Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

15.11.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

CTP’de fabrika ayarları

Tufan Erhürman, sadece partisi için değil, ülke için bir değerdir.

Bunu daha önce de yazıp söylediğimden eminim.

CTP’nin fabrika ayarlarına döneceğini söylemesi de, eminim bu partiyi geçmişte “canı kadar seven” ler için çok değerli bir mesajdır.

CTP’nin pazar günkü kurultayına katılımın coşkusuz olması “hoş” değildir ve kesinlikle “oy kaybı” mesajı içerdiği de açıktır.

Ancak, bu partinin fabrika ayarlarındaki “pozisyonu”, aşırı yüklenmiş, oyunlarla, programlarla, app’slarla dolu son halinden çok daha sağlamdır, sağlıklıdır, iyidir, pozitiftir.

Daha doğru bir ifadeyle söyleyecek olursak, yüzde 15’lik fabrika ayarlarında bir CTP, yüzde 42’lik “bulaşık güçler” katkılı yüksek noktadaki halinden çok daha sağlamdır, çok daha toplumsal fayda içermektedir.

Demokratik ve daha sağlıklı bir parti açısından, eski isimlerin büyük ölçüde temizlenmiş olması da ciddi fayda içermektedir.

Bana göre şimdi yapılması gereken, pazar günü “evlerine gönderilen” kadronun yarattığı “UBP’nin tıpkısının aynısı – kişisel çıkar partisi” görüntüsünden derhal uzaklaşmak.

Hatta gerekirse, kişisel kavgalarla ilgili olarak ciddi ve sonuca ulaşıcı soruşturmalar açmak.

Kişisel hırs ve çıkarları uğruna, ülkenin en eski siyasi hareketine mensup onurlu bir siyasi partiyi, yerle bir edenleri tek tek yargılamak...

Partiye, devrimci ruhu geri kazandırmak.

Kişisel çıkara alıştırılanlara yeni aşılar yapıp, toplumsal çıkarın bu partinin kavgası olduğunu hatırlatmak.

Derviş Ali Kavazoğlu’nu, Ahmet Sadi Erkurt’u yeni nesle iyice öğretmek.

Kıbrıs milliyetçiliği, Kıbrıslı Türk milliyetçiliği veya her ne olursa olsun, nasıl olursa olsun, “milliyetçiliğin”, doğru bir ideoloji olmadığını iyice öğretmek.

İlericiliği, sınıf bilincini özümsemek. Solcu olmaktan gurur duymak. Sermaye sınıfı ile işbirliği yapılması halinde, hangi hallere düşüleceğini, partiden isimler vererek tek tek anlatmak.

Siyasette rezil olmanın, satılmanın, kişisel çıkar uğruna ideoloji satmanın ne demek olduğunu yine partiden örneklerle bir bir sıralamak.

Ve çözüme sıkı sıkı, eskisinden bile daha fazla sarılmak.

Lüks makam araçları, şoförler, korumalar, sekreterler, havalı havalı bakanlık taslamalar ve ona buna kulluk etmeler yerine, sokakta toplumla birlikte barış ateşleri yakabilmek.

CTP, son yıllarca ciddi itibar kaybetmiştir.

Sakın, itibar kaybı ile oy kaybını karıştırmayın.

Oy kaybı değildir sorun.

Sorun, yukarıda da belirttiğim gibi, bu partiyi “canı gibi” seven insanların yitirilmesidir.

İtibar kaybı da, zaten oradadır.

CTP’yi kendi içinde ve kendi dışında ülkenin en saygın partisi yapan, partiyi canı gibi sevenlerin sağlamlığıydı.

O sağlam insanlar yeniden kazanılmalı.

O sağlam insanların çocukları ve torunları bu partinin hala canlarıdır.

O canlar yuvaya döndürülmeli.

Haaaa ilk fırsatta ufak bir tören yapıp, partiyi bu duruma sokanlara plaket verilebilir.

Ama o kadar.

Vatandaş üzgünüm ama “o isimleri” artık işitmek dahi istemiyor.

CTP’yi, çıkar partisi yapıp, “UBP’den ve DP’den ne farkı var ki!” durumuna sokanların adını anmak da istemiyor!

CTP’de fabrika ayarları mı?

Bu ayarlar bellidir...

Kıbrıs halkının geleceğinin barış ve çözümle buluşturulması; bu ülkenin emekçilerine devrimci sol değerlerle sonuna kadar sahip çıkılması...

Gerisi kendiliğinden gelecektir.

Kuzey Kıbrıs’ta, UBP vardır, UBP’nin doğurduğu DP de vardır... Kopyalarına gerek yoktur...

Türkiye çözüm istiyor mu?

Türk halkına Kıbrıs sorunu sağlıklı bir şekilde izah edilmedi.

TRT’nin haber spikeri bile, “bizden Maraş’ı ve Güzelyurt’u istiyorlar” yorumunu yapabiliyor...

Kıbrıs’la ilgili doğruların anlatılmadığı, sürekli manipülatif haberlerle doldurulan Türkiyeli seçmenler, haliyle iktidarların korktuğu bir kitledir.

