HUNKAR SAG GIYDIRME
8 MART ÖZEL
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

11.10.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Enosis ve Taksimci'lerin zihniyeti değişmiş değildir

Kıbrıs sorununun temeli nedir?

Aslında Kıbrıs sorununun temeli, bölgede ve Dünyada, Amerika ve İngiltere ile müttefiklerinin, soğuk savaş döneminde, Sovyetler Birliği'ne karşı cephe kazanma hırsıdır.

O hırs bitti mi?

Belki Rusya'ya karşı bitti ama Dünya'daki paylaşım kavgası bitmediği için, Amerika ve İngiltere hala bölgede avantajlı olmak için, Kıbrıs'a önem vermektedir.

Ancaaak, Kıbrıs'ta kavga, her ne kadar Amerika'nın çıkarları doğrultusunda başlatılmış olsa da; "milliyetçilik" temelinde ayrılık, kin ve nefret süregelmektedir.

Amerika ve İngiltere'nin 1950'lerdeki "Türk ve Elen" milliyetçiliği aşısı tutmuştur ve hala çok etkilidir.

Dolayısıyla temelde kavganın sebebi milliyetçiliktir.

Ve milliyetçiliğin Kıbrıs'taki kavgası da, "Enosis" ile "Taksim"dir.

-*-*-

Bu noktada, hala iki taraftaki milliyetçiler, bu hırs ve arzularından vazgeçmiş değildir.

İki taraftaki milliyetçiler de, müzakereler kapsamında sürdürülen "federasyon amaçlı" çabalara aslında karşıdır.

Efendim DİSİ de milliyetçilerden oluşmuyor mu?

Evet, doğrudur DİSİ'nin kökeni, EOKA B'dir, en fanatik milliyetçi unsurlardır ama "liberalleşme" ve "ekonomik çıkar hesapları", bu partide daha ağır basmaktadır.

-*-*-

Geçenlerde bir gazetemizde, "... Rumlara sordum, Türkiye askerini çeksin, Omorfo'yu verelim, Karpaz'ı verelim, dönüşümlü başkanlıktan da vazgeçelim, federal çözümü kabul eder misiniz?" gibisinden bir yazı yayınlandı... Rumların bu soruya, "hayır kabul etmeyiz" dediği belirtildi.

Bir başka gazetemiz bu yazıyı aldı, manşetine taşıdı...

"Ey ahali, bakın, Rumlarla asla anlaşma olmaz" mesajı verildi.

Aslında, çok eskiden beri bilinenler sanki yeniymiş gibi duyuruldu.

Güneyde, AKEL ve DİSİ, en büyük iki partidir. Oy oranları toplamda yüzde 60 civarındadır ve bu iki parti, "biz federal çözüme zorunlu olduğumuz için, çözüm olsun diye evet diyoruz ama aslında bu çözümü sevmiyoruz" görüşünü, hiç bir şekilde gizlemedi.

Yani Güneyde çoğunluk, federal çözümü istemese de kabul ediyor.

Buna karşın, önemli bir siyasi güç olan Ortodoks Kilisesi'nin bazı temsilcileri, merkezdeki DİKO ve EDEK gibi üçüncü ve dördüncü büyük siyasi partiler, Eleni Tehoharus, Yorgos Lillikas gibi siyasilerin çevresindekiler, Ekolojistler, ELAM'cılar ise federal çözümü kabul etmemektedir.

Evet, 1977 ve 1979 Doruk Anlaşmaları, "iki bölgeli, iki toplumlu federal çözümü" işaret etmektedir ve bu iki anlaşmayı, bugünkü DİKO'nun eski liderleri imzalamıştır ama günümüzdeki DİKO ile EDEK için çözüm,"üniter" devlettir. Bu yeni bir şey değildir.

Theoharus, Lillikas, Ekolojistler ise yıllardır, 14 Temmuz 1974'teki siyasal düzeni talep etmektedir. Lillikas'ın zaman zaman federal çözüme yatkın olduğunu söylemek de lazım...

Kısacası Güneyde, bazı grupların veya yüzde 40 bir seçmen kitlenin federal çözüm istemediği, yeni bir şey değildir.

Bu insanların ırkçı, tutucu ve düşmanca kafa yapısına sahip olduğu da bilinen bir gerçektir.

Yeni bir şeymiş gibi anlatmak bana biraz garip geldi.

-*-*-

Peki, Kuzey'de bunlara benzer siyasi yapılanmalar yok mudur?

Yani UBP ve DP liderlikleri, sizce "federal çözüm" yanlısı mıdır?

UBP ve DP liderliklerinin "Taksim" zihniyeti ile ayrı ve bağımsız bir Türk devletinden yana olmadığını söylemek komik olur.

-*-*-

Mesele, iki tarafta hala var olan "Enosis" ve "Taksim" hayalinin revizyona uğramış, biraz belki farklılaşmış versiyonlarını hala saplantı olarak savunanlara, olası bir federal çözümün daha iyi bir yaşam vereceğini anlatabilmektir.

Ancak bu zordur. Çünkü çözüme ya da federal çözüme karşı çıkan milliyetçilerin yanında, mevcut sistemden nemalanan çıkar gruplarının da gücü az değildir.

Türkiye'ye yazık, üzülüyoruz!

Türkiye gazetelerini okuyorum; içim acıyor...

Birgün gazetesi dışındakilerin tümünde, savaş, kan, öldürün sesleri yükseliyor.

Birgün, kavga eden iki tarafa da çağrı yapıyor; "Öldürmeyin!" diyor...

Evet, "Öldürerek", "kavga ederek", karı koca arasındaki sorun bile çözülmez...

Yapmayın, etmeyin, eylemeyin.

Ne günahı var, 18 yaşındaki çocukların?

