HUNKAR SAG GIYDIRME
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

27.02.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Irkçı ulusalcılık tehlikesi

İngiltere yıllarımdı... 1994’te yerleştim o ülkeye... 2008’e kadar da orada yaşadım... Çok huzurlu, son derece demokratik, çok kültürlü, tam bir kültürler mozaiği, kozmopolit keyif vardı...

Bir gün trafikte suç işlemiştim...

Suçu işlediğim bölge, okullarında 140 farklı dili birinci veya ikinci dil olarak konuşan son derece “karışık” etnik kökeni bulunan bir bölgeydi...

Ve İngiltere’de ayrımcılık ya da ırkçılık çok ciddi suçtu...

İrlanda ya da Laz şakası yapmanız bile sorgulanabilirdi...

Buna rağmen, trafik suçumla ilgili tartıştığım bir “güvenlik” veya “trafik” görevlisi, aksanıma ve tipime bakıp yabancı olduğumu anladığı anda, her kelimeden sonra “f” harfi ile başlayan küfrü de yerleştirip, “... Eğer bu ülkeyi sevmiyorsan beğenmiyorsan, kendi ülkene git” demişti...

Irkçılığa, ayrımcılığa; ırkçılık ve ayrımcılıkla karşılık vermenin anlamı yok.

İngiltere’de kaldığım sürece, ciddi ırkçı bakışlara, tavırlara, hakaretlere tanıklık ettim; hatta daha farklı şekillerde sözlü saldırıya da uğradım...

“Yaşadığım, çalıştığım, vergisini ödeyip hizmetlerinden faydalandığım her ülke benim vatanımdır” felsefesinden hiç ayrılmadım... Çalıştım, vergimi ödedim, hizmetlerinden faydalandım hatta ulusal futbol takımını bile yürekten destekledim...

Bir futbol takımının da koyu taraftarı oldum...

Küreselleşme, kültürel farklılıkların bir arada yaşamasını hep zenginlik olarak gördüm.

Ama ne yazık ki, küreselleşme çöktü...

Küreselleşmenin çökmesinin ilk sebebi, “ekonomik kriz”di...

Birçok ülkede, göçmenlere tepkiler çoğaldı.

Kimse, paylaşmayı düşünmedi.

Göç de çok ciddi boyutta artınca, önce İngiltere, “ben bu AB’den çıkarım, ben üstün bir ırkım” endamıyla, ırkçı parti ve kişilerinin yönettiği kampanyalarla, Brexit kararını aldı...

Öncesinde, küresel barış ve kardeşliğin temsilcisi olabilecek bazı siyasi hareketlenmeler yaşanmıştı ama hepsi cılız kalınca; Brexit, Amerika’daki seçimleri tetikledi.

Açıktan ırkçı, dışlayıcı ve saldırgan bir “salatalık”, Amerika’ya başkan seçildi...

Hollanda, Danimarka, Belçika, Fransa, Avusturya, Almanya gibi ülkelerde, ırkçılık öne çıktı...

Irkçılıktan muzdarip Türkiye’de ise Türk – Kürt meselesi tam çözüldü derken, ipler koptu... Muhteşem bir demokrasi şansı oluşan bu ülkede, ırkçılık karşılıklı olarak yükseldi ve felaket noktasına geldi.

AB’nin, İngiltere’nin ve Amerika’nın, Dünya’daki ya da kendi ülkemiz Kıbrıs’taki “ırkçı milliyetçiliğe” dizgin çekebilecek durumu ortadan kalktı...

AB, İngiltere ve Amerika bir yana; Fransa, Yunanistan ya da Türkiye’de “küreselleşme, kültürel ve etnik barış” ortadan kalkınca, kimsenin bize “şu hatalıdır, ELAM kapatılmalıdır” gibi çıkışlarla yaklaşması söz konusu olmadı.

Barış, çözüm, uzlaşı gibi “hoş” yaklaşımlar tabiri caizse “moda” olmaktan çıktı...

Gerginlikler, “yabancı düşmanlığı”, “ırkçılık”, “göçmen karşıtlığı” moda oldu...

Evet, bütün bunlar Kıbrıs sorununu etkiledi.

Artık bizim yaşantımızın çok önemli parçası olan İngiltere, 1990 veya 2000’li yıllardaki gibi “hoşgörülü” değil... Sokakta bana, “beğenmezsen kendi ülkene git” diyen tiplerin sayısının çok arttığı söyleniyor...

Kısacası, Dünya “kötüye” doğru gidiyor... Hatta Dünya kötü bir noktada...

