KıbrısFm
Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

04.05.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

İdam cezası!

Evet, beni sanal ortamda linç edin!

Evet, Facebook'ta yazın ve deyin ki, "Serhat İncirli idamı savunuyor"...

Evet, daha önce de savundum...

Çocuk katillerinin, çocuk istismarcılarının, özelde çocuk tecavüzcülerinin, genelde tecavüzcülerin tümünün, suçlu bulundukları anda ipte sallandırılmaları gerektiği inancındayım!

Yani sen, küçük bir kız çocuğunu dayaktan geberteceksin, tecavüz etmeye çalışacaksın ve asılmayacak mısın?

Neden?

Islah mı edilmen gerekiyor?

Kardeşim, neyi, kimi, nasıl ıslah ediyorsunuz?

Turizm açısından fiyasko.

Ülkemiz adına rezalet.

İnsanlık adına utanç.

Bu nasıl bir ruh halidir?

Bu nasıl bir akıl sağlığıdır?

Bu nasıl bir kültürdür?

Zorla bir kıza tecavüz etmek nasıl bir keyiftir?

Bu keyfi alabilen birini asmamak, insanlığa yapılacak bir suçtur!

-*-*-

Mesele insanların siyasi düşünceleri nedeniyle asılması değildir.

Mesele, hırsızlık, dolandırıcılık da değildir!

Utanç verici suç işleyenlerin ıslah olacağına dair tek küçük inancım yoktur.

Mesele budur.

Dilediğiniz kadar beni suçlayabilirsiniz!

Ama önce o kız çocuğunun babası - annesi yerine koyun kendinizi!

-*-*-

Efendim, başka ülkelerde de oluyor!  Bu kadar abartmaman lazım!

Başka ülkelerde olacaksa olsun!

Ama bizde olmamalı!

Abartmıyorum!

Bu konu bizim için çok önemli, ciddiye almamız gerekir diyorum...

Dikkat çekmeye çalışıyorum!

Bu haber duyulacak tabii ki başka ülkelerde...

Ayrıca, insanlık bir yana; bu büyük suçun kirini temizlemek ve "barbar" sıfatından kurtulmak için ne milyonlar, ne reklam kampanyaları harcanması gerekecek, onu anlatmak istiyorum...

Akıncılar yolu

Akıncılar'da bir program çekimi yapacaktık... Kameraman arkadaşla ikimiz Lefkoşa'dan yola koyulduk, yavaş yavaş köye doğru yol aldık...

Randevu saatimize daha çok vardı ama gitmişken biraz köyü dolaşırız diye düşünmüştüm.

Ercan Havaalanı'ndan sonraki köyün girişinde askerin nizamiyesi vardı...

Arabamız kontrol edilir, bir kimlik bırakıp geçerdik.

Hah!

Kimlik!

Bende yok, cüzdanı gazetede bıraktım!

Abi bende de yok!

Kapıdaki askere yalvarıyoruz...

Diz çökmeye kadar getireceğiz meseleyi!

"Giremezsiniz!"...

-*-*-

Geri döndük!

Tabii ki kabahat bizde!!!

Gazeteye geldik, kimliği aldık, bir saatten fazla zaman, yakıt tasarrufu, sinir, sara, buhran ve bunalımla geri gittik!

Nöbetçi değişmişti sanırım.

Araba yine kontrol edildi.

Kimliğimizi verdik.

Meğer bize bir kart vereceklermiş; ya biz unuttuk, almadık, ya da aldık düşürdük.

Köyü çıktık, Akıncılar'a doğru yol aldık, bir asker daha durdurdu bizi...

Canım, biliyoruz elbette orası askeri bölge.

Tamam, sıkıntı yok...

Asker elbette görevini yapıyor.

Ama bu kez, "size bir kart verilmiş olması lazım" dedi asker... E kart yok!

Hooop bekle babam bekle...

Geri dön.

Bir daha gir, kartı al, devam et...

-*-*-

Akıncılar'a girmek için kimlik göstermek ne demek?

Yıllarca bu konu eleştirildi.

Yıllarca bir yığın insan Akıncılar'a gidemedi.

Giremedi...

Kimse kılını kıpırdatamadı.

Kimse, "yapın oğlum askeri bölgenin kenarından bir yol da rahat rahat girelim bu köye" demedi. Dediyse bile beceremedi.

-*-*-

Yarın bu köye kimliksiz girişi de sağlayacak yolun açılışı var...

Bu yolun yapımını, askeri bölgenin sınırlarının değişmesini ve Akıncılar'a, belki de 1974'ten sonra ilk kez doğru dürüst bir yatırım yapılmasını sağlayanları kesinlikle kutlarım...

Belki de son yılların en anlamlı yolu, bu yoldur.

Çok gereksiz, çok utanç verici ve çok da anlamsız bir uygulama 43 yıl sonra kaldırılıyor.

Artık Akıncılar'a girerken ya da giderken, asker bizi kontrol etmeyecek, kimlik sormayacak.

