Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

09.05.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Doğu – Batı – Aziz – Yıldırım!

Doğu ve Batı arasındaki fark nedir?

Yani, gelişmişlik ve gelişmemişliktir tabii ki...

Hangi açıdan?

Ya da hangi açılardan?

Mesela Türkiye doğulu mudur Batılı mıdır?

Bence Aziz Yıldırım isimli kişiye bakarak yanıt verirseniz, kesinlikle Doğuludur.

Nasıl yani?

Kardeşim, bacım, canım abim, güzel yengem...

Türkiye’nin Batılı bir demokratik hukuk devleti olmasının, yönetiliş şekli ya da yöneticileri ile; doktor başına hasta sayısı, öğretmen başına öğrenci sayısı, çok fazla üniversitesi, muhteşem barajları, bol sulu nehirleri, yemyeşil ormanları, ovaları, kıyıları, Bodrum’u, Marmaris’i, Kaş’ı, şu kadar gemisi, bu kadar uçağı bulunmasıyla alakası yoktur!

Batıda tribünde kavga çıkmaz mı?

Çıkaaaaar!

Hem de Türkiye’den çok daha kötüsü, çok daha şiddetlisi de çıkar!

Ama Batıda, demokratik yöntemlerle seçilmiş değil, doğrudan kulübün şirketsel anlamda sahibi olarak başkanlık yapan bir kişisi, “ağalık” yapamaz!

İşte Türkiye’nin sorunu veya Türkiye’nin hala Batılılaşamamasının; Atatürk’ün gösterdiği muasır medeniyet seviyesine ulaşamamasının en büyük sebebi, bu sistemdir. Bu sistemin varlığıdır.

Batıda Aziz Yıldırım veya Aziz Yıldırım’lar yoktur.

Ne kadar çok toprağın, ne kadar çok malın, ne kadar çok paran, ne kadar çok fabrikan olursa olsun; sana kimse, herkesin içinde tokat atabilme gücü vermez...

Aziz Yıldırım’ın davranışı; ne kadar mazeret sıralarsa sıralasın, ne kadar provokasyon yapılmış olursa olsun; kabul edilemez bir davranıştır.

Bu davranış, (elbette daha nice örnekleri sıralanabilir) Türkiye’nin hala, demokrasiye, insan haklarına, hukuka, adalete ve spor ahlakına çok uzak olduğunu ispat etmektedir.

Ayrıca belirtmekte yarar var; Aziz Yıldırım’a çok ciddi bir ceza verilmeyeceğinden de eminim...

***

Bir garip mesai uygulaması!

Yeni mesai saatleri başladı...

Memurlar saat kaçta iş başı yapacak?

07.30!

Güzeeeeel...

Peki çocukların okul zili kaçta çalacak?

08.00 sularında...

Güzeeeeel...

Peki, çocuklarını okula bırakan memurin ekipleri şimdi ne yapacak?

Gelin bu soruyu, “çoktan seçmeli” yapalım...

Hazır kolej sınavları vahşeti de sıcakken, bizde sınav yapmış olalım... Heyecan yaşayalım!

Korkmayın, bu sorunun doğru bir yanıtı yoktur!

Sadece size uygun olanı işaretleyin, verdiğiniz her soru doğru kabul edilecektir!

Evet, soruyu tekrar ediyorum:

“07.30’da iş başı yapmak zorunda olan ancak okul başlama saati 08.00 olan ülkemizde, çocuklarını okula bırakan memurin ekipleri şimdi ne yapacak?”

a) Gidip amirlerinden “müsamaha” talep edecekler ve çocukları işe bıraktıktan sonra işe gidecekler!

b) Çocuklu memurların işe başlama saati zaten 08.30 civarıdır. Ancak da otomobile park yeri buldum canııım!

c) Özellikle memur anneler ve / veya babalar, görevlerine çok sadık oldukları için, çocuklarını 07.00 - 07.15 arası okul avlusuna salacaklar ve Türkiye’nin etkin ve fiili garantisi olduğundan dolayı, en küçük bir güvenlik sorunu yaşamadan, huzur içinde işlerine gidecekler!

d) Varsa, emekli olmuş neneler ve dedeler çocukları okula bırakma görevini üstlenecek...

e) Cehenneme da umurumdaysa! Battı balık yan gider; ülkede tek sorun bu mu yani?

