Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

08.09.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

"Çocuklarımızın yüzüne nasıl bakacağız?

İngiltere'nin eski dışişleri bakanlarından ve Muhafazakar Parti'nin de eski liderlerinden William Hague, The Daily Telegraph gazetesinde düzenli yorumlar yazar...

Anladığım kadarıyla ve zaman bulduğumda bazı yazılarını okurum.

Çevreyle, hayvanlarla, doğayla ilgili ilginç yazıları ve görüşleri var.

Ve yine çok ilginçtir; yazılarında, kendi partisini eleştirir, manifestoyu hatırlatır ve "manifestomuzda şu da vardı, bu da vardı" diye uyarılarda bulunur...

Kısacası, bizde olmayan bir şey!

Düşünün, bizde UBP'li bir vekil, hükümeti eleştirse ya da uyarsa ne olur?

Hayatı boyunca bir daha seçim kazanmaz. Çünkü listeye sokulmaz. Ya da hayatı boyunca bakanlık koltuğu görmez... Haliyle de demokrasi, bizimki gibi sahte ve doğulu yönetimlerde, "ısgarta" sınıfının ötesine zor geçer...

Neyse, kişisel olarak da tanıştığım (övünmek gibi olmasın, bir kaç kez elini sıkmışlığım var yani), son derece nazik ve kibar bir insan olan Hague son yazılarından birinde, "fillerden" bahsetti...

Ve dedi ki; "... Brexit planları, gelecekteki göçmenlik uygulamaları, nükleer güç gibi çok sayıda işimiz var ama unutmayalım ki hükümetin manifestosunda, Muhafazakar Parti'nin hiç unutmama sözü verdiği bir şey daha var"...

Hague, bu şeyin de "fil dişi ticaretinin tamamen yasaklanması için baskı uygulamak" olduğunu ekledi.

Çok da çarpıcı bilgiler verdi...

Mesela, sadece son 7 yılda, dişleri çok değerli olan fillerin nüfusu yüzde 30 azaldı... Yani buna göre, yılda en az 20 bin fil katledildi.

Çin'i, Vietnam'ı suçladı... Yasadışı ve "corrupt" suç çetelerinin bu işin içinde olduğunu dile getirdi.

Hague, fillerin katledilmesinin bir utanç olduğunu ama bunun da ötesinde ekosistemin çok olumsuz etkilendiğini ekledi... Fillerin, ekosistemde denge unsuru olduklarına parmak bastı.

Hague ve bazı duyarlı insanlar, fillerin sırf dişleri için öldürülmelerine, güçlü aile bağları olan bu hayvanların yavrularının kimsesiz kalmasına tahammülleri yok...

Ve bunun için de hükümetin çok etkili baskı yapmasını istiyorlar...

Haksız mılar?

Değiller...

Hague yazısının başlığında da içinde de şu soruyu soruyor:

"... Dünya'da fillerin katledilmelerine izin verirsek, çocuklarımızın yüzüne nasıl bakacağız?"

-*-*-

Şimdi, buradan hareketle, bazı konulara, bizim ülkemizde de benzer duyarlılığın gösterilmesi gerektiğine vurgu yapmak istiyorum.

Hague'nin sorduğu sorudan yola çıkarak, bazı değerlerimizi korumak adına, mesajlar vermek amacındayım...

Başlıyorum:

"... Beşparmak Dağları'nın oyulmasına izin verirsek, çocuklarımızın yüzüne nasıl bakacağız?"

"... Önce kartallarımız, akbabalarımız ve sonra şahinlerimiz yok oldu... Keklik ve tavşanlar tükendi. Ülkede serçe kalmadı. Denizkestanesi kalmadı, denizyıldızı da kalmadı... Kimse kılını kıpırdatmıyor; çocuklarımızın yüzüne nasıl bakacağız?"

"... Yeraltı sularını çok hor kullandık, her eve havuz yaptık, salma sulamayla vahşice su tükettik, pınarımız kalmadı; bu konuda tedbir almadık; çocuklarımızın yüzüne nasıl bakacağız?"

"... Sabıkalısına, otel kurşunlayanlarına, hırsızına, çok özrü dilerim ama "pez....ine vatandaşlığı gollifa gibi dağıttık; binlerce Kıbrıslı çok iyi eğitimli gencimizi yabancı ülkelere kaçırttık; üstüne, "babadan oğula", "göç adaların kaderidir" ya da, "gelen da Türk giden da Türk" dedik; çocuklarımızın yüzüne nasıl bakacağız?"

"... Narenciyeyi tükettik... Üretmeyen bir toplum olduk... Devletin birçok kurumunu batırdık, sattık, rüşvet aldık, corrupt bir ülke olduk; çocuklarımızın yüzüne nasıl bakacağız?"

-*-*-

Bunlar çözüme neden karşı?

