Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

08.11.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Geçiniz bu toprak meselesini!

Adı İsmail’di...

Londra’da tanıştık... Daha önce de bahsettim kendisinden...

“Lakabım var” demişti bir gün... Ayıptır söylemesi, “B.k İsmail” diyorlardı...

Neden?

E hijyene pek önem vermiyordu...

Okumamıştı. Kendi deyişiyle, “okutulmamıştı”...

Ama cin gibiydi... Bet olayına, kumara çok düşkündü.

O gün, ne iş bulursa çalışırdı.

Güney Kıbrıs’tan İngiltere’ye gelmişti. Sığınmacıydı...

Evet, Kıbrıslı Türk’tü...

1974’te mücahitti.

Hiç mücahit puanı alamadı.

Göçmen değildi. Ev de alamadı.

Çok yoksuldu.

Bir annesi vardı yanında.

Güneye kaçarken de götürmüştü, İngiltere’ye sığınırken de!

KKTC’yi yönetenlerden nefret ediyordu. Yürüyor, duruyor, kızıyordu...

Sövüyordu da!

Kendisine ve annesine ev verilmediğinden yakınıyordu.

Türkiye’den gelen göçmenlere neden verildi?

Bana neden verilmedi?

Beni neden kovdular?

Sorular bunlardı...

Beddua, beddua, beddua...

Biliyor musunuz, inanmam böyle şeylere ama çoğu ismin ciddi sağlık sıkıntısı yaşamasında, “acaba İsmail gibilerin bedduaları mı kabul gördü?” sorusunu hep sorarım!

“Bu Allah gollifa yemez!” sözü de İsmail’indi.

Annesi her şeyiydi. Ciddi demans hastalığı vardı ama oradaydı.

Bir gün Londra’da çalıştığım yere gelmişti.

Nasıl ağlıyordu, anlatamam.

Annesi ölmüştü...

Ve gömecek kimse de yoktu.

Hemen, ünlü mezarcı merhum Ramadan Güney’i aramıştım.

Belediye masrafı karşıladı, Ramadan amca mezarı hazırladı.

Gittik.

Ben, İsmail ve Ramadan Güney...

Tabutu kim taşıyacak?

İsmail, “ben anacığımı toprağa veremem” dedi, gitti yağmurdan da korunmak için bir ağacın altına oturup bizi izlemeye başladı.

Rahmetlik Ramadan amca ve ben, iki kişi, tabutu mezara indirdik.

Çamurun içindeydim.

Küçük bir dozerle, toprağı örttük.

Sonra İsmail’i pek görmedim.

-*-*-

Dün sabah, 1931 doğumlu, Mennoyalı Müsteyde teyze canlı yayına telefonla bağlandı.

“Ma nedir ki topraktan bahseder bu insanlar?” diyerek resmen harika bir ders verdi...

Nenesinden kalan toprağı, fabrikada çalışarak nasıl kurtardıklarını anlattı.

Dört yaşında annesini 14 yaşında babasını kaybetti Müsteyde teyze...

Tarihleri tek tek biliyor...

Larnaka’da bir ev, Aleminyo ve Anafodiya yolları üzerinde, ama Mennoya’da 80 dönüm artı 10 dönüm mülkü var...

Biri çağırmış, feragat etmelerini istemiş!

“Ben o toprağı borçtan kurtarmak için senelerce fabrikada çalıştım neden feragat edeyim ki” dedi. O zaman da söylemiş.

1940’ta İkinci Dünya Savaşı’nı, o korkunç siren seslerini hatırlıyor...

Ve sonrasındaki savaşları.

Hepsini...

Ve soruyor programın sonunda, “Ama bunlar savaş ister?”

-*-*-

Bu ülkeyi yönetemedik.

1974 sonrası iktidara gelen tüm hükümetler, sadece kendilerini ve kendilerine oy veren yakınlarını düşündü.

Mallar kapişari edildi.

Hakkı olmayan, hem de zerre yasal hakkı bulunmayan on binlerce kişiye, ileride ciddi sorunlar çıkacağı bilinerek mülk dağıtıldı.

Oktay Feridun ve Zaim Necatigil’in uyarıları vardı.

Ganimetçiler dikkate almadı. Şimdi de faşistleri “aman da Rum toprağımızı alacak” diye, sokağa salıyorlar!

