KıbrısFm
Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

28.04.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Gücünüz yoksa dik duramazsınız

"Kişi olarak" Türkiye Cumhurbaşkanı'nın Başdanışmanı'nın görüş belirtme hakkı var mı?

Değil kişi olarak, "Sıfatı" veya "Unvanı" ile de görüşünü belirtmesinde bir sakınca görmüyorum...

Söyledikleri doğru mu yanlış mı?

Aşağılayıcı mı?

Değil mi?

Bu soruların yanıtları da beni ilgilendirmez.

Beni ilgilendiren, "devletlerarası ilişki"dir.

Haaa ilgili şahsın söyledikleri mi?

Maddi hatalarla dolu olsa da, içinden geçenleri söylemiş olması açısından, kutluyorum...

Bir Rum tanıdığım var...

ELAM'a oy veriyor...

Kıbrıslı Türkleri "Türk" saymıyor...

İlginç bir karakter...

Ama parmağının arkasına hiç saklanmıyor.

Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bir Elen Cumhuriyeti olduğunu söylüyor.

Türkiye'deki başdanışmanın meseleye bakışı ile Rum tanıdığımın bakışı "aynı kafanın" bakışıdır.

İşin en acı tarafı nedir biliyor musunuz?

İkisinin bakış açılarının kapsama alanında bizim yer almıyor oluşumuzdur!

-*-*-

Neyse!

Bir kişi çıkmış televizyon, şu ya da bu sebeple, belki derin amaçları olan bir tavırla, belki tamamen boş kafa ve çok eksik - yanlış bilgilerle, bir şeyler söylemiş...

Birincisi, bu kişinin resmi bir unvanı olduğu için, en başta da belirttiğimiz gibi, "devletlerarası ilişki" ve "mütekabiliyet" esası gereği, "devlete hakaret" içeren sözlerinin sorgulanması gerekirdi.

Nasıl mı?

KKTC'nin bir dışişleri bakanı var değil mi?

Var!

KKTC'nin dışişleri bakanı, geçenlerde Katar falan dolaşıyordu... Çok önemli temaslar yaptı... Arap kardeşlerimizin ticaret ve turizm örgütlerinin başkan yardımcıları ile falan görüştü!

Mütekabiliyet yerlerde süründü ama sorun yok!

"Kabul etti" de değildi temasları. "Görüştü"...

Biz eleştirdik diye az kalsın "suçlu" olacaktık.

Evet, KKTC'nin dışişlerinden sorumlu bakanı, Türkiye'nin KKTC'deki Büyükelçisi'ni resmi olarak makamına davet eder; devletin rahatsızlığını bildirirdi... Gayet kibar bir şekilde...

İki dost ülkeyiz sonuçta...

-*-*-

Bakın, "bir başdanışman", elbette "bir bakanın" muhatabı değildir.

Ama burada aslolan, devletin başkanının başdanışmanı olan kişinin, bir başka devletle ilgili sarf etmiş olduğu aşağılayıcı sözlerdir...

Eğer devlet bu resmi sıfatlı kişiye devlet olarak resmi yanıt vermezse, devlet değildir.

Serdar Denktaş, mektup yazdı...

Başbakanlık da açıklama yaptı.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü de...

Ama, devlet, resmen sormadı!

-*-*-

Ve son olarak gelelim sözlere.

Ben şahsen rahatsız olmadım.

Müstahak açısından meseleye bakıyorum.

1958'den beri Kıbrıs Türk toplumunun yönetilmesine sesini çıkarmayan birden fazla nesil hayattadır...

Bu kişi, gayet rahat bir şekilde çıkıp, bu söylediklerini rahatlıkla söyleyebilir.

Üstelik, "Bizim suyumuzu içiyorlar, Başbakan'ın, Cumhurbaşkanı'nın, vekillerin, bakanların maaşlarını biz veriyoruz" dendiğinde neden bozuluyorsunuz?

Bozuluyorsanız, "Ne paranı ne askerini" diye görüş belirtenlere neden bozuluyorsunuz?

Yani parayı veren, aşağılamayı yapacak...

-*-*-

"Ben sana para veriyorum, yardım ediyorum, benim istediğim şekilde bir yaşamın olacak"...

Bu tavır, IMF'nin, Dünya Bankası'nın, Türkiye'nin veya çooook daha yakına baktığınız zaman, birçoğumuzun ailelerinin bile tavrı değil mi?