***

Torunlarım bu ülkede doğmayacak!

Mehmet Günsay, 13 Mayıs 2015’te yaşamını yitirdi.

Nasıl?

Trafik kazası...

Olay mahkemeye taşındı...

Mahkeme kararını geçen günlerde açıkladı...

Karşı taraf vardı kazada... Karşı taraftaki kişi, aralarında “öğrenci ehliyetsiz, seyrüsefer ruhsatsız, muayenesiz, sigortasız ve aracını fazla yolcuyla kullandığı” gibi suçlamaların da bulunduğu,aleyhine getirilen 11 suçlamanın 6’sından suçlu, 5’inden “suçsuz” bulundu”...

Sanık sürücü, bin 250 TL para cezasına çarptırıldı. Cezasını ödeyen sanık serbest kaldı.

Efendim, “bilerek ve isteyerek gidip de Mehmet Günsay’ı öldürdü” demiyorum elbette... Zaten bin sene hapis cezası da almış olsaydı, Mehmet Bey geri mi gelecekti?

Günsay’ın ailesi kızgın ve de kırgın...

Duruşmalar sırasında, Günsay’ın, yüzde yüz olarak ters taraftan geldiği ve kombaya çarptığı iddia edildi.

Adaletin, babalarını suçlu bulmasını kabullenemeyen oğul Hasan Günsay, dün sabah televizyon programıma bağlandı... Mehmet Günsay’ın yüzde yüz ters yolda gittiği iddiasını kabullenmediklerini anlattı...

Mahkemenin kararına saygı duymak şart. Mahkemenin kararına saygım sonsuz...

Adalet başka şeydir, vicdan başka şey...

Ama, acılı evlat Hasan Günsay’ın isyanı ne isterse olsun, üzücüdür, düşündürücüdür, ülkeyi yönetenlerin, (yargının da) bir kez daha düşünmesini gerektiren bir durumdur... Ne dedi Hasan Günsay:

“... Bana kimse ‘bu ülkede doğmak ister misin?’ diye sormadı... Ben de çocuklarıma sormadım... Ama, çocuklarımdan burada doğdukları için özür dilerim... Torunlarım olacaksa bir gün, kesinlikle bu ülkede doğmayacaklar...”

***

Sağlık ve kaos!

Devlette çalışan doktorlar, özlük hakları, çalışma koşulları, teknik ekipmanlar, sağlam bir sistem ve tabii ki hak ettikleri maaşı almak istiyor.

Bu konuda, yani doktorların bu taleplerine itirazı olan var mı?

Yoktur!

Yerden göğe kadar buna hakları var mı?

Vardır...

Buraya kadar tamam mı?

Anlaştık mı?

Evet anlaştık...

Peki sıkıntı nerededir?

Sıkıntı, devlettedir...

Devletin sistemindedir...

Devletin sistemi olmamasında; veya olan sistemin – yasaların uygulanamamasındadır.

Şimdi çok ciddi bir kaos başlayacak; özel hekimlerle kamu hekimleri bir birine mi girecek?

Çözüm yok!

Ama bir sürü sistem eksikliği de yok değil...

Mesela, devletin hastanesinde yatan hastaların ilginç bir refakatçi olayı var... Veya refakatçi “mafyası” dersem, sanki o insanları suçlamış gibi olacağım; demeyeyim...

Neyse; çözüm bekleyen onlarca konu var sağlıkta... Çözün!

-*-*-

İngiltere yıllarımdı...

Geçenlerde vefat eden bir büyüğümüz ameliyata gelmişti...

