Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

24.01.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Çözüm olmadı farz edelim...

Çözüm olmazsa ne olur?

Bu konuda hiç bir yorum yapmayacağıma dair kendi kendime vermiş olduğum sözü tutmuyorum...

Günahı benim boynuma!

İlla ki herkes verdiği her sözü tutmak zorunda mı?

Yani verdiğimiz her sözü tutacak olsaydık, KKTC'de siyasetçi olurduk!

Bakın, her verdikleri sözü tutuyorlar!

Bir tek, "Atatürkçülük" hariç!

Biliyor musunuz; KKTC'de, Atatürk'ün adını ağzından düşürmeyen siyasetçi kesimi, son yıllarda hiç oralarda dolaşmıyor... Eminim siz de farkındasınız!

Yani?

Demek istediğim, Türkiye'deki siyasi yapıya mutlak uyum sergiliyorlar...

Peki içten mi geliyor bu davranışları?

Elbette hayır!

İlla ki Atatürkçü olduklarından da değil!

O da, o dönemdeki askeri egemen yapıya bağlılıktan kaynaklanan bir şovdu... Sorsalar, Atatürk'le ilgili bir kaç soru; işte Selanik'te doğdu, kargaları kovaladı, sonra Çanakkale, Samsun... Derken Ankara, Sakarya, Büyük Taarruz, İzmir ve bir de "harf devrimi" diyecekler, meseleyi kapatacaklardı.

Orta okulda ne okutulmuşsa...

Ama şimdi onlardan da bahsedemiyorlar!

KKTC'de siyaset, 15 Temmuz'da bile "fermadaydı"...

Şinyadan ne çıkacağını bekledi!

Tatilden döndü... 2 ay sonra KKTC Meclisi, 15 Temmuz'u kınayan karar aldı...

15 Temmuz'da kalkışmacılar başarılı olsaydı; bizim Meclis, bila istisna darbe yanlısıydı... CTP'liler de mi?

Ha ha ha ha... 15 puanlık uzman sorusu!

Evet, CTP'liler de TDP'liler de...

Ayağa kalkarken, UBP ve DP'lilerin tazı çevikliğine karşılık, sıcaktan tayfalmış yaşlı gergedanlar gibi yavaş yavaş kalkacaklardı ama sadece ellerini kaldırmayacaklar, vücutları da iki ayak üstünde hafifi eğilmiş de olsa, havada olacaktı!

Bakınız, 15 Kasım 1983 fotoğrafları...

Peki çözümle bu durumun ne alakası var?

Efendim, Kıbrıs sorunu çözülmeli...

Bunun ekonomik veya barışla alakalı yanı bir yana; Avrupalı olmakla da alakası var...

Yani "Türkiye' siz Avrupalı Kıbrıslı Türkler Projesi" mi?

Evet, öyle de düşünebilirsiniz...

Türkiye'de öyle düşünülmeyebilir ama bence Kıbrıs sorunu çözülürse, Türkiye'nin de Avrupa yolundaki çok büyük bir taş ortadan kalkmış olur...

Ancak bu konu bir yana; ben siyasilerimizle başlamak istiyorum; eğer sorun çözülmezse; iki yıl içinde gidecek meyhaneniz kalmaz...

Amerika'da Long Island meselesine döneriz...

Alkol yasaklanmış bir zamanlar... Ahali de Long Island Ice Tea'yi icat etmiş... En sert kokteyllerden biri...

Tekila, vodka, rum, triple sec ve gin... Azacık da kola ve buz...

Ne mi demeye çalışıyorum?

Vallahi anlayan anladı!

İçmeyi, meyhaneyi çok seven bakanlarımız, vekillerimiz düşünsün!

Gizlice içecekler!

İnce belli çay bardağında gonyak!

Aman kokusu çıkmasın!

Bir da gaşıcık koyun içerisine; çay içtiğiniz sanılsın!

Arada karıştırmayı da unutmayın!

Çözüm olmazsa ne mi olur?

"Kıbrıslı Türk" denen, nevi şahsına münhasır tip ortadan kalkar be canım!

Bunun Türkiye düşmanlığı olduğu bunalımlı saptamasına kimse kalkışmasın!

Bilmem anlatabildim mi?

***

Bozuk yollar, hava kirliliği, küresel ısınma derken Kıbrıs haritası!

 

Biz yollarımızdaki çukurları, bozuklukları sadece "kalitesiz yönetim, beceriksiz siyaset" açısından değerlendirip, otomobillerimize verdiği mekanik arızayla tartışıyoruz...

Her çukura düşüşü, bir tekerlektir... Bir sustadır... Bir dümen aksamıdır...

Ve gerçekten, bir kaç ay önce aldığım ikinci el arabamdan gelen tıkırtılar, ne yazık ki iki ayda takırtıya dönüşmüştür...

Gel de seyrüsefer çıkar falan dermişim!

