KıbrısFm
Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

16.12.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Gerçekleri bilmek, çözümün kendisidir

Başbakan Hüseyin Özgürgün'ün, dün medyaya yansıyan bir açıklaması vardı... "KKTC, Anavatan Türkiye kamuoyuna doğru bir şekilde aktarılmalı"...

Başbakan'ın bu açıklamasına yüzde yüz katılıyorum.

Türkiye kamuoyu, Kıbrıs gerçeğini bilmiyor...

Kıbrıs sorununun ne olduğu konusunda, CHP'nin bildiği kadarını biliyor.

Ne acı ama değil mi?

1974 Harekâtı'na imza atan CHP, Kıbrıs sorununa, "... Tayyip Erdoğan, kanla aldığımız topraklarımızı verebilir" gözlükleriyle bakıyor.

Yüzde yüz hata!

Yüzde yüz hamaset!

Yüzde yüz çözüm düşmanlığı!

Ve yüzde yüz popülizm!

Başbakan Özgürgün'ün asıl üzerinde durduğu veya durmak istediği, KKTC'nin Türkiye kamuoyunda karalanıyor oluşudur belki ama asıl önemli olan, Kıbrıs sorununun Türkiye'de zerre bilinmediğidir.

Ancak bunun çok ötesinde, Kıbrıs sorunu, KKTC'de ne kadar iyi bilinmektedir?

Veya şu soruyu da sorabiliriz: Kıbrıs sorunu, Güneyde ne kadar doğru anlatılmaktadır?

Çözümsüzlüğün en temelinde yatan sıkıntı "milliyetçilik perdesi arkasındaki kişisel çıkarlar" olmakla birlikte, çözümün önündeki en ciddi engel, sorunun yıllarca iki topluma da, anavatanlara da hep hatalı aktarılmasıdır.

Soğuk savaş döneminde, Türk ve Elen propagandası, dezenformasyonu ve manipülasyonu herhalde Dünyanın hiç bir ülkesinde bu kadar başarılı bir şekilde kullanamamıştır.

O kadar ki, yıllarca hem birbirilerini hem de kendi kendilerini öldüren milliyetçi örgütler, "hep haklı" pozisyondadır...

Bugüne kadar "çok hata yaptık yahu" diye açıklama yapan ne TMT'ci ne de EOKA'cı vardır... Bir kaç istisnayı saymayın sakın...

Oysa EOKA da TMT de, hata yaptıkları çok noktalar olduğunu bilenlerle doludur... Ancak propaganda o kadar güçlüdür ki, "hata yaptık" diyen, "hain" noktasına varacağı için, hep susmayı tercih etmiştir...

Amacım, TMT veya EOKA'yı karalamak değil.

O günlerin şartlarında, o günlerin milliyetçiliği belki o yapılanları gerektiriyor olabilirdi...

Saygı duymam ama durup da uğraşacak değilim.

Mesele, milliyetçiliğin ırkçılığa dönüşmüş ve düşmanlıkla şekillenmiş halinin başımıza hiç iyi şeyler getirmediği hep kötü işler açtığıdır.

En azından bundan sonra aynı şekilde davranmayalım diyorum... Ama kolay mı?

Kolay mı bunca yılın yalanlarını düzeltebilmek?

CHP örneği gayet açık...

Sosyal demokrat, hümanist, ilerici, solcu, adaletten, sosyal adaletten yana, bir partinin duruşu çok basit ve açıklayıcı bir örnektir!

CHP'ye bakarak Anadolu insanının Kıbrıs sorununa nasıl baktığını görebilirsiniz...

Mesela Amerika - İngiltere gibi ülkelerin Orta Doğu ve Doğu Akdeniz'deki çıkarları falan, bu insanlarımızın zerre umurunda değildir.

Aynı hata, Halep veya o bölgeyle ilgili de yapılıyor.

Meseleye "duygusal" yaklaşılıyor, çıkarlarla yanlış bilgiler kucaklaştığı zaman da milliyetçi histeri oluşuyor ve haliyle "çatışma" tercih edilebiliyor...

Evet; Kıbrıs gerçeği, Türkiye'de doğru bilinmiyor... Propaganda o kadar etkili olmuş ki, Ada'nın en azından yarısının Türklere veya Türkiye'ye ait bir "mülk" olduğu pompalanıyor...

