Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

27.01.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

İlkesiz ve ideolojisiz siyaseti, siyaset saymam!

Ahmet Sennaroğlu, çok genç ve bence çok başarılı bir belediye başkanıdır...

Çok sempatik bir insandır...

Çok iyi ve tanınmış bir ailenin evladıdır...

Babası, bağımsız milletvekili Önder Sennaroğlu için de kişisel anlamda söyleyecek her hangi bir kötü sözüm olamaz.

Meselenin "kişilerle alakalı" olmadığını anlatmak maksadıyla böyle bir giriş yaptım.

Kişilerle bir sorunum yok...

En sevdiğim arkadaşlarım arasında, "illa ki siyasi görüşleri benimle aynı olanlar bulunacak" dediklerim de yok...

Kaldı ki en yakın arkadaşlarım galiba DP'li, UBP'li ve yanılmıyorsam TDP'lidir... Neden yanılmıyorsam TDP'li... Çünkü, "TDP'ye oy vereceğim" diyen arkadaşım da net bir karar içerisinde değildir.

Siyaseten eleştirdiğim Sayın Cumhurbaşkanı ve eşi, benim ve ailemin çok sevdiği kişilerdir...

Çok uzun yıllardır gerek mesleki, gerekse kişisel olarak tanıdığım bir çok siyasetçi için de "kötü insan" demişliğim olamaz...

Tekrar ediyorum; bizim sorunumuz "kişisel" değildir.

İlkesizliktir

İdeolojisizliktir.

Ahmet Sennaroğlu, CTP'den seçildi... İstifa etti... Şimdi UBP'ye geçti...

UBP için ne dedi?

"Atalarımın partisi"...

Ataları derken, en fazla babası ve dedesine kadar gidebilir... Çünkü dedesinin babası ve dedesinin dedesinin döneminde UBP yoktu!

Sennaroğlu'nun atalarının partisi UBP' iseydi, babası ve kendisi neden CTP' deydi?

Neden CTP' den ayrıldılar?

Neden şimdi kendisi UBP' ye geçti?

Ve neden ilk genel ya da erken seçimde de babası UBP' li olacak?

Tek yanıt var; iki kelimelik; ilkesizlik - ideolojisizlik!

Bu sadece Sennaroğlu' larının bir "sorunu" da değildir ki!

Benle "Halkın Partisi şöyle iyi, böyle iyi" diye kavga eden bir arkadaşım, UBP - DP koalisyonunun ilk makam teklifinde, partisini görmezden gelebilmiştir!

O da "atalarının partisine" mi geçti bilemem ama bu ülkede siyaset sahnesini en fazla hırpalayan, bence bu tür olaylardır.

Evet, belediye başkanlığında particilikten çok "kişi" de öne çıkıyor olabilir ama yine de hellim - ekmek yer gibi rahat ve gündelik bir olaymış gibi parti değiştirmek, "ilkesizliktir, ideolojisizliktir"...

Dünyada sağ - sol kalmadı iddiası da sadece "cehalettir"...

Şimdi, CTP' nin Sennaroğlu' nu partiye kabul etmesi, aday göstermesi ilkesizlikti. İdeolojisizlikti...

UBP' nin kabul etmesi de farksızdır.

Üstelik, "UBP' den şunu ve bunu talep ettik, bize restoranımızı kazandırdılar" diyerek, "beldemiz için kazanım" iddiasıyla parti değiştirmek, iyi bir şey değildir...

İlkesiz ve ideolojisiz siyaset olmaz.

Çok usandım bu Kıbrıs meselesinden!

"Kıbrıs'ı sattınız!"...

CHP'nin ve mesela MHP'li bazı siyasilerin Türkiye'de Ak Parti'ye yönelttiği bir eleştiridir. Ya da suçlamadır bu!

"Kıbrıs'ı verdiniz!"...

Ak Partili'ler ise kimisi "kanla aldık, ancak kanla veririz" diye "satış" iddiasını damardan yanıtlarken; kimisi, "... Türkiye, barış ve anlaşma için taviz verecek anlamını kimse çıkarmasın!" diyor.

Türkiye'nin taviz vermesi nedir?

Eğer "taviz" verilecekse, verecek olduğu söylenen taraf Türkiye midir?

Türkiye ise Kıbrıs Türk tarafı nedir?

Sayın Mustafa Akıncı kimdir, kimin temsilcisidir?

"Elbette Türkiye ile istişare edilecektir; elbette Türkiye'siz çözüm imkânsızdır"...

Ama, geldiğimiz noktada, sanırım en büyük sıkıntı, Rum tarafının muhatabının kim olduğu konusudur!

Akıncı, masada anlaşmayı yapacak olan kişidir... Yapılacak olan anlaşmayı da Akıncı'yı seçen seçmenler onaylayacak ya da onaylamayacaktır.

Akıncı, kiminle müzakere etmektedir?

Anastasiadis'le!

Anastasiadis kiminle müzakere etmektedir?

