KıbrısFm
Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

05.12.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Çözüm iyi bir şeydir

Şu bir gerçektir...

Çözüm istememenin iki sebebi vardır:

Birincisi milliyetçilik.

İkincisi çıkarcılık.

Lütfen inkar etmeyin.

Efendim Güzelyurt verilemez!

Neden verilemez?

Veya verilmezse ne olur?

Efendim güvenlik ve garantilerden vazgeçilemez...

Neden vazgeçilemez?

Vazgeçilmezse ne olur?

Haaaa, sadece Türk tarafı için geçerli değil bu!

Efendim dönüşümlü başkanlık olamaz!

Neden olamaz?

Olursa ne olur?

Ve sırala git...

Rumlarla birlikte yaşayamayız, Türklerle birlikte yaşayamayız!

Neden ama?

Kapı komşun Rum olursa, sabahları uyandığında bahçene ölü tavuk mu atacak?

Yoksa boğazladığı tavuğun kafasını mı fırlatacak verandanıza?

Katilin, hırsızın milliyeti de yoktur!

Yani, "komşum Fransız'dır, bunlar çok hırsızdır istemiyorum" da diyemezsiniz!

Şu hayali bir kurun...

Çözüm oldu...

Evet, Maraş'ı, Omorfo'yu iade ettik... Veya Maraş'ı toptan verdik, Omorfo da "Rum devletçiğin idaresinde" kalacak ama yerleşeni de yerleşiği de üniversitesi de yerinden kımıldamayacak!

Ya da ne bileyim mal sahipleri bire birey anlaşacak!

Ya da ne bileyim 15 bin Omorfolu'ya yeni konutlar yapılacak falan...

Dünya'nın sonu mu?

Şu hayali kurun...

Larnaka, Baf, Ercan ve Geçitkale...

4 tane havaalanı... Gökyüzünde uçak trafiği!

Tek derdimiz hava kirliliği!

Ayia Napa, Girne, Baf, Mağusa, Bafra, Prodaras...

Gerçek turistler.

"Elle tutulan turist"...

Oteller full.

İşsiz yok...

Yerinde ihracata patatesi narenciyeyi yetiştiremiyoruz!

Gazetelerde haberler; otellerin ihtiyacı olan patates ve narenciye tükendi!

O derece yani!

İçme suyu artar, yeni taze meyve suları piyasaya sürülür!

Narcılık gelişir...

Ücretler yükselir...

Dış yatırımlar artar!

Apoel, cumartesi Omonia'yı 4-1 yenmiş...

Tıpkı Fenerbahçe - Beşiktaş heyecanı kadar heyecan!

Kötü bir şey mi?

Ama bizim, Apoel ile Omonia arasındaki ezeli kavgadan ve cumartesi akşamki maçtan haberdar olma oranımız yüzde bir bile değilken, Beşiktaş - Fenerbahçe heyecanımız yüzde 100'lerde ahkam kesmekte!

Çözüm iyi bir şeydir!

Çok iyi bir şey!

Milliyetçilik ve çıkarcılık mı?

Saygım yok ama onlar var... Sonucu birlikte izliyoruz!

"Yetti bunca yıllık düşmanlık, hepimiz kardeşiz" diyebilmek gerçekten çok mu zor?

Bir gazetemizde dün sabah, DP'li bir vekilin, UBP'li bir bakanın istifa etmesi gerektiği yönündeki sözlerini okudum...

"Ben, falancanın yerinde olsam istifa ederdim" diyor...

Üstelik "özür de dilerdim" falan gibi ifadeler var...

Umarım gazete yanlış yazmıştır, umarım dil sürçmesidir.

Kimin, bunları kime dediği önemli değil.

Evet, istifa, demokratik hukuk devletlerinde bir erdemdir...

Siyasi kişi, bir hatayı, üstelik de ölümle sonuçlanan bir meseleyi değerlendirir, özür diler ve istifa eder...

Ancak, söz konusu olan devlet KKTC ise iki kez düşünülmelidir. KKTC, demokratik hukuk devleti değildir... Öylesine, çullisine bir yönetimdir...

Bir kere, DP'li ilgili vekil, daha önce "istifa edeceğim, bırakacağım" dediği milletvekilliğinden şu ya da bu nedenle vazgeçmemiştir... Hâlâ vekildir...

Aynı DP'li vekil, benzer durumlarda, kendi partisinden her hangi bir kişiye, aynı çağrıyı yapmamıştır...

Çelişki durumu yani...

Ancak bunun da ötesinde, "evet, sorumlu olan hükümettir, istifa etmelidir" mantığı düz bakışla doğrudur da, mevcut sistemde, bu istifa neyi değiştirir ki?

Kazaya sebebiyet veren "bayındırlık ve ulaştırma "ile ilgili hatalı - bozuk yoldur da ilgili bakanlığa son altı yıl içerisinde, dört ayrı kişi, beş farklı kez oturmuştur! Beş kez hükümet değişmiştir... Farklı hükümet kombinasyonları oluşmuş, üç farklı parti iktidara gelmiştir.