Kıbrıs sorununun da, zavallı Kıbrıslı Türk kardeşlerimizi yok etmek için saldıran Elenlerin balattığı bir sorun olduğu üzerinde duruluyor.

Başbakan'ın dediği gibi, gelin gerçekleri herkese anlatalım.

Gelin, bunun bir Amerikan - İngiliz ve tabii ki tüm diğer büyük ağabeylerin çıkarları ile bağlantılı, son derece hatalı bir oyun olduğunu; insanların birbirilerini öldürmelerine hiç gerek olmadığını Anadolu'nun güzel insanları iyice öğrensin...

İşimize gelmiyor değil mi?

Hiç merak ettiniz mi?

Fransa'da neden etnik savaş yok?

İspanya'ya neden kimse müdahale etmiyor?

İskoçya ve İngiltere neden savaşmıyor?

Belçika'da ayrılmayı gündeme getiren Flamanlar ve Fransızca konuşanlar neden birbirini kesmiyor?

İsviçre'de beş federal kanton ya da devletçik neden birbirine hırlamıyor?

Ve neden Irak bölünüyor?

Neden Suriye bölünüyor?

İsrail devleti neden Norveç'te kurulmadı?

Veya Amerika, İsrail devletini çok seviyorsaydı; İngiltere'nin de katkısıyla, neden bütün İsrailliler, Hollywood'a götürülmüyor?

Neden Mısır, Libya, Tunus darmadağın?

Neden Texas ayrı ve bağımsız bir devlet olmasın?

Neden Kuzey İrlanda, Galler ve İskoçya bağımsız devletlere dönüşmesin?

Kıbrıs'ın birleşmesini isteyen İngiltere, Kuzey İrlanda'yı neden İrlanda ile birleştirmek için aynı çabayı harcamasın?

Yukarıdaki konuyla bunların ne alakası var demeyin!

Gerçekleri bilmek çok önemlidir.

Emperyalizmin ne olduğunu, ülkelerin asıl amaçlarını, petrolü, doğal gazı nasıl yutmak istediklerini... Ticaret yollarını neden ellerinde tutmak istediklerini... Neden İsrail devletinin Filistin toprakları üzerine kurulduğunu, Mısır'ın neden dövüldüğünü, Libya'nın neden vurulduğunu bilmek lazım...

Birbirinden dibine kadar huylanan Katoliklerle Ortodoksların neden asırlardır hiç savaşmadıklarını ama Sünni ve Şii'lerin birbirini kırdığını...

İşimize geldiği gibi değil ama...

Apaçık...

Kıbrıs'ta tüm gerçekleri bilen iki toplum, kardeş gibi yaşamanın çok kolay ve çok avantajlı olduğunu da bilir.

Ama bilmeyen, çıkarı peşinde, kavga eder, sonuçta toptan kaybeder...

***

Karmakarışık bir yazı, ama yine de okuyun!

Ersin Tatar... UBP Lefkoşa Milletvekili... KIBRIS TV'de dün sabah konuğumdu...

Bütçe'yi anlattı... 2017 Bütçesi'ni... Bu bütçenin tahminlerden oluştuğunu aktarırken, "aslında bakanlıkların talepleri 10 milyar TL kadardı ama bütçe 5 milyar TL" yorumunu yaptı.

Yani, iyi şeyler için bu bütçe yetersiz...

Toplam yerel gelirlerimizin 2017'de 3,6 milyar TL olacağını belirtti ve bunun, aslında önemli olduğuna vurgu yaptı... Ancak yetersiz, hem de çok yetersiz olduğunu kabul etti.

Vergi adaletsizliğini de onayladı ve bu konuda başarılı olunamadığını, tabii ki haklı bazı mazeretlerle dile getirdi.

Dövizdeki artışın bu bütçe tahminlerini daha şimdiden zora soktuğunu da kabul etti...

Vergi konusunda kendi bakanlığı döneminde de "bazı baskılar" aldığını itiraf etti... Ancak, "bakan baskı alsa da vergi dairesine müdahale edip bir kişinin vergisini değiştiremez, değiştirmez" dedi... Ancak, baskı olduğunu itiraf etmesi bana göre çarpıcıydı.

Ersin Tatar, bence çok mantıklı endişelerden de söz etti...