Neyse!

Dünya, daha doğrusu medeni ülkeler, yollardaki çukurları veya hız kesen yükselticikleri, çevre kirliliği, hava kirliliği, küresel ısınma açısından da değerlendiriyor.

Ara sokaklarda her yol bozukluğu veya her sürat kesme yükselticine yanaşan bir sürücü, aracının hızını kesiyor... Bu hız kesmede manual arabada sürücü vites düşüyor; otomatik arabada vites kendiliğinden düşüyor... Her vites düşme, hava kirliliği demek... Araçtan daha çok duman ve sıcaklık çıkması demek...

Bu açından hiç bakmıyoruz...

Bir de, hava kirliliği, aşırı süratli araçlardan daha çok yayılıyor... Bir araç, çok süratli gittiği zaman, daha çok gaz, daha çok kirlilik ve daha çok sıcaklık yayıyor...

Peki ne yapıyor medeni ülkeler?

Sürat sınırını, otoyollarda bile saatte 60 kilometreye getirmeyi planlıyor...

Biz mi?

Boşveriiinnnnn...

Biz işimize bakalım!

Neymiş?

Bu Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı bizi satmış efendim...

UBP'si, DP'si, YDP'si hatta HP'si hep öyle diyor da!

Neden satmış?

Çünkü harita vermiş!

Türkiye'den habersiz mi vermiş?

Yoksa, Türkiye'deki mevcut iktidara, özellikle de Cumhurbaşkanı'na "gık" deme cesareti olmayanlar, gofdorozluklarını Akıncı üzerinden mi tatmin ediyorlar?

TBMM'ye sahte harita gönderenleri, "sıkıysa", Erdoğan ile münakaşaya davet ediyorum!

Hodri Tayyip!

Hodri Binali!

Yemeeezzzz!

"Sizi gidi Fetö'cüler" dendi mi, hapse bile girersiniz!

Korkun, korkun!

Bence çok korkun!

***

Deşifre edilmeli, vatandaş bilmeli!

Çok ünlü bir markayı düşünün... Elbise markası...

İngiliz medyası, bu markaya elbise üreten fabrikada eğer çocuklar çalıştırılıyorsa, yasadışı işçi kullanılıyorsa, kaçak göçmen eziliyorsa veya işçiler yasal bile olsa, eğer asgari ücretin altında ücret politikası uyguluyorsa, o markayı anında deşifre eder... Ve vatandaşlara, "sakın satın almayın" mesajı verir.

İnsan sömürmek o kadar kolay olmamalıdır.

Dünkü birçok İngiliz gazetesi, River Island ve New Look adlı markalar için kıyafet dikilen fabrikalarda çalışanlara saatte sadece 3 Sterlin ödendiği haberleri vardı...

Channel 4 Tv kanalında yayınlanan Dispatches adlı programın muhabirleri, gizli olarak bu gerçeği ortaya çıkarmış...

Gazeteler isim vererek yayınladı.

Markalar utansın... Vatandaş da uyarılsın...

Utanılacak bir şey yapanlar; mutlaka deşifre edilmeli...

Efendim, bunun yasal bir sonucu yok mu?

Elbette ilgili markalar her türlü yasal hakkını kullanabilir...

Ama mahkemeye gidip ne diyecekler?

"Biz çalışanları sömürmedik" diyemezler ki!

Saatte 3 Sterlin ödedikleri belgelenmiş!

En az 7,20 Sterlin ödemeleri gerektiğini de belirtelim bu arada...

***

Bir erkeğe ne zaman hiç güvenilmez?

Vikipedi diyor ki, Shirley MacLaine, 24 Nisan 1934 doğumlu Akademi ödüllü Amerikan kadın oyuncu. Sinema oyuncusu Warren Beatty'nin kardeşidir...

MacLaine de nereden çıktı...

Efendim, internette, sarf ettiği çok önemli bir söz buldum... O yüzden, bu ünlü kadından bahsetme gereği belirdi...

MacLaine diyor ki; Bir erkeğe, aşık olduğunda, sarhoş olduğunda ve seçime girdiğinde asla güvenmeyeceksiniz...

Aşk ve alkol kısmına katılmıyorum ama "siyasete bulaşan ve hep kazanmak için uğraşan erkeklere asla güvenmeyin" görüşüne katılıyorum...

***

Olimpiyat şampiyonu güzel...

Adı Sam Quek... İngiliz televizyonlarında yayınlanan "I'm A Celebrity... Get Me Out Of Here" adlı yarışma programının yıldızlarındandı... Aynı zamanda, Olimpiyat Şampiyonu İngiliz Kadın Hockey Takımı'nın da yıldızlarından biriydi... 28 yaşında...

Şimdi, Stella McCartney ve Adidas gibi ünlü modacıların ve markaların da yıldızı oldu... Çok güzel kadın...

 

 

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.