HUNKAR SAG GIYDIRME
8 MART ÖZEL
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

17.09.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Güneş gitti, soğuk ve yağmurlu Canterbury’deyiz!

Bu satırlar sizin tarafınızdan okunurken, ben tam 49 yaşında oluyorum... Bugün benim doğum günüm... Babam hayatta ve 74 yaşında... 34 senedir de emekli...

Girmeyelim bu konuya... Yazı dizisine döndü bizim sayfa... İngiltere’yi anlatmaya devam edelim...

Londra ile başladık, dün Canterbury kentine geldik...

Buralar, üniversite kenti veya kasabası... Veya şehri... Ne bileyim çözemedim...

Şehir diyelim...

Anglikan Kilisesi’nin merkezi...

Kuzey Londra’dan bir buçuk saat... Ama düşünün, Güney Londra – Kuzey Londra arası bol trafikli bir günde 2 saati aşıyor... Dolayısıyla, uzak değil diyelim...

Evler en az 600 yıllık... Veya bir düzeltme yaparsam; 600 yıllık evlerin etrafına yanına yapılan tüm evler, 600 yıllıklara benzemek zorunda... En azından dıştan...

Bir pubtan yazıyorum bu yazıyı... 1500’den beri pub!

İnanılmaz tarihi bir görüntü... Dayanılmaz bir çevre temizliği... Hiç alışık değilim; ne olur bir kola tenekesi görsem!

Evet, gezdiğim, gördüğüm yerleri anlatacağım ya!

Lefkoşa gibi düşünün Canterbury kentini...

UKÜ, YDÜ, KAÜ, Akdeniz Karpaz üniversiteleri var ya... O’nun gibi...

Kent Üniversitesi yanında bir kaç tane daha var... GAÜ’nün de burada kampusu bulunuyor... Gördüm... En azından “tabelası”nı fark ettim... Vaktim olsa gidip bakacaktım...

Kent Üniversitesi, dev bir orman içerisinde. Alabildiğince yeşil, alabildiğince ağaç...

Pırıl pırıl otobüsler...

Kibar, güzel insanlar...

Turkish shish kebap mevcut!

 

-*-*-

 

Efendim katedrali falan anlatmak günler alabilir...

Oğlum, “güzel bir yerde” okuyacak.

Kebap, bira, restoranlar, publar Londra’nın neredeyse yarı fiyatına... Ulaşım da öyle... Otobüsler daha ucuz...

Ve Londra’ya göre çok küçük; çok daha yaşanır bir yer...

Bir ekleme daha, çok sayıda Kıbrıslı çocuğumuz burada okuyor...

Bu arada, kentin ilk Türk kebap dükkanı sahibi... Kıbrıslı... Ve Yeşilırmaklı...

Numan Şerifali buralara geldiğinde, yıl 1986’ymış ve tek kebapçı yokmuş...

Publar 10.30 – 11.00 kapandığı anda da şehirde tek kişi kalmıyormuş...

Şimdi en az 20 kebapçı var...

Numan Şerifali’nin kebap dükkanları yanında başka yatırımları da söz konusu... Buraların sevilen bir Kıbrıslısı... Sevilen bir insanı...

 

-*-*-

 

Haaa, unutuyordum; Çarşamba geldik, hiç oturamadık, oğlanın işlerini, yazışmalarını, bankalarını hallettik. Perşembe kızı havaalanından aldık. Stansted’ten Güney Londra’ya gidip dönene kadar 8 saatimiz geçti...

Hava pırıl pırıldı... Güneş, Kıbrıs’ı aratmayacak kadar güzeldi... Parklar cıvıl cıvıldı...

Dün sabah karanlığa uyandık...

İşte Londra!

İşte İngiltere!

Sisli, boğuk, basık, kasvetli!

Asla yaşayamam!

Baktığımda 200 metreyi göremiyorsunuz... Oysa şu anda ne güzeldir Kıbrıs!

Girne’den bak, 40 mil ötedeki Torosları gör! Misler gibi!

“Oturun oturduğunuz yerde; bize göre değil buraları” diyeceğim ama ne yazık ki çözüm olmazsa, Kıbrıs sorunu çözülmezse, buralara sanırım “mahkum” olacağız...

Mini cab şoförlüğü yapacak çoğumuz...

Ciddiyim!

Ve çok erken öleceğiz!

 

-*-*-

 

City of Canterbury... Şehrin asıl adı bu... Kent bölgesinin “merkezi”...

İngiltere’nin en çok turist çeken kentlerinden biri... UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası kabul ediliyor... Ve demiştik, yine diyelim, acayip korunuyor...

