HUNKAR SAG GIYDIRME
CYPRUS TODAY
Serhat İNCİRLİ

Serhat İNCİRLİ

12.01.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

İyi hükümet, radikal karar alabilen hükümettir

Radikal kararlar alabilmek, popülist hükümetler için çok kolay bir şey değildir.

KKTC'de popülizm, siyasetin kültürüdür...

Dolayısıyla KKTC'de hükümetlerin radikal kararlar alabilmesi daha da zordur.

Mesela devlet memuru doktorların özelde de çalışması durumu...

Şu anda İngiltere'de az da olsa uygulanan bir radikal sistem, Londra'da çok yaygın halde yaşama geçirilmeye çalışılıyor.

Nedir bu?

Obezlerle sigara tiryakilerinin ameliyat edilmemesi...

Sen sağlığına dikkat etmiyorsun, kilo alıyorsun, kendi yapman gerekeni yapmıyorsun ve devletten ameliyat mı bekliyorsun?

Yazık değil mi vergi mükelleflerinin parasına?

Evet, aşırı şişmanlık ve sigara tiryakiliği, "kişisel" hatalar...

Ve bu hatalar nedeniyle, vergi mükelleflerinin parasının boşa harcanmamasına çalışılacak.

Bir şekilde, "hem tasarruf", hem de "sağlıklı yaşam teşviki"...

İkinci bir uygulama durdurma planı ise "tüp bebek"...

Ulusal Sağlık Sistemleri, tasarruf tedbirleri kapsamında, tüp bebek tedavisini de durduracak.

Bunlar, radikal kararlardır; toplum içerisinde şişman, tiryaki ya da çocuk yapamayanları olumsuz etkileyecek... Ama devletin bu kararları alma zorunluluğu var...

Bizde mi?

Düşünülmesi lazım...

Halkın vergileri ya da Türkiye'nin yardımları boşa harcanmamalı...

Mesela Cenevre...

Cumhurbaşkanlığı, Cenevre'ye gidecek gazetecilerin uçak ve otel masraflarını karşılamalı mıydı?

Veya siyasi parti başkanlarının masrafları devlet tarafından mı ödenmeliydi?

Aşırı hayırcı bir grup var Cenevre'ye giden... Bu grubun parasını neden ben ödeyeyim ki?

Gibi...

Ama ne demiştik?

Biz Meksikalı olmadığımız için, hesap sormayı da bilmiyoruz...

Dernek bile kursak, bizim masraflarımızı "devlet" karşılamaz!

Bu ülkede devletten "para yiyebilmek" için, beş parmağı çok iyi kullanmak gerekiyor anlayacağınız!

Efendim, ne olmuş yani 72 bin Euro ödenmişse!

Efendim, ne olmuş yani!

Doğru!

Bir şey olmamış!

Şikayetim de yok!

Sadece yazdım!

Bilginize getirdim!

Keşke tüm boşa giden bu olsaydı!

İyi hükümet, ülkenin geleceğinin hesabını çok iyi yapıp, radikal kararlar almaktan çekinmeyen hükümettir.

Polis arabasından çıkan duman, beni zehirlememeli

Korkmadan hak aramak çok onurlu bir şeydir...

Vatandaş olarak hakkınız yeniyorsa ya da devletin hatalı bir davranışından dolayı olumsuz etkilenecekseniz, etkileniyorsanız, hakkınızı arayacaksınız.

Bizde bu kültür çok yaygın değil.

Neden?

Çünkü demokrasimiz tam yerleşmiş değil.

1958'den beri askeri uygulamalar çok hakim; hala ateşkes halindeyiz falan...

Sakın Türk Silahlı Kuvvetleri'ni eleştirdiğim yargısına varmayın. Kızarım ha!

Alakası yok...

Hak aramayı pek bilmediğimiz, korkutulduğumuz ve korktuğumuz için de; bir çok konuda oturup, ağzımızı ayaza açıyoruz...

Oysa, dün bir İngiliz gazetesinde "hak aramakla" alakalı çok ilginç bir habere rastladım.

Londra'nın bir bölgesinde vatandaşlar, polis araçlarının park halindeyken çalışır durumda bırakılmasından şikayetçi olmuşlar...

Neden?

Çünkü bir araç park halinde çalışırken ciddi hava kirliliği yaratıyor.

Karakolun komşuları rahatsız olmuş, karakol amirine yazı yazmış, olmamış, mesele daha ileri taşınmış.

"Yani bizim nice derdimiz, sorunumuz var, Sterlin anamızı ağlattı; şu İngilizler de amma şeyle uğraşıyor ha!" diyebilirsiniz!

ama, dövizden mahvolma noktasıyla da alakalıdır bu bahsettiğim!

İnsanlar ekzozdan çıkan dumana karşı ayaklanabiliyor; biz elimizden yaşantımızın çalınmasına rağmen, uyuyoruz, uyuz uyuz soğukların geçmesini ve tekrar güneşli günlerle birlikte mangal başına dönmeyi düşünüyoruz!