Londra'daki belki de 10 binden fazla Akıncılarlı yaşıyor...

Tatile gelip de köylerini ziyaret etmek istediklerinde, "giremezsiniz" denilmeyecek.

İyi bir şey mi?

Evet, bu yol, çok iyi bir şeydir.

Ve bu yol, Özgürgün Hükümeti'nin bir başarısıdır.

-*-*-

Efendim biz de yapıyorduk, planı hazırdı ama aksilik olduydu!

Efendim bu proje aslında bize aitti!

Efendim, amma şikar iş yaptılar!

Efendim, ne yani bu da bir şey mi?

Tüm yorumlara, eleştirilere saygım sonsuz!

Ama bir bir daha iki ediyor...

Yapmadınız, yapamadınız...

Şu anda yapılmış olması, son dönemlerde, bu ülkede en moral verici işlerden biridir.

Darısı Lefkoşa Çevre Yolu'nun başına!

Darısı Lefke - Güzelyurt yolunun başına!

Beni böyle sev seveceksen!

Avrupalı anne çocuğunu diyelim ki markette, pazarda kaybetti... Ne yapar?

Elbette annedir, mutlaka panik olur...

Peki örneğin Türk anne ne yapar?

Feryat eder, ağlar, bönürür!

Avrupalı, çocuğunu bulduğu zaman ne yapar?

O'na sarılır, kucaklar, yapmaması, annenin yanından ayrılmaması gerektiğini anlatır.

Anlatmaya çalışır!

Peki Türk anne ne yapar?

Yahu, bunun fıkrası bile var... Türk anne, çocuğu öldüresiye döver!

İnkara kalkmayın! İstisnalar da kaideyi bozmuyor!

-*-*-

Bu bir "kültür" meselesidir...

Kültürün, iyisi, kötüsü, doğrusu, yanlışı yoktur.

Kültür farklıysa farklıdır.

-*-*-

Avrupalı futbol maçlarında bira içer, sosis yer... Üst sınıf oturma yerlerinde, birinci sınıf restoran hizmeti de alabilir.

KKTC'de?

KKTC'de maçlarda pasadembo yenir...

Peksemet, kabuklu fıstık ve kola. Hatta kahve... Türk kahvesi. Karton kutucuklarda...

Bu da farklı bir kültür meselesi ve sanayileşmeyle alakası olan gelişmelerdir...

Nüfusla da alakalıdır.

Avrupa'da ortalama üst seviye lig maçlarını yine ortalama 25 bin kişi izler...

Bizde bu sayı 25'tir...

-*-*-

Ama, sadece bize ait bazı kültürler de yok değildir.

Mesela Kıbrıslı pasadembo yer, Türkiyeli ay çiçeği çekirdeği, ya da ay çekirdeğini tercih eder.

Türkiyeli çekirdeği her yerde yer ve kabuklarını yediği yerden asla almaz.

Beton döken her Kıbrıslı veya Türkiyeli, mutlaka ismini yazar ve tarih koyar...

Sanat eseri muamelesi!

Serçe parmağını kulağına sokup, dakikalarca sallayan başka ulus var mı mesela çok merak ederim!

Veya, "isviçle kulak karıştıran"?

Hesap öderken nakit para kullanan ve bunu yaparken, arkasını dönen de bizleriz...

Çok merak ederim, bunun sebebi nedir?

-*-*-

Kopya çekmekle övünen, başkasının okuduğu gazeteye uzanıp okuyan, denize işeyip bunun şakasını yapan, kürdanla her yerde dişini karıştırıp çıkan parçaya bakan, sonra o parçayı yalayan, yemeğin etini en sona bırakan, dişlerinin arasında uşşşşt uşşşt diye garip nefesli sesler çıkaran, tüküren, dikkat çekmemek için elbiseyle denize giren ve tüm dikkatleri çeken, yemekte eti çatalla kesen hep biziz... Bu bizim farklı kültürümüzdür. Evet Avrupalıdan çok farklıdır. Ve kesinlikle bizim kültürümüzdür, güzeldir, iyidir...

Sorun yok...

Ama, bu kültür nedeniyle istenmemek; koymamalı bize...

Kendinden farklı olanla uyum sağlayamaz toplumlar...

Ve her toplumda, çoğunluk, insancıl solculardan oluşmaz...

Mesele istenmek ya da istenmemek değildir.

Avrupa bizi istemez!

Mesele, Avrupalı olamamaktır aslında...

Olmamak da ayıp değildir...

Efendim "Avrupa bizi almaz!"

Doğrudur ama sen de Avrupa'yı alamazsın!

Ayrıca sen Avrupa'ya uymadığın gibi Avrupa da sana uymaz!

"Beni böyle sev seveceksen!" mi diyoruz Avrupa'ya?

Sevmek sorun değil, ama kabullenmek sorundur...

Peki, girmesin mi Türkiye Avrupa Birliği'ne?

Abiiciğim, ablacııığım, o başka bir şey!

AB üyesi bir ülke olmakla Avrupalı ülke olmak çok farklı şey…

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.