Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

08.05.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Cumhurbaşkanı Akıncı, Türkiye’nin çıkarları için mi masada?

Zaman zaman bazı çıkışlarını eleştirsek de, “Akıncı çözümden uzaklaşıyor” veya daha doğru bir ifadeyle, “Akıncı çözüm istemiyor” demek, hep yanlıştır, hem ayıptır...

Yiğidi öldürün ama hakkını verin...

Başlıktaki sorunun yanıtı, aslında “hem evet”, “hem de hayır” şeklinde verilebilir.

Evet, görünen odur ki, Sayın Akıncı, özellikle hidrokarbon meselesinde Türkiye’nin “var olduğu iddia edilen haklarını” kesinlikle savunuyor...

Peki, Türkiye’nin hakları gerçekten “var olduğu iddia edilen haklar” mıdır, yoksa gerçekten “var” mıdır?

Güney Kıbrıs’ta İngilizce yayın yapan Cyprus Mail, bu konuda yayınladığı başyazısında, Türkiye’ye ciddi hak verdi...

Evet, bir Rum gazetesi, Türkiye’nin tavrının “provokasyon” olmadığı mesajını verdi ve bazı hatırlatmalar yaptı...

Sayın Akıncı’nın da hatırlatmaları veya masada “Türkiye’yi savunur” duruma geldiği nokta sanırım Cyprus Mail’in de hatırlattıklarıdır...

Cyprus Mail neyi ya da neleri hatırlattı?

Çok ilginçtir, 2015’te Davos Zirvesi’nde o dönemdeki TC Başbakanı Ahmet Davutoğlu ile Rum lider Nikos Anastasiadis, “gizli bir görüşme gerçekleştirmiş”...

Ve bu gizli görüşmede, Davutoğlu ile Anastasiadis, “Kıbrıs sorunu çözülmeden, hidrokarbonlarla ilgili faaliyet yapmayalım, sonra iş birliğini konuşalım” gibisinden bir uzlaşıya varmış...

Bu uzlaşıdan, o dönemdeki Amerikan yönetimi de hoşnut kalmış... Hatta ABD Başkan Yardımcısı (o dönemdeki) Joe Biden, bu tavrı nedeniyle Anastasiadis’e “bravo” demiş...

Peki şimdi ne oldu?

Şimdi, Anastasiadis’in tavrı farklı...

Sözcüsü daha fazla konuşuyor ve “bağımsız devlet Kıbrıs dilediğini yapar” mesajı vermeye çalışıyor...

Ancak dünya gerçekleri öyle değil...

Türkiye’nin, NAVTEX yayınlamakta hakkı var mı?

Türkiye’nin Rum Yönetimi’ni tehdit etme hakkı var mı?

Elbette o hakka biz karışamayız...

Ama Türkiye’nin “haklı yanı” var...

Anastasiadis ve Davutoğlu anlaşmışsa; Akıncı defalarca “hidrokarbon işinde acele etmeyin, sorun çözülsün sonra bakalım” gibi uyarılarda bulunmuşsa, meseleyi “milliyetçi tansiyon yükseltici ve haliyle de kışkırtıcı” noktaya taşıyan Türkiye değildir... Akıncı hiç değildir...

Çözüm isteyen taraf, “bu benim hakkımdır diyerek, bir kaç ay daha beklemeliydi”...

Anastasiadis, “çözüm isteyen taraf” ya da “çözüm isteyen adam” olmaktan çok uzaklaşmıştır...

Görüntü ne yazık ki böyle!

***

Seçmenin karşısına çıkacak aday çok önemli

Türkiye’deki Söz gazetesinde Yılmaz Özdil’i, kesinlikle okumaya çalışırım...

Aşırı Türk milliyetçisi ya da ulusalcısı olduğu inancım var... Görüşlerinin çoğuna katılmam ama stili muhteşem...

Dün, Abdullah Gül’ü anlattı...

Deniz Baykal’ın, Gül ile ilgili çıkışını, yani cumhurbaşkanı adayı gösterilmesi mesajını yorumladı ve yazının sonunda, “Açık söyleyeyim... Tayyip Erdoğan’a oy veririm” dedi...

Bu yazıyı internete girip (7 Mayıs) okuyabilirsiniz...

Çok önemli siyasi bir mesaj var bu yazıda...

Bizim siyasilerin, siyasi partilerin de alması gereken...

Aday seçerken çok dikkatli olmak lazım...

KKTC’de ilk seçimde seçmenin büyük oranda sandığa gitmeme olasılığı çok yüksek...

