Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

02.05.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Doğu Akdeniz'de hidrokarbon aramaları

TC Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent Bostanoğlu, Barbaros Hayreddin Paşa sismik araştırma gemisinin KKTC açıklarındaki çalışmalarını yerinde izledi...

Anadolu Ajansı, bu haberle ilgili olarak bir "analiz - haber" yayınladı...

Ne deniliyordu bu haberde?

"Türkiye, izinsiz hidrokarbon arama ve çıkarmaya müsaade etmeyecek"...

İzinli aramalar ne olacak peki?

Onlara bir sorun çıkarılmayacak!

Bu işler karmaşıktır...

Kimin, denizlerde nereye kadar hakim olduğu, nereye kadar egemenliğini veya kıta sahanlığını kullandığı gibi konular uluslararası hukukta yer alan konulardır.

Elbette tartışmalı konular söz konusudur.

Burada da, yani Oramiral Bostanoğlu'nun dolaşıp izleme yaptığı bölgede de tartışmalı konular vardır.

Ancak, tartışılmayacak olan konular da söz konusudur!

Nedir bu konular?

Bu konuların en başında gelen, bazı petrol şirketlerinin Dünya'daki birçok devletten daha güçlü olduklarıdır.

İsim vermeye gerek yok ama Amerika, İngiltere, Fransa, İtalya, Güney Kore ve İsrail merkezli dev petrol şirketlerinin Doğu Akdeniz'de, "sözde" diye bahsettiğimiz, Kıbrıs Cumhuriyeti Münhasır Ekonomik Bölgesi'nde yapacağı araştırmalara ve olası doğal gazı çıkarmaya izin verilmeyecek mi demek istiyorsunuz?

Yani, diyorsunuz ki, dev petrol şirketlerinin platformlarını mı vuracaksınız...

Bence daha sessiz konuşun, duymasınlar...

Mümkün değil!

Bahsettiğimiz ülkelerin doğal gaz ya da petrol çıkarlarına halel getirmek, hiç bir devletin harcı değildir...

Eğri oturabilirsiniz ama doğru tehdit edeceksiniz...

Haa, olası doğal gazda Kıbrıslı Türkler üzerinden ve Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığı temelinde haklarınız var mı yok mu onu gelin tartışalım...

"Türkiye karşıdır" deyin, oturalım konuşalım...

Küçümsediğimden değil ama "Türkiye müsaade etmeyecek" demek, doğru olmaz...

Bilmem anlatabildim mi?

-*-*-

Burada "Barbaros veya yukarıda bahsettiğimiz 'müsaademiz yoktur' mesajı, müzakereleri ne kadar etkiler?" konusu da gündeme gelebilir.

Bence bu konunun müzakereleri etkilememesi lazım.

Neden?

Çünkü Rum Yönetimi çok iyi biliyor ki, Türkiye'nin tavrı ile "Kıbrıslı Türklerin müzakere masasındaki pozisyonunun alakası yoktur"...

Evet, Türkiye bu hakkı "Kıbrıs Türk Toplumu'nun Kıbrıs Cumhuriyeti bağlarından alıyor olabilir" ama Kıbrıslı Türklerin veya liderleri Mustafa Akıncı'nın, Türkiye'ye, "lütfen yapmayın" deme gücü ya da yetkisi de bulunmamaktadır.

Kısacası, müzakereler ayrı mekanda, doğal gaz işi ayrı mekanda tartışılmak zorundadır.

Haaaa, müzakereleri derhal koparmak için bir mazeret midir?

Ohhh yeeee!

Elbette mazerettir...

Anastasiadis eğer isterse, müthiş büyüklükte bir siyasi gazla birlikte, "Türkiye bizi tehdit ediyor, Akıncı sessiz duruyor" deyip, masayı terk eder ve kendi tribünlerinden ciddi alkış, sandıktan da ciddi oy alır!

-*-*-

Sakın, bu yazdıklarımdan, Türkiye'yi suçladığım anlamını da çıkarmayın...

Türkiye'nin bu sulardaki hakkını tartışıyor değilim.

Akıncı'nın yerinde olsam, belki Türkiye'yi ikna etmeye çalışır ve "müzakereler sonuçlansın, bu konu zaten kendiliğinden bitecek" diyebilirdim ama orada değilim...