Kardeşim, “mülkiyet hakkı bireyseldir”...

Siz ona buna kapişari ettiniz diye ve 42 senedir de üzerinde oturuyorsunuz diye o mülk sizin olmaz. Ancak, “kararını verme hakkınız” belki tanırlar. Yani ilk kararı siz verirsiniz ve dersiniz ki, “ben bu malı yasal sahibine iade ediyorum, ya da satın almak istiyorum ya da Güney’deki malımla takas edeceğim”...

Ötesi yok!

-*-*-

Efendim peki Türkiye’den gelen göçmen ne yapacak?

Adana’dan, Trabzon’dan mı takas yapacak?

Yapamaz!

O zaman iade edecek veya tazminatını bir şekilde ya ödeyecek, ya da birilerine ödetecek!

Bunun başka yolu yok!

“42 senedir üzerine oturuyorum, o yüzden bu mal benimdir” diyemezsiniz.

Savaşla, silahla, topla, tüfekle, kanla mülk sahibi olunmaz!

Sadece parayla, takasla olunur!

Ya takas edersiniz, ya parasını ödersiniz ya da geri verirsiniz...

Yoktur başka şansınız!

-*-*-

Kısacası, “Akıncı Rumlara yalvarıyor, Rum liderliği, Kilisesi, ELAM’ı şunu yapıyor, bunu yapıyor, vay da bizi istemiyorlar, aman da bizi kesecekler” diye sıkıntıya girmenize hiç gerek yok!

Çözüm istiyor musunuz istemiyor musunuz?

Her ikisi birden olmaz!

Çözüm istiyorsanız, toprak ve mülkiyet sorunu aşılmalıdır.

Zaten kendi içimizde yüzümüze gözümüze bulaştırdık.

Çaldık, yedik, yuttuk.

Hakkı olduğu halde bir ok insanı, “eşdeğer” dediğimiz şeyden mahrum bıraktık; hiç hakkı olmayanlara dönümleri dağıttık!

-*-*-

Çözüm, çözüm, çözüm...

Yoktur başka şansımız!

Ve kıyamete kadar da olmayacaktır!

Ha kıyamet gününde de açık söyleyeyim, eğer 2012 filmi biraz doğruysa, çalıntı toprağı beraber götüremeyeceksiniz... Suya gömülecekler! (İzlemeyenler, izlesin belki bu saçma toprak kavgasından vazgeçer!)

Dönmek isteyen olursa o ayrı mesele!

Efendim, çözüm olursa, Türkiye’den gelen göçmenlerin tümü ülkelerine geri gönderilecek!

Hade yahu!

Nasıl yani?

Gemiye yüklenip, insanlar zorla sınır dışı mı edilecek?

Bunun fiziken, hukuken ve insan hakları adına ihtimali sıfırdır.

Dönmek isteyen olursa, elbette dönecek.

Zaten birçok Türkiye göçmeni kardeşimizin Anavatan’da yatırımı da var... Evi de... Hatta yaylada yazlığı da...

Bir bir daha iki... Hiç bir KKTC yurttaşı geri gitmeyecek. “Gidecek” diyen yalan söyler.

Gün ışığından daha az faydalanma!

Sabah hava kaçta ağarıyor!

Ava mı gidiyorsun?

Şafak kaçta söküyor?

Keklikler nerede sindi?

O değil kardeşim!

Peki nedir?

Sana ne güneş kaçta doğar?

Kutuplarda 6 ay hep karanlık!

Kardeşim, burası Kuzey Kutup değil, Kuzey Kıbrıs!

Saatleri geri almadık ya; hani Ankara'ya uyum meselesi...

Evet, almadık!

Ama çocuklar sabah karanlıkta yollarda!

Lamba da yok!

Karanlıkta gidip, karanlıkta geliyor çocuklar!

Çalışanlar da öyle!

Eskiden bu geri çekme ve ileri alma uygulamalarında gerekçe neydi?

"Gün ışığından daha çok faydalanma!".

E ne yani, bunca yıldır bize yalan mı söyleniyordu?

Şimdi mi doğru oldu?

Düzelttik yani diyorsun!

Evet, dümdüz ettik! Şimdi "KARANLIK"tan daha çok faydalanıyoruz!

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.