-*-*-

Gücünüz varsa, dik duracaksınız.

Yoksa, eğileceksiniz...

Borudur işimiz!

İşimiz borudur, boru!

Çok severim bu lafı!

Sanırım, "işimiz boş, içimiz boş" anlamına geliyor.

Halk arasında, "zurnadır işin" diyenler da oluyor bazen...

Oysa zurna, bir müzik aleti; sanatla kucaklaştırın, pek de "boş iş" anlamı vermez gibime geliyor.

"Boru" daha iyi anlatıyor!

Mesela, "çözüm olmazsa, işimiz boru" diyebilirim.

Ki olmayacak gibi duruyor.

Veya çevremizdeki "çevreler", çözümden çok farklı şeyler anlıyor.

Mesela Türkiye'deki başdanışman ve onun gibi belki de milyonlarcası, "çözüm" dendiğinde, "82'nci il" gözüyle bakıyor.

Evet, bu da bir çözüm modeli!

Veya, "Tayvan işi"... Tayvan modeli!

Olmadı, bizim savunduğumuz "iki bölgeli, iki toplumlu federasyon"...

Ya da Akıncı'nın da geldiği, "yolumuza devam ederiz" modeli...

Yolumuz mu?

Sanırım, "KKTC'nin mevcut şekliyle devamı"...

Neden olmasın?

Ama bizi tanımayacaklar!

Olsun!

Dün sabah Serdar Denktaş KIBRIS TV'de konuğumdu ve özetle dedi ki, "Dış ilişkilerimizi şimdi olduğu gibi TC aracılığı ile yürütürüz, savunma ve güvenlik anlaşması imzalarız, 85 milyonluk pazardan yararlanırız, Rum işadamlarına da gelin Kuzey’de iş kurun der aynı pazara katarız"...

Neden olmasın?

Ama işin acı tarafı ne biliyor musunuz?

Rum tarafının planlarında da Türkiye'nin planlarında da sanki "yokmuşuz" gibi geliyor bana...

Herkes, kendi çıkarına çekiyor; bizi sallamıyor diye düşünüyorum!

Bu yüzden "işimiz boru" diyorum!

Umarım haksızım!

Para ve korku!

Kız bir gün eve gelmiş ve annesine babasına “hamileyim” demiş...

Aman Allahım! Kıyamet kopmuş!

Baba kim?

Kız, bir telefon açmış, on dakika sonra kapının önünde bir Ferrari durmuş...

Dünyanın en yakışıklı erkeklerinden biri inmiş arabadan. Eve gelmiş...

Kadının adamın ellerini öpmüş...

Ve başlamış konuşmaya:

Çok üzgünüm, kızınızla evlenemem ama çocuk erkek olursa adına bankaya 20 milyon TL koyacağım. Çocuk kız olursa, bankaya 18 milyon TL koyacağım. Her durumda, kızınıza bir ev satın alacağım ve çocuklar18 yaşına gelene kadar iki bakıcı yanında duracak... Ancak kızınız düşük yaparsa...”

Bu sırada baba lafa girmiş, “bir daha denersiniz oğlum” demiş.

-*-*-

Ve kıç korkusu...

Ülkenin birinde üç cuma arka arkaya camiye gitmeyen erkekler idam ediliyormuş... Ancak yasa gereği idamdan önce üç talebi yerine getiriliyormuş.

Bir adam da üç hafta üst üste cumayı kaçırmış...

İdam edilecek...

İlk isteğini sormuşlar...

“Vezirin hanımı ile sevişmek istiyorum” demiş...

Bre aman zaman...

Yasa gereği vezir “tamam” demiş.

Peki ikinci istek?

“Padişahın karısı ile de...” demiş...

Bre aman zaman!

Yasa böyle demişler. Padişahsa padişah... Baskı var kabul edecek ve etmiş...

Sonra üçüncü tercihe gelmiş sıra...

Adam, üçüncü tercihini söylemeden, bir padişaha bir vezire, sonra yine bir padişaha bir vezire bakmış. İkisini de süzerken, vezir, “Padişahım, ben bu adamı geçen cuma camide gördüm, yanımdaydı” demiş. Padişah, “iyi hatırlattın vezirim yahu aramızda değil miydi?” demiş...

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.