Mesele sistemdir.

İstifaya gerek yok.

Başbakan çıkar ve "evet, bu devleti 'bursa osmaniye katardan' yönettik yıllardır, sürenin sonuna kadar görevdeyiz, bizi izleyin" falan der.

Alacağı ekonomik tedbirleri alır... Vereceği kararları da verir...

Ama, milliyetçi - çıkarcı çözüm düşmanlığından da vazgeçer.

Bunca yıllık başarısızlığın en büyük sebebinin, Dünya’dan kopuk hukuksuz bir sistem olduğunu, temelsiz bir yapı olduğunu kabullenir.

Bilmem anlatabildim mi?

Mesele, filanca - falanca bakan veya CTP - UBP - DP değildir.

Mesele, sistemdir.

Bu sistem çökmüştür.

Her açıdan çökmüştür.

Siyasi çözüm, ilk adım olmalıdır. Referandumda yüzde 60 - 70 değil, yüzde 100 evet çıkması için bizzat hükümet kampanya başlatmalıdır.

"Artık, AB üyesi, bağımsız bir federal devletin parçasıyız, çağdaş ve adil bir sisteme merhaba; haydi çözüme" diyecek olan Hüseyin Özgürgün'ü sadece bu halk, değil, Rum halkı da omzunda taşımaz mı?

"Yetti bunca yıllık düşmanlık, hepimiz kardeşiz" diyebilmek gerçekten çok mu zor?

Yoksa ben mi acayipim?

İyi olmayabilirim ama başkayım!

Zaman zaman, bazı önemli kişilerin Dünya'ya bıraktığı çok değerli ve çok anlamlı sözleri bulup okumaktan büyük keyif alırım...

Mesela Jean Jaques Rousseau'nun şu sözünü son günlerde çok beğeniyorum:

"Sadece ben. Kalbimi duyuyor ve insanları tanıyorum. Gördüklerimden hiçbiri gibi yaratılmamışım; yaşayanlardan hiçbiri gibi yaratılmış olmadığıma inanmak cüretini gösteriyorum. Öteki insanlardan daha iyi değilsem bile, hiç olmazsa başkayım."

-*-*-

İnsanların sizden çok farklı olması, doğanın en basit kuralları arasındadır... Ne olur saygı gösterin...

Dileyen herkes, başkalarının yaşantısına zarar veya rahatsızlık vermeden, dilediği gibi yaşayabilmeli...

Şart midur?

Temel ile Dursun karşılaşırlar...
   Temel Dursun'un kulağına eğilerek;
   -Ula Dursun pen ne yaptim bugün biliyur musun, da?
   -Ne yaptin, da?
   -Ula Dursun, pen politikaya cirdum, da..
   -Ula Temel sen deli misun?
   -Şart midur daaa?

Yüzde 3 kesintili bir Serdar Denktaş fıkrası!

Toplu sözleşme pazarlığından yeni çıkan sendika başkanı, sokakta toplanmış üyelere ateşli bir söylev çekmektedir:
   - "Yoldaşlar! Serdar Denktaş'la yeni bir sözleşme yaptık. Bundan böyle haftanın dört günü daha çalışmayacağız!" Kalabalık,
   - "Yaşasın!" diye bağırır.
   - "Çalışma saatimiz birde değil, 12'de bitecektiiirrr!"
   - "Yaşaaaaaa!!"
   - "Çalışmaya dokuzda değil, onda başlayacağııızzz!"
   - "Helaaallll!!"
   - "Maaşlarımız yüzde 150 artacaktııırrr!"
   - "Vaaaaaauuuuuvvvv!!"
   - "Yalnızca çarşambaları çalışacağıııız!"
   Bu sözün ardından derin bir sessizlik olur. Derken arkalardan "Kıbrıslıca" bir ses duyulur:
   - "Her çarşamba mı?"

(Hiç memnun değilik...)

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

  • Öz
    05.12.2016

    Diyelim ki, Maraş'ı da Güzelyurt'u da verdik. %7 toprak da. Garantiler de kalktı. Rumların çoğu Türkleri eşit vatandaş olarak görebilecek mi? Türkiye'nin yardımları olmadan, emeklilerimizin, yaşlı ve engellilerimizin maaşlarını ödeyebilecek miyiz? Doktor, mühendis ve avukatlarımızın diplomaları geçerli olabilecek mi? Üniversitelerimiz akredite olabilecek mi? Hastane ve okullarımız günün şartlarına uyabilecek mi? Türkiye'den gelen olmayınca işçi bulabilecek miyiz? Modern oteller açabilecek miyiz? En önemlisi 50 milyonluk ihracatı, 1 milyar ithalat seviyesine çekebilecek miyiz? Yollar limanlar yapabilecek miyiz? Yoksa AB pasaportu alan kapağı yurt dışına mı atacak?

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.