Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

14.05.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Davul da tokmak da elimizde boynumuzda olacak ve ayakların bastığı toprak sağlam olacak! Değilse, film bitmiştir!

Sağlığı tartışıyoruz...

Durumu hiç de iyi değil...

Eğitimi tartışıyoruz; bence ciddi ayrımcılık var... Devletin eğitimi sıkıntılı...

Bayındırlık – ulaştırmayı tartışıyoruz; ki bence tartışmamamız gerekiyor...

Tarım...

Yok öyle bir şey!

Hayvancılık!

İlkel...

Dış siyaset?

Bir bisküvi çeşidi, diyetinden!

Savunma?

O nedir?

Bizim midir?

Para politikamız olamaz, maliye politikamız olamaz...

Peki ne yapmak lazım?

-*-*-

Oturup, mantıklı düşünmek lazım...

Önce ideoloji belirlemek şart...

“Sosyalizm bittiydi” demekle olmuyor...

Eğitimde, sağlıkta, konut edindirmede, toplu taşımacılıkta, elektrik ve su temininde hayda hayda sosyalist yöntemler yaşama geçirilebilir.

Eğitimde ciddi bir sınıf ayrımcılığı söz konusu...

Artun Çağa hep, “Zenginsen zekisin” der.

Evet, bu ülkede parası olan çocuklar, olmayan çocuklardan daha iyi eğitim alıyor... Bu, devletin ayıbıdır...

Sağlık yerlerde sürünüyor...

Resmen sağlıkta ticaret yapılıyor ve yapılması için de teşvikler veriliyor... İltimas tanınıyor... Kampanyalar düzenleniyor...

Devletin, konut edindirme diye bir siyaseti yok...

Burada da sosyalist ideoloji işe yarayabilir...

Ama ne yapmak lazım?

Önce oturacak, ideolojinizi belirleyeceksiniz!

-*-*-

Efendim, “hayır kapitalizm mike mike uygulanacak” mı diyorsunuz?

O zaman, devlet elini her şeyden ve her yerden çekecek.

Stratejik kurum diye bir şey olmayacak.

Ayrımcılık yapılmayacak...

Devlet işletmecilik yapmayacak...

BRTK’dan, KIB-TEK’ten, Telekomünikasyon’dan, DAÜ’den, LAÜ’den elini çekecek...

Cypfruvex derhal elden çıkarılacak...

Kooperatif özelleştirilecek...

Vakıflar ticaret ve bankacılık yapmayacak...

“Dini bir atmosferi” bulunduğu öne sürülen Vakıflar, yani eski adıyla Evkaf, sadece hayır işi yapacak... “Kumarhane ve kerhanelere arazi kiralamıyoruz” deyip, dini çıkış yapmak elbette hak... Saygı da duyarım ama öte yandan bankacılık adı altında, faizlerle tefecilik ötesi “kafirlik” ten para kazanmayacak!

Hep özelleşecek.

-*-*-

Haaaa, sadece ideoloji belirlemekle de olmaz...

Siyasi çözümü unutmayın...

Mevcut siyasi durum, en basit tanımla “Türkiye’nin bir alt yönetimi” dir...

Eğer bu şekliyle devam edilecekse, evet edilecek ama kimse, kimseyi, “Federal çözüm”le oyalamayacak...

Oturulacak Türkiye ile ortak kararlar alınacak.

Mevcut durum, havadadır, muğlaktır, Kıbrıslı deyişiyle “muğallaktadır”...

Bu belirsizlik ve ona buna siyasi avantaj veya doğal gaz avantajı sağlamak amaçlı “kullanılmalardan” vazgeçilecek.

-*-*-

Her alanda belirsizlik ve siyasetsizlik var.

Mesela nüfus!

Bazı yetkililer, “hayır nüfusu biliyoruz” diyor...

De Jure, De Facto rakamlar verip, resmen saçmalıyor...

Ama Sağlık Bakanı mesela çıkıyor TV programına ve “Biz 650 bin üzerinden hesap yapıyoruz” diyor...

Nüfus belli değil...

Nüfus politikası da belli değil...

Demografi bir bilimdir; bizde o bilimden eser yok...

-*-*-

Tarımda ne yaptığımız belli değil...

Hayvancılıkta da... Et yönetiminde de...

Bir plan, bir program yok...

Günübirlik kararlarla idare ediyoruz...

Mesela “ihtiyaç olduğundan” değil, sırf popülizm ve dış siyaset nedeniyle Omorfo’ya hastane inşaatı başlatıyoruz...

Sırf insanlar istedi diye yapıyoruz... Oysa bunun bir alt yapı araştırması, ihtiyaç analizi, nüfus durumu araştırması falan yok...

Yapın, başlatın inşaatı...

Neden?

Rum anlasın ki Omorfo verilmeyecek!

Peki de kardeşim, doktorun yok bakmaya, atla gidiyorsun masaya!

-*-*-

Öylesine yaşıyoruz...

Ekonomi kontrolümüzde değil...

Maliye kontrolümüzde olamaz...

Para politikası yok...