Bundan Kıbrıs’ın en az etkilenebilmesi için, liderlerin “kışkırtıcı”, “rest çekici”, “kavgacı”, “gofdoroz”, “horoz” tavırlardan uzaklaşması gerekiyor.

Anastasiadis de Akıncı da şu anda, “moda ulusalcılık” noktasındadır...

Düşmanca davranmaktadır.

Evet, ELAM hatası çok ciddi bir hataydı...

Evet, tepki gösterilmeliydi...

Ama, havalara girmek, “şunu yapın, bunu yapın, masaya öyle dönerim” demek, doğru bir tavır değildir.

Anastasiadis ve DİSİ, yaptıklarının hata olduğunu anlamıştır.

Bunun da ötesinde, Rum toplumu, hassas olduğumuz bir konuyu daha iyi kavramıştır.

Daha da ötesinde, Kıbrıs sorununun sadece 1974’te gerçekleşen bir “darbe” ve sonrasındaki “işgal ve istila” meselesi olmadığı da kavranmıştır.

Dünya’daki modaya karşı direnç gösteremezsek, bir kez daha yükselecek milliyetçiliğin, küçücük Kıbrıs Adası’nda kapanamayacak yaralar açması muhtemeldir.

Pakistan’a gidecek olan Akıncı’nın, bu konuyu bir kez daha düşünmesi ve daha önce de yazmıştım; “eğer mesele bittiyse, bizden gizlememesi” elzemdir.

Sivil toplum örgütleri de, başkanları ziyaret etmek, saçma sapan ve çok uzun basın bildirileri ya da mektuplar yazmak yerine, aktif sokak eylemleri yapmazsa, ne müzakere kalacaktır, ne de çözüm...

Irkçılık kazanacaktır.

Irkçılık, milliyetçilik, ne insanların, ne de toplumların huzurudur...

Irkçılık ve milliyetçilik ya da ulusalcılık; felakettir. İnsanlığın acı çekmesidir...

Çok ciddi bir sorun

Kimse, yaşı şu kadardır ya da bu kadardır diye trafiğe çıkmaya men edilemez...

Ancak, yaşlılık veya hastalık nedeniyle araç kullanmaması gerekenler elbette olabilir...

Bu konuda, birçok ülkede farklı uygulamalar vardır.

İngiltere’de 70 yaşına geldiğinizde ehliyetinizi yenilemek zorundasınız... Yani yeniden sınava gireceksiniz...

Eğer sağlığınızda, sürüşünüzü etkileyebilecek bir sorun varsa ve bu sorunu trafiği, ehliyetleri düzenleyen kuruma bildirmemişseniz, 1000 sterlin ceza alabilirsiniz... Eğer aynı durumda basit bir trafik kazası dahi yaparsanız, tutuklanabilirsiniz...

Basit trafik kazası...

Sürüşlerini olumsuz etkileyebilecek sağlık sorunu olan sürücülerin trafikte olmaması lazım... Eğer varsa, kendilerine mavi renkli belge verilir, o belge araca yapıştırılır veya yerleştirilir ve ona göre hem sürücünün hem de karşı taraftakilerin daha dikkatli araç kullanılması sağlanır.

Girne’de geçtiğimiz gün bir motosikletliye çarpan sürücü 72 yaşında...

Eminim sigortası, ehliyeti falan sorunlu değildir... Seyrüseferi de vardır...

Ama, avukatının mahkemede beyan ettikleri, bana çok “ürkütücü” gelmiştir...

Avukat diyor ki, “müvekkilim kanser hastasıdır, kemoterapi almaktadır, beyninde apne vardır ve sık sık kendini kaybedip bayılmaktadır”...

Belki de avukatın bunları söylemesinin maksadı, müvekkilinin tutukluluk süresini karakolda geçirmemesini sağlamak olabilir ama dünkü KIBRIS’ta, sür manşette bu konuyla ilgili şu başlığı kullandık:

“İyi de trafikte ne işi vardı?”

Bu konu çok titizlikle değerlendirilmeli, benzer sürücüler varsa, sağlık kontrolleri mutlaka yaptırılmalıdır...

Acildir...

Kimseyi suçlamaya gerek yok...

Ama, kimseyi öldürmemek lazım... Ölümüne sebep olmamak lazım...

Deve ile insan arasındaki en önemli fark!

Sizce deve ile insanoğlu arasındaki en önemli fark nedir?

Geçenlerde bir yerde okudum...

Efendim, bir deve, yedi gün hiç bir şey içmeden çalışabiliyormuş...

İnsan ise tam tersi, yedi gün hiç çalışmadan içebiliyor...

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.