Yazının sonunu da fillerden devam edip, bu soruya yanıt arayarak getirmek istedim.

Fildişi ticareti, suç çetelerinin ilgi odağında... Neden?

Çünkü hem çok pahalı bir şey hem de içinde uyuşturucu kaçırmak çok kolay!

Anladınız mı?

Peki bizimkiler neden çözüm istemiyor?

Neden yasadışı fildişi ticareti gibi, yasa dışı bir toprak parçasında yaşamayı, yasal bir vatanda yaşamaya tercih ediyorlar?

Çünkü kazanç yüksek!

Bilmem anlatabildim mi?

"Yani, biz Kıbrıs sorununu çözemezsek, bu sahte düzenin, bu corrupt sistemin devamına izin verirsek, çocuklarımızın yüzüne nasıl bakacağız?"

Kıbrıs sorunu ne zaman başladı?

Kıbrıs sorunu ne zaman başladı?

Meseleye ne zamandan baktığınıza bağlı!

1821'deki Yunanistan - Mora İsyanı ile başladığını dahi söylemek mümkün!

1878'de başladığını söylemek de olası... Veya 1914'te... 1923'te... 1931'de... 1955'te...

1878'de Osmanlı, Ada'yı İngiliz'e kiraladı... Rumların "Enosis iştahı" daha çok açığa çıktı...

1914'te İngiliz Ada'yı "işgal ettiğini" duyurdu... İştah kabardı...

1923'te Lozan'da "teslim edildik"... E yani inkara gerek yok... Mustafa Kemal yönetimi bizi "resmen devretti"; haliyle iştah zirve yaptı... O iştah 1931'de bir isyan gerçekleştirdi. Derken 1955'te resmen ideoloji halinde gün yüzüne çıktı. EOKA kuruldu...

Veya 1960, 1963 falan...

Ama müzakereler, yani sorunu çözme amaçlı konuşmalar 1968'de ilk kez yaşandı.

Şimdi Rumlara sorarsanız, "Kıbrıs sorunu 1974'te başladı" diyen çok sayıda kişi çıkar karşınıza...

Neden?

Çünkü onlar için öncesinde bir sorun yoktu...

"topraklarımız işgal edildikten sonra bu sorun başladı" demeleri mantıksız değildir. Haaa bize göre mi?

E bize göre kesinlikle bu sorunun başlama tarihi 21 Aralık 1963 de olabilir, yukarıda yazdığımız tarihlerin tümü de!

Mesele, hangi açıdan baktığınız meselesidir.

Filistin - İsrail sorunu da benzerlikler içerir...

Önümüzdeki yıl, yani 2017'de İsrail - Filistin sorununun başlangıcının 50'nci yılı... Benle yaşıt bir sorun...

1967'de, İsrail'in Filistin topraklarını işgalinin başladığı yıl...

Filistin'e göre resmi başlangıç, "işgal"le bağlantılı...

Sahi, ne o sorun, ne de bizimkisi bitirilebildi...

İki sorun da aynı bölgede... Ciddi benzerlikler var, ciddi farklılıklar da... Ama sonuçta 1967 - 1968'den alırsak, ikisi de savaşlarla, kanla, kavgayla yarım asırdır sürüyor...

Bitse daha iyi olmaz mı?

Bizimkisinde "bitebilir" işaretleri çok... Ötekinde pek yok... Ama ne güzel olurdu ikisi de olmasa... Hiç olmasa!

Göçmenler Kıbrıs yollarında!

Sanırım Suriyeli göçmenlerin yeni güzergahı, Kıbrıs!

Onlara yardımcı olmak en birincil görevlerimiz arasında olmalı...

Faşist Avrupalılar gibi olmayalım.

Çocuklara yüreğim dayanmıyor...

Büyük bir dram, büyük bir insanlık utancı aslında...

UNICEF geçtiğimiz gün göçmen çocuklarla ilgili yıllık raporunu yayınladı.

Bazı rakamları sizler için derledim...

Dünya'da her 200 çocuktan biri göçmen...

Dünya'da, doğduğu ülkeden başka bir ülkede yaşam süren her 3 çocuktan biri göçmen...

2015'te göçmen çocukların sayısı, 2005'teki göçmen çocukların iki katı...

Her 8 göçmenden biri çocuk.

Dünya'da şu anda göçe zorlanmış 28 milyon çocuk yaşıyor.

Afrikalı her 3 göçmenden biri çocuk.

Dünya'daki göçmen çocukların yüzde 21'ine denk gelen 6,3 milyon göçmen çocuk, Meksika, Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşıyor.

Suriye, Afganistan ve Irak'tan kaçıp Avrupa'ya giden her 10 çocuktan yedisi geçtiğimiz yıl sığınma talep etti.

Dünya'da 2015 yılında 244 milyon insan, doğduğu yerden başka bir yerde yaşam sürüyordu. Yani göçmendi.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.