Eleştiri” ve “nefretle dolu saldırı” farklı şeydir!

Eleştiri başka şeydir, nefretle saldırmak başka şey...

Dünya'nın onlarca ülkesinde, binlerce farklı "gazetecilik" tarzı vardır...

İngiltere, en eski günlük ve haftalık ulusal gazeteleri ile Dünya'da gazeteciliğin en önemli "ekol" ya da bir daha değişik söyleyişle "okul"larından biridir...

İngiltere'de, "coğrafi alan" anlamında, "yerel", "bölgesel", "yöresel" ve "ulusal" diye gazeteleri ayırabilirsiniz...

Ulusal gazeteleri de "yayın politikaları" ya da "hedef kitleleri" açısından üçe bölebilirsiniz...

Ciddi gazeteler, tabloidler ve ortadakiler...

Ciddi gazeteler, "mesleki değerlere" çok değer verir... Mesela Daily Telegraph, Guardian, The Times, Sunday Times, Observer gibi günlük ya da Pazar gazeteleri, başlı başlarına birer "okul"dur... Okuyun, gazetecilik "nedir, nasıldır, ne şekilde yapılır?" sorularına yanıt bulursunuz...

Daily Star, The Sun gibi gazeteler ise çok farklıdır... "Sağır adam, kulağına git bu köpekle seviş diye bir mesaj geldiğini öne sürüp, iki yaşındaki sokak köpeğine tecavüz etti, yedi ay hapis cezası aldı" şeklinde haberler okuyabilirsiniz bunlarda...

Elbette "ciddi gazetecilik - yayıncılık" ve "ötekiler" diyeceğimiz ayrım, bundan sonra da yapılacaktır.

Ancak, hedef, tabii ki günün sonunda "satış"tır...

Okuyucu, işin ticari kısmı ile ilgilenmeyebilir.

Ve gerek gazetede, gerekse televizyonda yaptığınız yayınları eleştirir... "Reklam çok" denir mesela...

E keşke daha çok olsa!

Bu meslekte 30'uncu yılıma iki yıl kaldı...

Mesleğin ciddi ruhsal hastalıklarının en başında geleni, eleştiriye çok açık olmamayı beraberinde getirir... Yani, gazeteci dediğin, zaten çok iyi bir paranoyak olmalıdır ama bunun da ötesinde, eleştiriyi sevmez... Bu gayet açık...

Yine de eleştiri; gazeteciliğin olmazsa olmazıdır...

Ancak eleştiri, nefret dolu saldırılar değildir...

Bu ayrımı iyi yakalamak da şarttır...

Aşktan ve açlıktan uykusuz kaldım!

“Herkes şair olur da ben mi olamam? Neden olmayayım ki!.."

Öyle düşünmüş Temel ve aşık olduğu kadına bir şiir yazmış:

-*-*-

Sabahları kahvaltı yapamıyorum, çünkü aşığım.

Öğle yemeği yiyemiyorum, çünkü aşığım.

Akşam yemeğini geçiyorum, çünkü aşığım.

Yatıyorum, uyuyamıyorum, çünkü açım...

Gazimağusa!

“... Bir zamanlar Türk Silahlı Kuvvetleri henüz FETÖ - METÖ işlerinden dolayı zayıflamadan evvel..."

Şimdi fıkraya bu cümleyle başlanır mı yani?

Bir fıkra anlatacaksınız, illa ki orduya da laf dokunduracaksınız...

Neyse, hakikatten eskiden "komutan" dendi mi Kıbrıs Türk toplumu içinde akan sular dururdu...

Bir ara, illa ki askerdeki herkese, köylerin Türkçe isimlerini zorla öğretecekler...

Komutan, askerleri tek tek çağırıyor, nereli olduklarını soruyor.

Sıra çelimsiz bir askere geldi...

"Nerelisin oğlum?"

"Mağusalı komutanım!"

Çaaaat!

E dayak yok demeyin. Var yani...

Neyse!

Bir daha soruyor komutan, "Nerelisin oğlum?"

"Mağusalıyım komutanım".

Çaaat!

...

Çocuk afallamış durumda.

Komutan uyarıyor!

"Gazimağusa!"...

Ve sırada bir diğer asker... Aman hata yapmasın...

"Sen nerelisin oğlum?"

"Gazilefkoşa" komutanım

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.