Eşiyle birlikte...

Hastaneye yattı, eşi, hemşirelerin görevi olan (bizde özel bakıcı mafyası yapıyor bu işleri ne yazık ki) bir görevi yapmaya yeltendi. İngiliz hemşire, “özür dilerim, siz oturun lütfen” dedi...

Kadın oturttu!

Kadın şaşkın bir şekilde, bana, “kocam hasta oldu olalı, bu işleri hep ben yaptım bu güne kadar” dedi...

Hemşireye söyledim...

İngiliz hemşire; “nasıl olur, bu işler, uzmanlık gerektiren hasta bakımı ile alakalı bir şeydir” dedi.

Bilmem anlatabildim mi?

-*-*-

Doğrusu bu ülkenin sağlık bakanının ve kadrosunun işi hiç de kolay değildir.

Sistem var, yasa var, çalışmıyor.

Karmakarışık olmuş ilişkiler ve görevler söz konusu...

Devlette yapılması gerekenlerin, özelde yapılması durumları var...

E personel açığı var, hemşire azlığı var, özlük hakları iyileştirmesi var!

Kaos var kaos!

***

Dipkarpaz ve Suphi Coşkun

Dipkarpaz’ı çok ayrı severim...

Bir gün bir sohbette bulundum; “Türkiyeli” dediler Dipkarpazlı insanlar için...

Bence artık bu tartışma çok “saçma” noktada...

Hatta bazıları, hala, “Kürt”, “Türk”, “Laz” diye ayırmakta da ısrarlı...

Köken mi?

Evet, mutlaka etnisiteye saygım sonsuz; kültürlerin yaşatılmasına da...

Ama illa ki “kökene” çok gideceksek, bildiğim kadarıyla sadece iki büyük nenem, “Türk – Müslüman” değil... Nereye gideyim? Ben ne kadar Kıbrıslıysam, bu ülkede yıllardır yaşam süren herkes de o kadar Kıbrıslıdır... Buna Oznaköy’deki John da, Dipkarpaz’daki Süleyman da dahildir...

Neyse... Dipkarpaz’ı çok ayrı severim...

Orada çok sevdiğim restoranlar, plajlar ama ondan öteye çok çalışkan insanlar var...

ApostolosAndreas Manastırı, hayatımın en huzurlu noktalarından biridir...

Oraya her hangi bir dinin gözlüğü ile de bakmam... Aldığım keyfe ve huzura bakarım...

Ve Dipkarpaz’ın Belediye Başkanı Suphi Coşkun’u da ayrı severim...

Neden?

Çünkü çok iş yapmaya çalışıyor ve yapıyor da; ondan...

Bunu daha önce de yazdım...

Bazı “huylananlar” hemen aradı, “şöyleydi, böyleydi” demeye çalıştı...

Bir: Suphi Coşkun, Dipkarpaz köylüsüdür...

İki: Belediye Başkanı’dır...

Üç: Kimsenin yapamadıklarını yapmaktadır...

Dört: Dipkarpaz’da Rum Kilisesi ve mezarlığına yıllardır kimsenin yapmadığı bakımı yapması; heyecan vericidir. Bu bakım, hem kuzeyde hem de güneydeki “bale gudalyacıları” çok rahatsız etmektedir.

Beş: Bir yığın başarısını sayabilirim ancak, en son Dipkarpaz Belediyesi Özel Eğitim Merkezi’ni açmasını, ayakta selamlarım... Bu bölgedeki engellilerimize haftanın üç günü, verilebildiği oranda sevgi, hizmet ve eğitim veriliyor...

Altı: Sevgili hükümet, bu belediyeye köstek olma... Destek ol... Sahasına, gençlerine sahip çık... Ve bütçesini de onayla... Eğer kişisel, ya da partisel oyalama söz konusuysa, cidden ayıptır... Dipkarpaz’a yapılacak hizmet, insana ve ülkeye hizmettir... Güzelliktir...

 

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.