En iyi yaptığımız da o zaten... Mangal keyfi.

Neyse, polisler neden araçlarını çalışır halde bırakıyor meselesini de merak etmiş olabilirsiniz...

Efendim, ben de merak ettim. Haberde o da var...

Meğer, bu polis araçları bilgisayar yüklüymüş...

Hani yılda giderken, damındaki kamera vergi borcu ya da cezası ödenmemiş bir plaka tespit ederse, içeriye bildiriyor ya... O ve benzer sistemler... Ve bu sistemlerin sürekli "on" olabilmesi için, motorun kapatılmaması gerekiyormuş... E benzin da gidiyor bu arada ya; o da ayrı bir mesele... Herhalde 24 saat çalıştırmıyorlar... Yemek arası falan...

Arap Baharı mı demiştiniz?

Adına da "bahar" demişlerdi...

Ne ilginç değil mi?

Bahar!

Bahar, daha çok "güzelliği" anlatır...

İlkbahar da sonbahar da hep pozitif algılardır...

İlkbaharda çiçeklerin açması anlatılır hep... Mis kokular falan...

Sonbahar, romantizm mevsimidir. Yapraklar dökülür, nefis manzaralar ortaya çıkar.

Aslında küresel ısınma mıdır değişim midir, artık mevsimleri de bunalımlı hale soktu ama neyse...

Bizim bahsedeceğimiz, Arap Baharı'ydı... Daha çok siyasi mevsimlerle ilgiliydi...

Tunus'la başladı... Pek de başarısız olmadı orada... Ama sonrası, tam fiyaskoya dönüştü...

Mısır'a askeri yönetim geldi.

Suriye'de on binlerce insan öldü.

Libya'da bir devrin en güçlü diktatörü linç edilerek öldürüldü, tam bir vahşet ve ardından tam bir yıkım yaşandı.

"Bahar", "karakış" ya da "kavurucu yaz" oluverdi.

Suriye ile ilgili rakamlar çok ürkütüyor...

25 milyon nüfuslu ülkede neredeyse 500 binden fazla insan yaşamını yitirdi.

11 milyon insan evini kaybetti, göç etti. 5 milyon Suriyeli ülkeden kaçmak zorunda kaldı.

Albay Kaddafi yönetiminde son derece "kararlı" ve "sağlam" bir ülke olan Libya şu anda mahvolmuş haldedir.

Neden?

"Demokrasi götürücüler" yüzünden dersek, yanlış mı yapmış oluruz?

Evet Libya'yı bir diktatör yönetiyordu ve evet orada demokrasi yoktu...

Peki şimdi demokrasi cenneti mi oldu Libya?

Libya'yı çeşitli milis gruplarla savaş ağaları yönetiyor... Ve ülke paramparça...

Libya'da çeşitli bölgecikleri kontrolü altında tutan bin 500'den fazla milis gruptan söz ediliyor.

Demokrasi!

İnsan gülsün mü üzülsün mü bilemiyor...

Kimse de hesabını sorsun istemiyor...

Haaaaa, Donald Trump'ı çok deli buluyoruz değil mi?

Ama Libya'ya da bu muhteşem demokratik cangılı getirenler, o çok akıllı ve iyi oğlanla iyi kız Barack Obama ile Hilary Clinton değil miydi?

Şu anda Libya'da gerçek anlamda insanlık trajedisi ve kaos yaşanıyor.

Neredeyse Londra'dan Lefkoşa'ya kadarki mesafe uzunluğunda sınırı olan bir ülkedir Libya... 4 bin kilometrelik sınırı var... Neresini - nasıl kontrol edeceksiniz?

Giren - çıkan belli değil. Kimin kimi öldürdüğü de belli değil... Ahşap bir tekne bulan, İtalya'ya kaçmak için denize açılıyor... Ve çoğu Akdeniz'de kaybolup gidiyor...

Libyalı milisler bu insan trajedisinden, insan kaçakçılığından milyonlar kazanıyor. İnsan başına bin hatta 2 bin Dolar alınıyor ve kaçan insan sayısı, 100 binlerle ifade ediliyor.

8 gün sonra resmen Amerika Birleşik Devletleri Başkanı olacak Donald Trump'tan medet umanlar var...

Şaka gibi...

Ve bu şakada, binlerce Afrikalı, Orta Doğulu, "bahar" adıyla çıktıkları yolda, Akdeniz'in karanlık derinliğinde kayboluyor, o kadar! Boğulmayanlar mı?

Gittikleri ülkelerde en azından "yaşıyorlar"... Buna "yaşamak" diyebilirseniz!

Sahi, Arap Baharı'nın amacı neydi?

Demokrasiiiii!

Demokrasi ölüm mü ki?

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.