Mesela, olası bir çözümden en büyük endişesini aktarırken, bence dürüsttü... Rumların mülklerine dönüşü meselesinde Sayın Akıncı'nın direndiğini, ancak "hukuk" gerçeğinde, bu dönüşün engellenemeyeceğini, AB gerçeğinde, Rumların satın alma, yerleşme, dolaşma özgürlüklerinin, 15 yıl içinde bizi tüketebileceğini ifade etti... Kaygısında haklı mı? Evet, kapitalizmin mevcut yapısında, serbestçe satın alacak olan, 10 bin eden toprağa 50 bin de verebilir ve bizi satın alabilir...

Satmayın o zaman!

Milliyetçiler nerede?

Yani... Neyse...

Bir de, mülk Rum Nigoli kardeşe aitse, çözüm olsa da olmasa da bu değişmeyecek ki!

Bence bizi en çok bu mülk meselesi hırpalayacak!

Çünkü çok sayıda milliyetçimiz, Güneydeki mallarını satmıştır.

Yüzde 18 toprak oranımız, yüzde 15'in altındadır...

Bu satışlar olası bir çözüm sonrası devam ederse ki Tatar'ın endişesi de bu çerçevededir; o endişe haksız değildir.

Çok mu karmaşık oldu?

E bu mesele gerçekten karmaşık!

Ancak, asıl acı olan, bize ait toprağa değil, başkasının toprağına, "bir gün mutlaka global takas olacak" yalanına inanıp konmuş olmamızdır.

Oktay Feridun Başsavcı, Necat Münir Ertegün ise Yüksek Mahkeme Başkanı idi...

Ve 1975'te, Rauf Denktaş'a, "Rum mülklerine tapu vermeyin, kullananlar kira ödesin, o kira da bir bankada tutulsun" diye mektup yazmıştı.

Denktaş dinlemedi. Global takasa inandı hep… Olmadı.

Şimdi zordayız!

Çok zordayız!

Elimizde, "bize ait olmayan mülkler" in gitmesi korkusu nedeniyle de tüm geleceğimizi mahvetme riskimiz var!

Bu yüzden "hayır" diyecek çok insan olabilir.

Üstüne, bir de Türkiye'deki CHP gibi "Kıbrıs cahili" güçler, aşırı milliyetçilik de yüklenirse, sonuç "tenekeden zurna" olabilir.

Üzgünüm ama böyle...

Haaa sonuç mu; toprağımıza sahip çıkıp (Ama bize ait olanlara)- iadeye - takasa - tazminata inanıp, olası bir referanduma "evet" demek, en ideal olandır.

Biliyorum, karışık bir yazı oldu; hatta karmakarışık... Ama "evet" diyelim, sanırım daha iyidir... (Diye düşünmekteyim; çünkü kefenin de cebi yok ya! Her şey para mülk değildir, insanca yaşam daha değerlidir)

***

Açık pazar mı yollar mı?

Mehmet Harmancı'yı çok severim, çok dürüst bulurum, çok iyi niyetli ve iş yapmak istediğinden emin görürüm...

Açık Pazar projesinden söz etti...

Elbette Lefkoşa'da mısmıl bir açık pazar olmalıdır.

Ama hem benim hem de bazı arkadaşlarımın naçizane bir talebi var; Sayın Başkan yollar?

Ne olacak bu Lefkoşa'nın yollarının hali?

Evet, bu konuda da iyileştirmeler var; yağmur çamur da çok ama lütfen bir şey yapın...

Yolları mazeret gösterip seyrüsefer ödemeyenlerdendim ki yanlış yaptım, vazgeçtim, artık ödeyeceğim ama ne olur siz de, bir yolunu bulup, bu yolları, çukursuzlaştırın!

Yani diyorum, açık pazar elbette olsun ama şimdilik olduğu yerde devam etse de onun parası yollara aktarılsa!

Mümkünse tabii ki!

***

Chrissy Metz...

Amerikalı 36 yaşındaki Aktris Chrissy Metz geçtiğimiz günlerde, California'nın Santa Monica kentinde düzenlenen "22nd Annual Critics' Choice Awards" adlı ödül gecesinde görüntülendi.

Çok şekerdi, çok tatlıydı, çok güzeldi.

Fotoğraf: REUTERS/Danny Moloshok

 

 

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.