Peki ne yapıyoruz?

Sadece idare ediyoruz...

Başka ülkelere, özellikle de en dibimizdeki Güneye geçtiğimizde, “hayran hayran” bakıyoruz...

-*-*-

Biz iktidara gelirsek, içimizi temizleyeceğiz...

Sorunun çözülüp çözülmemesi önemli değil... Kıbrıs sorunu çözülmese de biz içimizi temizleriz!

Nasıl?

Kurulu bir düzen var ve bu düzen, kangren, bu düzen çöktü, bu düzen bitti, bu düzen çalışmıyor...

Siz iktidara geldiğinizde, devletin memuru, “ben bugün işe gelmiyorum, canım öyle istedi” dediğinde ne yapacaksınız?

Disipline verip işten mi atacaksınız?

Hiç gülümsemeyen devletin çalışanlarına halka saygılı davranmayı mı öğreteceksiniz?

Devlet doktorlarının özeldeki ameliyatlarını mı durduracaksınız; yoksa özel ders veren öğretmenleri sürgüne mi göndereceksiniz?

Sendikaları ne yapacaksınız?

Yani yazacak kesinlikle çok şey var...

Kıbrıs sorunu çözülmez; yönetimi erki ideolojik altyapısı sapasağlam, süper manifestoları bulunan siyasi partileri iktidara getirmez, mevcut patronaj sistemi ile devam edersek; şu andakinden öteye köyümüz yoktur...

Boşuna uğraşmayın...

-*-*-

“Meclis’te mücadele edeceğiz” diyordu çözüm yanlısı bazı partiler...

Meclis’te değil, hükümette de yer aldılar... Ne değişti?

Eğer eleştirdiğimiz Denktaş ve UBP’seydi; Meclis’e, Hükümete ve Silihtar’a seçilen herkes, Denktaş ve UBP oldu...

Davulu verdiler ellerine, tokmak yoktu...

Değişen sadece bazen tokmağın kenarcığına dokunma izni verilmesi ya da davulun değiştirilmesiydi...

Tokmak da davul da ya bizde olacak; ya da boş yere uğraşmayın...

Gülümseyin...

-*-*-

Üzerinde durduğumuz toprak eğreti...

Davul astılar boynumuza ama boğuluyoruz...

Tokmak bizde değil... Hatta tokmağı görmüyoruz bile...

Başlıkta dediğimiz gibi; “Davul da tokmak da elimizde boynumuzda olacak ve ayakların bastığı toprak sağlam olacak! Değilse, filim bitmiştir!”

Alacaksınız tokmağı ele; nasıl vuracağınızın makamını belirleyeceksiniz (ideoloji); düzenli bir şekilde davulu çalacaksınız... Ve ayaklarınız, sağlam bir toprağa, size ait bir vatana (Kıbrıs sorunu çözülecek) basacak...

Budur anlatmaya çalıştığım...

***

Sarhoştum sayın yargıç!

Yargıç, karşısına çıkarılan sanığa“Sen bu kadının evine girmişsin, ne yapacaktın, hırsızlık mı?” diye sormuş...
Sanık, “Sarhoştum sayın yargıç. Kendi evim sanmıştım” demiş...
Yargıç, “Öyleyse neden kadını görünce kaçtın?” diye eklemiş!
Sanık, “O’nu da karım sandım” demiş...

***

Azrail’i kandıramazsınız!

Azrail’i kandıramazsınız... Sırası gelen gider... Parayla değil üstelik; sırayla... Sıra adil mi? Değil elbette... Ama ölüme çare henüz yok...

Huzurevinde arka arkaya gelen ölümlerden moralleri bozuk üç arkadaş aralarında dertleşiyorlarmış…
Biri "Azrail'i kandırmak lazım..." demiş. Öbürleri “nasıl?”, diye sorunca tezini açıklamış...
"Bu Azrail can almaya geliyor ya! Onunla göz göze geldiğimizde bebek taklidi yapalım... Bunların yaşı küçük, bir yanlışlık olmalı der, çekip gider..."
Yaşlılığa ikinci çocukluk demeleri boşuna değil. Bu çocukça fikir diğerlerinin de aklına yatmış... Başlarına kötüsü geldiğinde ne yapacaklarını birbirlerine belli etmişler...
Aradan zaman geçmiş... Bir gece Azrail, aynı odayı paylaşan üç kafadarı gece yarısı ziyaret edivermiş.
Orağını yere tak tak tak diye vurduğunda kafadarların üçünün birden gözleri açılmış...
Bakmışlar ki Azrail hazır... Birinden birini, belki de üçünü götürecek... Hemen belirledikleri A plânını uygulamaya geçmişler.
Üçü birden bebek taklidi yapmaya başlamış.
Biri "Aguuu..." sesleri çıkarırken öbürü parmak emiyor, üçüncüsü de "Mama... Mama..." sesi çıkarıyor.

Azrail bir süre seyretmiş hallerini.

Sonra elini gülerek başına vurmaya başlamış:

"Hadi bakalım attaaaa... "

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.