1600’lerden kalma bir binanın sahibi ile tanıştık... “İzinsiz tek bir çivi çaktığım anda başım derttedir” dedi...

“Aynı biz” dedim... Adam, “what!” diye yüzüme baktı... Allah’tan pek KKTC’yi bilmiyordu...

Kentin ortasından Stour isimli bir nehir geçiyor... Olmaz böyle bir güzellik...

Anglikan Kilisesi veya Church of England’ın başı olan Canterbury Başpiskoposu, ya da İngilizce adıyla Archbihsop of Canterbury, burada kalıyor... Şehirdeki katedral adeta “hacı olmak isteyen” Anglikanların ziyaret merkezi... Bir başka ifadeyle, “Anglikanların Mekke’si”... Daha açıklayıcı oldu sanırım.

Şehrin ekonomisi tamamen turizme dayanıyor...

Küçücük küçücük evler var...

Peki zenginler?

Zenginler, çevredeki küçük köylerdeki büyük evlerde yaşıyor...

Şehir içindeki evlerin çoğu öğrencilere veya turistlere kiralanıyor...

Evet, turizm kenti ama örneğin büyük büyük çirkin çirkin oteller yok...

Gelin “Girne”yi buna benzetelim!

İmkansız!

Çünkü Girne’yi çoktan “kendimize” benzettik.

Peki eski Lefkoşa?

Yani suriçi?

Birilerinin gelip buraları görmesi ve nasıl, ne biçim uygulamalar yapıldığını anlaması lazım!

Mesela, evlerin kapı önlerinde asılı tek çamaşır yok!

Yollarda salma sulama çocuklar dolaşmıyor!

Her eski bina, her tarihi parça titizlikle korunuyor.

Duvarlara uydu anteni asmak yasak.

Yollar, yaya geçitleri, yaya yolları özel taşlarla donatılmış...

Lefkoşa mı?

Bence Lefkoşa’da, Canterbury’yi yerle bir edecek potansiyel mevcut... Yeter ki o bilinç bizde de olsun...

Çok hoyratça yıkıyoruz ülkemizi...

Tek bir kerpiç evimiz kalmadı... Taş evleri korumuyoruz...

Luricina yıkıldı, yıkılıyor, babamın doğduğu köy Kurutepe’deki taş evler, kaç yüz yıllık? Askeri bölge oraları!

Yani, insanın aklına bunlar geliyor...

Neden bizim ülkemiz pis?

Neden bizim ülkemizde tarihe, geçmişe, bu kadar kötü davranılıyor?

Buralara gelmek mi lazım bunları hatırlamak için?

Neden KKTC’de çöp sorunu var, buralarda yok?

Neden buraları gezen hiç bir kimse yere çöp atmıyor, ay çekirdeği çıtlatamıyor?

Neden?

Çünkü; insanlar buralara “evim” diyerek sahip çıkıyor.

Gözü gibi bakıyor.

Özü gibi seviyor.

 

-*-*-

Festivaller düzenleniyor... Katedral ziyaretleri herkese duyuruluyor... Çeşitli turistik aktiviteler, müzeler var... Hatta bira yapım yerini turistlere gezdirip tattırıyorlar...

Bunları yaparken, para kazanıyorlar... Ve insanları mutlu etmeye çalışıyorlar...

Bir uyum, bir planlama ve zamanı çok iyi seçme gibi uzun süre kafa yordukları şeyler var...

Her şeyi pazarlıyorlar...

Dünyanın en eski okulu burada mesela... “King’s School” adıyla... Hâlâ yaşamını sürdüren Dünya’nın en eski okulu...

Okula kayıt yatırma konusunda ilgiliyseniz ve bir form doldurup bu ilginizi belirtecekseniz 200 sterlin ödemeniz gerekiyor.

Okul özel... Her dönemi günlük okula gidip gece eve dönen öğrenciler için 20 bin sterlin yılda... Eğer yatılı kalacaksanız, 24 bin Sterlin civarında.

Bize göre mi?

Çok pahalı evet!

Zaten herkesi de almıyorlar... Yani “çok paranız var” diyerek bu okula giremezsiniz...

Evet, hâlâ buralardayız...

Bugün, “yurt” kaydımız var...

Gezmeye, anlatmaya devam...

Bu arada unutmuştum; “çözüm oldu mu Kıbrıs’ta?”...

Pek umurumda değil de buralarda!

Hazırlıklarımı yaptım...

Mini cab şoförlüğü, çözümsüzlük sonrası yeni mesleğim diye planlıyorum!

Şaka canım şaka!

Mandra bile olsa, memleketim memleketim!

Yani, Serhat kulunuza Canterbury’yi vermişler; “Limnidi Limnidi” demiş!..

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.