İşte bu sorunun yanıtı, net ve açık bir şekilde "Akıncı" değildir.

Ve çözüm daha da zorlaşmaktadır.

Anlaşma daha da güçlenmektedir.

Mesela Akıncı, "Kanla aldık, kanla veririz" noktasında değildir, hiç olmamıştır!

Yetki kimdedir?

Bu sorunun yanıtı zor değildir...

Ama bu sorunun yanıtını bilen herkes, çözümün imkansız olduğundan da emindir!

Dolayısıyla, açık ve de seçik bir şekilde, neden çözüm olmadığını herkes bilmektedir...

Kafa karıştırmaya da gerek yoktur!

Çözüm istiyor musunuz?

Evet istiyoruz...

Toprak vereceksiniz ve kanı karıştırmayacaksınız!

Çözüm istiyor musunuz?

Evet istiyoruz...

O zaman güvenlik ve garantiler konusunda çok ciddi geri adımlar atacaksınız...

Haaa Rumlara da sormak lazım: çözüm istiyor musunuz?

Nei, endaksi!

"Evet, tamamdır" deyip, çözümü siz de istiyorsanız, dönüşümlü başkanlığı mesela kabul edeceksiniz!

Ya da çıkıp toplumlarınıza, "gerçekleri" anlatacaksınız...

Asker çekmeyi, karşılıklı güveni, dostluğu, anlaşmayı, birlikte yaşamı, yönetimi bölüşmeyi, toprak iadesini kabul edemiyoruz... Anlaşamadık! Hade bye bye!

Herkes kendi yoluna!

Anlaşamadığınız konusunda olsun anlaşın!

Kimse de kimseyi suçlamasın!

Usandık!

Yani ben şahsen tümünüzden çok usandım!

Ne olacaksa, ne yapacaksak bilelim yani!

İçinde doğdum bu beytambal meselenin...

Bebektim kavga...

Yedi yaşındaydım savaş...

BM Genel Sekreterleri ve Ada'daki temsilcileri ile hısım akraba olmaktan da usandım!

Ne biçim bir örgüttür bu örgüt?

Ne biçim bir garagözlüktür?

Yaptırım gücü yoksa, ne işe yarar?

50'me geliyorum hala müzakereler...

Denktaş, Makarios...

Denktaş, Kiprianu...

Yattık kalktık onlar...

Bir daha uyuduk, uyandık... Kleridis, Vasiliu ve yine Denktaş...

Papadopulos, Hristofyas, biraz Talat, biraz Eroğlu, Anastasiadis ve Akıncı...

E yok artık!

Vallahi usandık; billahi usandık!

Haritalarınızdan da, güvenliğinizden de garantilerinizden de, dönüşümlü başkanlığınızdan da!

Hepsi cehenneme gitsin!

Uyandığımda, Kıbrıslı Türk ve Rumları birlikte "nümayiş" yaparken görebiliyor muyum?

"Çözüm hemen şimdi" diyorlar... EOKA'cılar, ELAM'cılar ve TMT'ciler kol kola!

(Not: Uyandım ve son iki cümlenin rüya olduğunu aktarmak isterim... Telaşlanmayın! Rüyaydı, rüya! Geçti! Çözüm mözüm yok! Monobadide KTC yürüyüşü sürecek! Ve sonsuza dek, şu anda olduğu gibi de yaşayacak! Kıbrıslı Türkler de, inşallah Londra'da çok büyük bir salonda her yıl festivalcik düzenleyip buluşacak... Kıbrıslılar ölülerini Edmonton'daki tottenham Park Mezarlığı'na gömecek! Mevlit ya da dua mı? Okumasanız da olur!)

Bir daha "Kıbrıs sorununa çözüm bulma amaçlı müzakereler sürüyor... " lafını işitmeyeceğim bir yerde olmak istiyorum!

Söz veriyorum, Google'da, hayatım boyunca "Kıbrıs, Κύπρος, Cyprus" diye bir şeyi de aramayacağım...

Usandım yahu!

Mesele isim değil!

Bir hırsız, elinde küçük feneri ile bir evi soymaya başlamış... Çok değerli eşyaları bulmuş. Her birini torbasına atarken, "İsa seni izliyor" diye bir ses işitiyormuş! Hırsız sağa sola bakıyor, korkuyor da ama kimse ortada yok!

Tekrar torbaya eşya koyuyor; bu arada ses yine geliyor: "İsa da Tanrı da seni izliyor"...

Dayanamıyor, ışıkları açıyor bir de ne görsün, kapının üst kısmında bir kafes ve kafeste bir papağan!

Hırsız, "sen de kimsin?" diyor bir anda?

Papağan, "Benim adım Hazreti Musa!" diyor!

Hırsız, "Allah aşkına, hangi manyak sana bu ismi verdi?" diye soruyor!

Papağan yanıtlıyor; "Bilmem ama arkanda Hazreti İsa isimli Rottweiler sana bakıyor"!

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.