burcunun 18.12.2017 Günlük Yorumu

yukarı çık
Skull King Popup