Gidenler ise “isimlere oynayacak”...

Sandığa gitmeyenler yanında, “karmacılar” çok olacak...

Karma oy nedeniyle çok oy da yanacak... Çünkü sistem değişti...

Kısacası, “kişiler” önemli...

Bir çok seçmen; “buna oy vereceğime, daha iyisi şunu seçerim” diyecek noktadadır.

Siyasi partiler arasında yıllar önce var olan ideolojik fark, CTP’nin çeşitli hükümet ortaklığı denemeleri nedeniyle büyük oranda ortadan kalktı...

Özdil, Kemal Kılıçdaroğlu’nun “bırakması” için cephe açanlardan biri...

8 kez seçim kaybetti...

En az 10 yazı yazdım... Kesinlikle siyasetten çekilmeli... Emekliye ayrılmalı...

Seçmen değilim ama Kılıçdaroğlu aday olsun, “Tereddütsüz Erdoğan” derim...

***

Siyasetçi olmak zor iş!

Dünya’nın bir çok ülkesinde, “kamuoyu araştırmalarında”, “en nefret edilen insanlar”, genellikle  “siyasetçiler” olduğu halde, bu “meslek” ya da “siyasetin kendisi”, hep çok çekicidir...

Yani “ego” da diyebiliriz ama tam öyle değil...

Ve siyasetçiler, aslında “çok zeki” insanlardır...

Ancak, fıkralarda hiç de öyle anlatılmaz:

İşte o fıkralardan biri:

-*-*-

Büyük bir hastanede 5 meşhur cerrah oturmuş hangi meslekten olan insanları ameliyat etmenin kolay olduğuna dair sohbet ediyorlarmış.
İlk cerrah;
"Ben" demiş "Muhasebecileri, hesap uzmanlarını ameliyat etmeyi severim. İçlerini açtığım zaman her şey numaralıdır, iş kolay olur."
İkincisi;
"Doğru ama" demiş "Elektrikçilerin, elektronikçilerin ameliyatı daha kolay olur. Her şey ayrı, ayrı renktedir."
Üçüncü cerrah;
"Siz bir de kütüphanecileri, arşivcileri görün. Her şey alfabetik sıradadır, onun için onların ameliyatı çok kolay olur."
Dördüncüsü;
"İnşaatçıların ameliyatı da pek kolay olur" demiş. "Üstelik onlar iş bittikten sonra içeride parçalar, yabancı maddeler kalmasına alışıktırlar."
Sonuncu cerrah;
"Arkadaşlar" demiş "Siz her halde hiç politikacıyı ameliyat etmediniz. Onların kalbi, yoktur. İçleri bomboştur. Beyinleri de ya hasarlı ya normalden çok küçüktür; hatta hiç olmayanına da rastladım”...

-*-*-

Bu sadece bir fıkradır...

Kızmaya hiç gerek yok...

Vatandaş siyaseti ve siyasetçiyi neredeyse tüm demokrasilerde bu şekilde görüyor...

***

Hitler, Stalin ve bisikletçi!

Dünya’yı onlar yönetir ama “ırkçıların” hayatlarında en önemli düşmanları Museviler, ya da İsrailliler veya biraz kaba ifadeyle Yahudilerdir.

Modern demokrasilerde pek sıkıntı yoktur... Ancak Müslümanların da ırkçı Hıristiyan faşistlerin de “birinci nefret grubu” nda Yahudiler vardır...

Gerçi son zamanlarda faşist batılılar ilk sıraya Müslümanları koymuş olabilir ama bu durum, az sonra anlatacağım fıkramızı değiştirmeyecektir...

Bu arada eklemek lazım; “propaganda, manipülasyon” gibi şeyler de çok önemlidir...

Fıkramızda bu da var:

-*-*-

Hitler ve Stalin bir barda oturmaktadırlar. Bir adam içeri girer ve barmene “Bunlar Hitler ve Stalin değil mi?” diye sorar.

Barmen "Evet, onlar" der.
Sonra adam onlara doğru yürür ve sorar:
"Selam, ne yapıyorsunuz?"
Hitler cevaplar:
"3. Dünya Savaşını planlıyoruz."
Adam sorar:

"Gerçekten mi? Neler olacak?"
Hitler: "Bu sefer 14 milyon Yahudi’yi ve bir bisiklet tamircisini öldüreceğiz" der.
Adam sorar: "Bir bisiklet tamircisi mi???!"

Hitler Stalin'e döner ve der ki:
"Gördün mü, sana kimsenin 14 milyon Yahudi’yi takmayacağını söylemiştim!"

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.