Ne günahı var, yoldan geçen masumun?

Oturun, konuşun...

Ama hayır!

Öldüreceğiz. Yok edeceğiz. Bitireceğiz...

Bütün gazetelerde, "saldırın, öldürün, yakın, yıkın" çağrıları var.

Bir tanesi manşetinden hedef gösteriyor; Yeter artık! Kandil'e girin! Bu işi bitirin!"

Yani, bu gazeteye göre, sorun sadece Kandil!

PKK'nın karargahından bahsediyor...

Orası yerle bir edilirse, sorun çözülecek!

Ne kadar ucuz, ne kadar ırkçı!

Oysa, Birgün gazetesinin manşeti çok insancıl ve çok çözüm yanlısı.

"Öldürmeyin!"...

Var mı tarihte, öldüre öldüre sonuca ulaşan?

İki tarafa da, tüm taraflara da soruyorum; bilen, gören, işiten var mı? Öldürerek savaş kazanana rastladınız mı?

Savaşın kazananı olur mu?

Oturun, konuşun...

Kimseyi de dinlemeyin!

Haddimiz değil elbette ama üzülüyoruz!

Lütfen öldürmeyin artık!

Türkiye'ye yazık...

Güzelyurt'tan çık, sola dön, ilk yoldan sağ, orası Omorfo!

Henüz herkesin "Güzelyurt" ismini öğrenmediği günler... Belli bir kesim, hatta çoğunluk daha "Omorfo" diyor... Belki 80'ler, belki 90'lar... Sahi, Todor Jivkov zamanında Bulgaristan'da Türkçe isimleri değiştirdiğinde amma saldırmıştınız kendisine!

Neyse...

Bir grup Türkiyeli asker izne çıkmış...

Yolda otostop yapıyorlar.

E asker görüp almamak da olmazdı o yıllarda...

Bir yaşlıca Kıbrıslı üç askerin önünde durmuş!

"... Nereye gidiyorsunuz gençler?" diye sormuş.

Askerler, "Güzelyurt'a gidiyoruz amca" demişler...

Kıbrıslı, "... Omorfo'ya gidiyor olsaydınız götürürdüm" demiş ve basmış...

Şimdi, Anastasiadis diyor ki," Omorfo şart!"...

Recep Tayyip Erdoğan da, "bizim adımıza" konuşuyor; sağ olsun, var olsun, şikayetimiz yok ve diyor ki, "Güzelyurt asla verilemez!"...

Aynı yerden bahsettiklerinin farkında mıdırlar, değil midirler bilemem ama aynı yere gitmediğimiz kesin!

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

  • Türker Şahin
    12.10.2016

    Sayın İncirli, görüşlerinizi okumuş olmakla birlikte paylaşamıyorum. yazınızın "Türkiye'ye yazık üzülüyoruz" alt başlıklı kısmının içeriği oldukça yanıltıcı ve Türkiye içinde yaşananlardan ve Türkiye'nin hem ortadoğu coğrafyasında ve hem de tüm dünyada siyasi ve ekonomik yönlerden güçlenmesini görmeyen yazınızda Türkiye'de Birgün gazetesi 2004'ten beri yayın hayatındadır. Ve iktidarı sürekli kötüleyen ve olumsuz eleştiren bu gazete öyle etki gücü yüksek bir gazete değildir. Sosyalist ve sol görüşlü yazarlara sahip bu gazetenin tirajı Kıbrıs gazetesinden bile düşüktür. (Ekim 2016 ilk haftası 19.000 tiraja sahiptir). Tiraj elbetteki her şey olmamakla beraber, gazetenin duruşu her şeyi ele verir. 40 yıldır ülkede bağımsız bir Kürt devleti oluşturmak için mücadele veren PKK terör örgütüne 2013 yılı itibarıyla bu gazete tarafından sürekli aşağılanan Erdoğan bir barış sürecini başlattığında polis ve asker pasifize olmuş operasyon yapmıyorken, terör örgütü sınır dışına çıkmamış silah bırakmamıştır. Aksine o dönemin sonunda dış konjönktürde (Suriye - ABD - Rusya temelinde) yaşanan gelişmelere bağlı olarak PKK kendisinden istenileni yapmış, Güneydoğu'da bir kanton oluşturma hayali ile evinde uyuyan polisleri susturuculu silahla katlederek Kandil sözüm ona "halk savaşı"nı başlatmıştır. PKK ve TMLKP gibi HDP'nin ana unsurunu oluşturan sol çevreler (özellikle kürt solcuları) ve Birgün gazetesi PKK'ya durrun öldürmeyin demezken Türkiye'yi ve devleti hedefe alması manidardır. Burada yazınızda Birgün gazetesinden alıntı yaparak taraflara "öldürmeyin" manşeti atan bu gazete bir tarafta son üç günde iki AKP'li siyasetçiyi de katleden terör örgütü PKK'ya diğer tarafta da sivilleri, bizleri sizleri ve geleceğimizi güvenlik altına almaya çalışan ve seçtiğimiz insanlardan emir alan güvenlik güçleri. Birg ün de Birgün gaztesi şu PKK'yı lanetlesin, terörü lanetlesin de biz de alkışlayalım. Yoksa bu kadar katliamlar yapan cinayet şebekesine bir çift söyleyemeyen Birgün'ün ağzına "barış" kelimesi hiç yakışmıyor. "Öldürmeyin" temennisi de inandırıcı gelmiyor. Bu yüzden yazınızda sunmuş olduğunuz bakış açınızı kapsayıcı bulmadığımı, açıklayıcı olmadığını ve (istemeden de olsa) yanlış yönlendirmeci olduğunu düşünüyorum. iyi çalışmalar diliyorum.

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.