Ve çözüm konusunda “engel” gibi durmaktadır.

Çünkü siyasiler, sık sık o seçmeni mutlu edecek açıklamalara başvurmak zorunda kalmaktadır.

KKTC’de de buna bağlantılı siyasi tavırlar söz konusudur.

Türkiye’nin Orta Anadolu’sunda, seçimlerin kaderinin bağlı olduğu seçmenlerden ürküp, “Kıbrıs bizimdir” noktasında nutuklar sallayanlarla göbekten bağlı bizim siyasetçiler de aynı doğrultuda demeçler verebilmektedir.

Kaldı ki, durumları da iyi olduğundan, “çözüm olmasa da olur” diyebilmektedirler...

Oysa, aklı çalışan herkes, çözümün her açıdan çok önemli olduğunu bilir.

Efendim, Türkiye’de, çözümün çok kazançlı olacağını bilmiyor mu yani yönetenler?

Hayır, onlar da çok iyi biliyor ama post yere vurulmuyor!

Peki gerçekten Türkiye’nin Kıbrıs’a bakışı nedir?

Türkiye’de, geçmişte asker ağırlıklı derin devlet ile ekonomi ağırlıklı bazı hükümetler arasında zaman zaman görüş ayrılıkları yaşanıyordu.

Şimdilerde, “bir Türkiye” var.

O da, Erdoğan Türkiye’si!

Bundan koşarak ya da uçarak kaçamayız.

Eleştirmek ya da bu yanlıştır demek için yazmıyorum.

Gördüğüm budur.

İşte bu tek Türkiye, yani Erdoğan Türkiye’si, çözümün de anahtarıdır.

Kimsenin, gidip Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ikna etmesine de gerek yoktur.

Çözüm, bize göre Türkiye’nin de çıkarınadır.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Büyükelçi Hüseyin Müftüoğlu’nun geçtiğimiz günkü açıklaması nettir... 2016 yılı tamamlanmadan, kapsamlı, adil ve kalıcı bir çözüm, Türkiye’nin de arzusudur.

Erdoğan “evet” derse, Türk tarafı olası bir çözüm planına, yüzde 70’in üzerinde “evet” der diye düşünmekteyim.

Kaldı ki mevcut durum yani mesela Mustafa Akıncı’nın son açılımı, kesinlikle Erdoğan’ın bilgisi ve onayı dışında gerçekleşmiş bir açılım olamaz...

Toparlıyorum...

Nikos Anastasiadis, ikna eder mi kendi “hayırcı” larını?

Etti etti!

Etmedi!

Bilemem!

Ne yapmak lazım?

Beklemek lazım... Bir hafta daha...

Sonra, karar veririz.

Ya Cenevre ya Taksim!

Sayın Ersin Tatar’ın, geçtiğimiz gün yaptığı, “Cumhurbaşkanı Akıncı’nın masaya yüzdelik ve dolayısıyla harita koyduğu iddiaları derhal yanıtlanmalıdır” açıklaması, çok popülist bir açıklama.

Gelecek seçimde, çözüm karşıtlarının oylarını hedefleyen, bana göre içi boş ve endişe de içermeyen bir açıklama.

Neden?

Amacım, ne Sayın Mustafa Akıncı ne de heyetini küçümsemek değil. Ancak şu bir gerçektir ki, KKTC’de hiç bir güç, Türkiye’nin onayı olmaksızın, açılım yapamaz, masaya harita koyamaz, plan – proje sunamaz.

Sayın Akıncı’nın masaya koyduğu öneriler, Ankara ile istişare edilmiş, sınırları Ankara tarafından da bilinen öneri ya da açılımlardır.

Ve belli ki bu açılımlar ve öneriler, Anastasiadis tarafından kabul edilirse, çözüm planı bir kaç hafta içinde önümüzde olacaktır.

Değilse, belki; ama belki ufak tefek yine Türkiye onaylı daha ileri adımlar atılır... Ama bunun dışında müzakere yoktur.

Son dakikaları oynuyoruz.

Maçın son anlarındayız.

Türk tarafının antrenörleri oyundan ve oyun açılımından memnun ve kendilerinden emin.

Anastasiadis belli ki bu oyuna hangi oyunla yanıt vereceğini bilmiyor.

Antrenörleri ve hatta takımın azılı taraftarları ile görüşmek zorunda.

Ya maç bitecek!

Ya da iptal edilecek!

Maçın berabere ve az farklı sonuçla tamamlanması, sorun yaratmaz.

Açık farklı galibiyeti sanmıyorum!

Ama tatil olursa, kaldığı yerden başlamaz!

Sil baştan başlar ve yeni bir maç, yıllar alır diye düşünürüm.

Yani Girye Anastasiadis, ne bileyim...

Galiba sıkıştın!

Eskiden Kıbrıslı Türk milliyetçiliğinin bir sloganı vardı: Ya Taksim Ya Ölüm!

Şimdi, Anastasiadis için “Ya Cenevre, ya Taksim!”

Haaa işimize gelir mi?

Hayır, Kıbrıslı Türklerin sonu olur.

Ama görüntü, manzara böyle!!!

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.